Günümüzün ülke yönetimini anlatan, ama diğer yandan da yürekleri sızlatan bir mülakat mağduru gencin hazin hikayesinden söz edeceğim bu gün…Buna benzer ama, hiç de kalp kırıcı olmayan bir sınav maceram yıllar önce benim de başımdan geçmişti. Liseyi bitirdikten sonra, üniversite sınavının yanı sıra,
(O dönemde bu sınava sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılabiliyordu) Bursa’daki Eğitim Enstitüsü sınavına da katılmıştım. Sonra da sözlü mülakata çağrıldım. Sıcak bir yaz günüydü, kısa kollu bir tişört ve normal bir pantolon ile, sınav heyetinin karşısına çıktım. Sanırım üç kişilikti heyet..Herkesin gözü sözleşmiş gibi benim kısa kollu tişörtümün üzerindeydi. Konuyu idrak etmem biraz geç oldu ama, üyelerden biri soy adımdan beni tanıdı ve babamı sordu. Kısa süre sonra da odadan çıktım. Dışarıdaki tecrübeli arkadaşlarım:
“Ne yaptın? Bu kıyafetle bu sınava girilir mi “ dediler.Çünkü öğretmenlik mesleği için, dış görünüm ve ciddiyet çok önemliymiş meğer…Gençlik işte, pek de kulak asmadım. Bir süre sonra B.İ.T.İ Akademisi’nden, kayıt olmam için mektup aldım ve kaydımı yaptırdım. Yaklaşık bir ay sonra da Eğitim Enstitüsü’nden de yanıt geldi ve sosyal bilgiler bölümüne kayıt yaptırmam istendi. Ama ben okuluma devam ettim.Belli ki, o bakışlar ve kıyafetim pek de zarar vermemiş sözlü sınava… Bunu uzunca biçimde anlatma nedenim, bazı meslekler için “dış görünüm” büyük önem taşıyormuş” bunu anladım. Ama söz konusu ve bu günkü makalemin konusundaki gencin başına gelen, iddialı olacak ama, hiçbir İktidar döneminde kimsenin başına gelmez, hatta gelemez. Tam bir rezalet yani. Şimdi de bu haksızlığın nasıl yapıldığına dair bilgilendirmeye geçelim. Konunun muhatabı gencin adı Emre Pişiren. Hasta bir baba ve ev kadını bir annenin yoksul çocuğu… Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuymuş. Sevdiği ve çok istediği “Hakimlik Sınavı” için çalışmış ve üç kez de mülakata katılmış. İlkinde 8. olmuş ama sonraki iki sınavdan birinci olarak ayrılmış. Hatta ikinci sınavda, hiç alakasız yerlerden soru üretmişler.Son sınavda ise tam 98.5 puan alarak “sınavlar rekorunu” kırmış.. Bu son sınavın mülakatı sırasında da konuyla hiç alakası olmayan soruları yine sormuşlar ve kendi kendileri ile bile dalgageçmişler. Bu da çok ilginç…Emre’nin sınavı kaybetme gerekçesi olarak suçluyu da hemen bulmuşlar. Emre Pişiren’e elbisesi için “Uygun değil” diyerek çok önemli bir bahane üretmişler !!! Pes yahu…Eğer bu olay harfi harfine doğru ise, sözün bittiği yerdeyiz demektir bunun adı. Emre Pişiren’e yapılan “işkence” bu kadarla da kalmamış meğer. Mülakat komisyonunun başkanı, hem de Adalet Bakan Yardımcısı olan Ramazan Can’mış …Yane adalet dağıtmasını beklediğimiz kurumun ikinci adamı…Bu önemli zat, yıllar önce milletvekili iken yaptığı bir konuşmada “Arkadaşlar ben Amerika’ya gittim.(Güleni) ziyaret ettik. 17-25 Aralık öncesinde, gerek ticarette,gerek siyasette, gerekse bürokraside yükselme o yolla oluyordu.” demişmiş o yıllarda…Bozuk saat bile günde bir kere doğruyu gösteriyor bu olayda baş roldeki zat gibi!! !Söz bitti, sıra neye geldi desem ? Ne yalan söyleyeyim, onu ben de bilmiyorum. En fazla “zamanın ruhu” der geçerim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
Elbise kurbanı hakim adayı!
