Yaklaşan yerel seçimler öncesi, bir anlamda nabız almak üzere yolum yine emektar çukur kahveye düştü. Oradaki tartışmaları yine özlemişim. Hem güleriz, hem de eski arkadaşlar ile laflarız umuduyla yola düştüm. Bursaray yolculuğunun hemen başında, gözüm eski tabakhaneler bölgesine takıldı. Yarım kalmış bir inşaat ve malzemeler dikkatimi çekti. Benim o alana dikkat kesilmem üzerine, yanımdaki orta yaş kuşağından bir adam “Yıllarca burada tabakhanede çalıştım. Toprağı azıcık eşeleseniz su fışkırırdı. O arada farelerin hücumuna uğrardık. Şimdi kalkmışlar burada toplu konut yapıyorlar anlamadım.” diyerek beni mi aydınlattı, yoksa içini mi döktü ben de anlayamadım. Sadece kafamı sallayarak “haklısınız” demek istedim. Zaten bu arkadaş bir durak sonra indi gitti. Söylediklerini bir kez daha düşününce ve eski bir tabakhane sahibinden daha önce aldığım bilgi doğrultusunda, ‘malum seçim dönemindeyiz, her şey yapılır böyle zamanlarda’ diye bir kez daha yorumladım bu projeyi.
Bir de baktım zaman hızlıca geçmiş ineceğim duraktayım. Ağır adımlarla kahveye doğru yöneldim. Yol üzerinde yeni açılmış simitçi dükkanları, seyyar satıcılar mesai yapıyor. Orta yaşın üzerindeki kadın ve erkekli gruplar da kış güneşinin nimetinden yararlanmak ister gibi, dükkanların önünde oturmuş çay içiyorlardı. Düşündüm çay ve simit yeseler ne ücret öderler diye…Malum, her pahalılık döneminde çay-simit hesabı yapılıyor ya, o aklıma geldi benim de…
Bir de baktım çukur kahvenin önüne gelmişim. İçeri girdim, iki masa doluydu. Birinde delikanlı Tahir yine bulmaca çözüyor, diğerinde de memur Orhan ile Yörük Himmet abi yüksekçe bir tonda tartışıyor. Neyi tartıştıklarını sordum ama ben de şaşırdım. Himmet abi ısrarla “gazetede okudum valla, biri Diyanet’in sitesine soru göndemiş ve kocanın hanımını dövme yetkisi va mıdır’ diye sormuş. Cevaba bakıve hele…’Fıkıf kitaplarında dövmenin kadına zarar vememesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması gerektiği ifade ediliyomuş. Bu ne demek şimdi? Dövmeyin mi, yoksa acıcık dövün de akıllansın mı demek istiyola… Ben anlamadım valla.” Konu çok karışık, ama düşündürücü de…
Bu kadar sorunun arasında, adam bula bula bu sorunun cevabını mı merak etmiş, beni de şaşırttı duyduklarım. Memur Orhan suskunluğunu bozarak “ Bence bu soru da cevabı da değiştirilerek yansımış gazeteye. Böyle saçmalık olur mu?
Bu sırada şair Mikail gülümseyerek içeri girdi. Kibar adamdır. Saygılıdır ve hemen her konuda söyleyecek bir şey bulur. Ortamı yumuşatmak için bu konuyu ona anlatıp ne anladığını sordum. Gülerek yanıtladı…“Abi bu kadar saçmalık arasında bunu mu bulmuşlar. Daha neler var neler bu konuda sorulan…Yeni bir fetvaya göre, faks,SMS ve internet mesajı ile bir adam isterse karısından boşanabilirmiş… He heeehhee…Ne günlere geldik be arkadaş.”
Bu sözleri dinleyen delikanlı Tahir, kafasını bulmacadan kaldırdı ve “Ne biçim, saçma sapan işlerle uğraşıyonuz arkadaşlar…Aldğınız yeni zamlı emekli maaşına baksanıza bunlarla uğraşcanıza... Konuşçak hal mi kaldı bizlerde…Bir de utanmadan bu seneye emekliler yılı demişler.Dalga mı geçiyorlar, her emekliyi saftirik mi sanıyorlar. Güya bizi sevindirerek, veremediği zammın acısını unutturcaklar…Hepsinin….”
Bu sözler üzerine yine derin bir sessizlik hakim oldu kahveye…
Kısa bir aranın ardından Himmet abi yine başa döndü ve “ televizyonda gödüm, bir adam vaa, galiba o da ilahiyatçı ama çok diğişik biri…
Din görevlisiyken görevden almışla…Sona ne olmuş biliyonuz mu, bi dernek ödül vemiş işten atıldıktan sona ona…Derneğin adı da onuncu köymüş. Yani dokuz köyden kovulanları kolluyolamış…” Bir gülüşme koptu kahvede… Delikanlı Tahir yine ciddiyetini bozmadı. “Aman bizim kahveci Ender duymasın, gelir burayı dernek yapın der, onuncu köyün benzerini koyuverir hemen tabelaya…” Bu kez ortam yumuşadı, gülüşmelerin dozu daha da arttı ve çaylar söylendi. Uzun sayılacak bir çay molasının ardından, Mikail yine bombayı patlattı. “Duydunuz mu, aslında bizim vatandaşımız biri , yıllar önce uzaya gitmiş. Suriyeli olan bu adam vatandaşlık da almış..Eee şimdi ne olcak, Alper Gezeravcı ikinci mi olcak? Olsun yine de sevinmeliyiz. Uzaya astronot gönderen kırk yedinci (47) ülke olmuşuz. Bir de önceden giden Suriye asıllı vatandaşımız var, siz ona bakın, bırakın maaşı emekliler yılını…
Önce suskunluk oldu, galiba herkesin neşesi de kaçmıştı. Mikail hikayenin sonunu da tamamladı ama... “Hani bu yıl emekliler yılıydı, onu geri alalım astronotlar yılı olsun, biz de bahane ile havalara uçmuş oluruz.N e dersiniz?” Homurdanmalar arasında, sigara molası için herkes kahveden bahçeye geçti, bana da dönüş yolu göründü.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
Çukur kahvede emekliler yılı !
Yaklaşan yerel seçimler öncesi, bir anlamda nabız almak üzere yolum yine emektar çukur kahveye düştü. Oradaki tartışmaları yine özlemişim. Hem güleriz, hem de eski arkadaşlar ile laflarız umuduyla yola düştüm. Bursaray yolculuğunun hemen başında, gözüm eski tabakhaneler bölgesine takıldı. Yarım kalmış bir inşaat ve malzemeler dikkatimi çekti. Benim o alana dikkat kesilmem üzerine, yanımdaki orta yaş kuşağından bir adam “Yıllarca burada tabakhanede çalıştım. Toprağı azıcık eşeleseniz su fışkırırdı. O arada farelerin hücumuna uğrardık. Şimdi kalkmışlar burada toplu konut yapıyorlar anlamadım.” diyerek beni mi aydınlattı, yoksa içini mi döktü ben de anlayamadım. Sadece kafamı sallayarak “haklısınız” demek istedim. Zaten bu arkadaş bir durak sonra indi gitti. Söylediklerini bir kez daha düşününce ve eski bir tabakhane sahibinden daha önce aldığım bilgi doğrultusunda, ‘malum seçim dönemindeyiz, her şey yapılır böyle zamanlarda’ diye bir kez daha yorumladım bu projeyi.