Günümüzün ülke yönetimini anlatan, ama diğer yandan da yürekleri sızlatan bir mülakat mağduru gencin hazin hikayesinden söz edeceğim bu gün…Buna benzer ama, hiç de kalp kırıcı olmayan bir sınav maceram yıllar önce benim de başımdan geçmişti. Liseyi bitirdikten sonra, üniversite sınavının yanı sıra,
(O dönemde bu sınava sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılabiliyordu) Bursa’daki Eğitim Enstitüsü sınavına da katılmıştım. Sonra da sözlü mülakata çağrıldım. Sıcak bir yaz günüydü, kısa kollu bir tişört ve normal bir pantolon ile, sınav heyetinin karşısına çıktım. Sanırım üç kişilikti heyet..Herkesin gözü sözleşmiş gibi benim kısa kollu tişörtümün üzerindeydi. Konuyu idrak etmem biraz geç oldu ama, üyelerden biri soy adımdan beni tanıdı ve babamı sordu. Kısa süre sonra da odadan çıktım. Dışarıdaki tecrübeli arkadaşlarım:
“Ne yaptın? Bu kıyafetle bu sınava girilir mi “ dediler.Çünkü öğretmenlik mesleği için, dış görünüm ve ciddiyet çok önemliymiş meğer…Gençlik işte, pek de kulak asmadım. Bir süre sonra B.İ.T.İ Akademisi’nden, kayıt olmam için mektup aldım ve kaydımı yaptırdım. Yaklaşık bir ay sonra da Eğitim Enstitüsü’nden de yanıt geldi ve sosyal bilgiler bölümüne kayıt yaptırmam istendi. Ama ben okuluma devam ettim.Belli ki, o bakışlar ve kıyafetim pek de zarar vermemiş sözlü sınava… Bunu uzunca biçimde anlatma nedenim, bazı meslekler için “dış görünüm” büyük önem taşıyormuş” bunu anladım. Ama söz konusu ve bu günkü makalemin konusundaki gencin başına gelen, iddialı olacak ama, hiçbir İktidar döneminde kimsenin başına gelmez, hatta gelemez. Tam bir rezalet yani. Şimdi de bu haksızlığın nasıl yapıldığına dair bilgilendirmeye geçelim. Konunun muhatabı gencin adı Emre Pişiren. Hasta bir baba ve ev kadını bir annenin yoksul çocuğu… Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuymuş. Sevdiği ve çok istediği “Hakimlik Sınavı” için çalışmış ve üç kez de mülakata katılmış. İlkinde 8. olmuş ama sonraki iki sınavdan birinci olarak ayrılmış. Hatta ikinci sınavda, hiç alakasız yerlerden soru üretmişler.Son sınavda ise tam 98.5 puan alarak “sınavlar rekorunu” kırmış.. Bu son sınavın mülakatı sırasında da konuyla hiç alakası olmayan soruları yine sormuşlar ve kendi kendileri ile bile dalgageçmişler. Bu da çok ilginç…Emre’nin sınavı kaybetme gerekçesi olarak suçluyu da hemen bulmuşlar. Emre Pişiren’e elbisesi için “Uygun değil” diyerek çok önemli bir bahane üretmişler !!! Pes yahu…Eğer bu olay harfi harfine doğru ise, sözün bittiği yerdeyiz demektir bunun adı. Emre Pişiren’e yapılan “işkence” bu kadarla da kalmamış meğer. Mülakat komisyonunun başkanı, hem de Adalet Bakan Yardımcısı olan Ramazan Can’mış …Yane adalet dağıtmasını beklediğimiz kurumun ikinci adamı…Bu önemli zat, yıllar önce milletvekili iken yaptığı bir konuşmada “Arkadaşlar ben Amerika’ya gittim.(Güleni) ziyaret ettik. 17-25 Aralık öncesinde, gerek ticarette,gerek siyasette, gerekse bürokraside yükselme o yolla oluyordu.” demişmiş o yıllarda…Bozuk saat bile günde bir kere doğruyu gösteriyor bu olayda baş roldeki zat gibi!! !Söz bitti, sıra neye geldi desem ? Ne yalan söyleyeyim, onu ben de bilmiyorum. En fazla “zamanın ruhu” der geçerim.