Bir de baktım zaman hızlıca geçmiş ineceğim duraktayım. Ağır adımlarla kahveye doğru yöneldim. Yol üzerinde yeni açılmış simitçi dükkanları, seyyar satıcılar mesai yapıyor. Orta yaşın üzerindeki kadın ve erkekli gruplar da kış güneşinin nimetinden yararlanmak ister gibi, dükkanların önünde oturmuş çay içiyorlardı. Düşündüm çay ve simit yeseler ne ücret öderler diye…Malum, her pahalılık döneminde çay-simit hesabı yapılıyor ya, o aklıma geldi benim de…
Bir de baktım çukur kahvenin önüne gelmişim. İçeri girdim, iki masa doluydu. Birinde delikanlı Tahir yine bulmaca çözüyor, diğerinde de memur Orhan ile Yörük Himmet abi yüksekçe bir tonda tartışıyor. Neyi tartıştıklarını sordum ama ben de şaşırdım. Himmet abi ısrarla “gazetede okudum valla, biri Diyanet’in sitesine soru göndemiş ve kocanın hanımını dövme yetkisi va mıdır’ diye sormuş. Cevaba bakıve hele…’Fıkıf kitaplarında dövmenin kadına zarar vememesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması gerektiği ifade ediliyomuş. Bu ne demek şimdi? Dövmeyin mi, yoksa acıcık dövün de akıllansın mı demek istiyola… Ben anlamadım valla.” Konu çok karışık, ama düşündürücü de…
Bu kadar sorunun arasında, adam bula bula bu sorunun cevabını mı merak etmiş, beni de şaşırttı duyduklarım. Memur Orhan suskunluğunu bozarak “ Bence bu soru da cevabı da değiştirilerek yansımış gazeteye. Böyle saçmalık olur mu?
Bu sırada şair Mikail gülümseyerek içeri girdi. Kibar adamdır. Saygılıdır ve hemen her konuda söyleyecek bir şey bulur. Ortamı yumuşatmak için bu konuyu ona anlatıp ne anladığını sordum. Gülerek yanıtladı…“Abi bu kadar saçmalık arasında bunu mu bulmuşlar. Daha neler var neler bu konuda sorulan…Yeni bir fetvaya göre, faks,SMS ve internet mesajı ile bir adam isterse karısından boşanabilirmiş… He heeehhee…Ne günlere geldik be arkadaş.”
Bu sözleri dinleyen delikanlı Tahir, kafasını bulmacadan kaldırdı ve “Ne biçim, saçma sapan işlerle uğraşıyonuz arkadaşlar…Aldğınız yeni zamlı emekli maaşına baksanıza bunlarla uğraşcanıza... Konuşçak hal mi kaldı bizlerde…Bir de utanmadan bu seneye emekliler yılı demişler.Dalga mı geçiyorlar, her emekliyi saftirik mi sanıyorlar. Güya bizi sevindirerek, veremediği zammın acısını unutturcaklar…Hepsinin….”
Bu sözler üzerine yine derin bir sessizlik hakim oldu kahveye…
Kısa bir aranın ardından Himmet abi yine başa döndü ve “ televizyonda gödüm, bir adam vaa, galiba o da ilahiyatçı ama çok diğişik biri…
Din görevlisiyken görevden almışla…Sona ne olmuş biliyonuz mu, bi dernek ödül vemiş işten atıldıktan sona ona…Derneğin adı da onuncu köymüş. Yani dokuz köyden kovulanları kolluyolamış…” Bir gülüşme koptu kahvede… Delikanlı Tahir yine ciddiyetini bozmadı. “Aman bizim kahveci Ender duymasın, gelir burayı dernek yapın der, onuncu köyün benzerini koyuverir hemen tabelaya…” Bu kez ortam yumuşadı, gülüşmelerin dozu daha da arttı ve çaylar söylendi. Uzun sayılacak bir çay molasının ardından, Mikail yine bombayı patlattı. “Duydunuz mu, aslında bizim vatandaşımız biri , yıllar önce uzaya gitmiş. Suriyeli olan bu adam vatandaşlık da almış..Eee şimdi ne olcak, Alper Gezeravcı ikinci mi olcak? Olsun yine de sevinmeliyiz. Uzaya astronot gönderen kırk yedinci (47) ülke olmuşuz. Bir de önceden giden Suriye asıllı vatandaşımız var, siz ona bakın, bırakın maaşı emekliler yılını…
Önce suskunluk oldu, galiba herkesin neşesi de kaçmıştı. Mikail hikayenin sonunu da tamamladı ama... “Hani bu yıl emekliler yılıydı, onu geri alalım astronotlar yılı olsun, biz de bahane ile havalara uçmuş oluruz.N e dersiniz?” Homurdanmalar arasında, sigara molası için herkes kahveden bahçeye geçti, bana da dönüş yolu göründü.