Bazı mütevazı bireyler vardır, tanır, konuşur ve de belirli bir konuyu tartışırsınız. Ama o hep vericidir, sizi bilgilendirir ama tevazu hep yanındadır. Böyle olunca da, çok yakından yaşamı hakkında bilgi sahibi olmasanız da, size güven verir, saygınlığınızı kazanır ve köşesinde bilge bir kişilikle oturur. Hani bir okul şarkısı vardır ya, sözleri “Orda bir köy var uzakta…Gitmesek de, kalmasak da o köy bizim köyümüzdürrr…” Aynen meslek büyüğümüz Ali Bilgiç gibi. Ali ağabey ile karşılaşmalarımızı saysak iki ya da üçü geçmez. Ama o hep orada, yani Yenişehir’de hep vardır. Bu şirin ilçenin, tarihine hakim, halkına dair bilgi sahibi, tam anlamıyla kasabanın bilgesi bir adam. Onun yaşamını merak eder bakarsanız, günümüzde önemini giderek yitiren “gazetecilik nosyonu” hakkında bir anda bilgi sahibi olur, hatta bilge bir kişiliğe bürünürsünüz. Çünkü 1 Ocak 1963 tarihinden bugüne, hiç aksatmadan haftalık Yenişehir Gazetesini çıkarmayı, bir ibadet gibi yaparak, okura saygısını yitirmeden ve de hiç yüksünmeden başardığını görürsünüz. Biraz da kendinizi sorgular, bazen içine düştüğünüz mesleki karamsarlık ile yüzleşirsiniz Ali ağabeyin bu 60 yıllık gazetecilik serüvenine bakarak…
Bu kararlı duruşu, istikrar rekorunu kendi hiç dile getirmese de, bazı kadirbilir kişiler onu çok iyi tanıdığı için, değerini ortaya koymayı bilir ve yeri geldiğinde de ödüllendirir. O her zaman sakin, kelime sarfiyatı yapmayan ve de duygularını şiirleri ile dile getiren bir kişiymiş zaten. Bu özelliğini öğrenince, bilge bir eda ile oturduğu sandalyesindeki sakinliğinin nedenini de bulmuş oldum. Bu sözleri sarf ederken, sakın ola birini övdüğümü falan düşünmeyin! Benimki sadece bir saygı duruşu…Bir meslektaşın sabrını, dikkatini ve de mesleğini yaşam biçimi yapışını karşıdan da olsa görüp öğrendiğim içindir. Aramızda zaten, bir çıkar ilişkisi olamaz, çünkü yüz yüze çok az gelmişliğimiz var, daha önce belirttiğim gibi…Yakın ve kadim dostum Binay Kazan’ın desteği ile Ali ağabeyi biraz daha yakından tanıma fırsatı buldum bu güne değin. Hele Yenişehir’e dair, nadir de olsa bir bilgi gerektiğinde, sanki bir kütüphane gibi başvurulacak adresin adı Ali Bilgiç olmuştur bazen…Bazen dediğime bakmayın, bu şirin kasabaya dair sürekli bir bilgilenme olmadığı için böyle bir cümle kurdum.
Eserler ödüller ve erişilemeyecek gazetecilik özelliği
Ali Bilgiç, çok sayıda basın kuruluşunun, kurucu veya üyesi. En önemli yanı, 1963 yılından beri ara vermeden çıkardığı Yenişehir Gazetesi ile de birlikte bir üne sahip. Çünkü Anadolu’da yayımlanan en eski ve devamlı gazete…Bu arada, gazete dışında, yazdığı eserler de var Ali Bilgiç’in…Hemen hepsi de Yenişehir’in tarihi ve kültürüne dair…Tutsak Gözler (1963), Kırık Senfoni (1970) ve Yeşil Hoca( 2001)
Bir şiir bir insan ve de dostları
Onun bu özelliklerini bilen dostları, başta Binay Kazan olmak üzere, Ali Bilgiç için Nilüfer’de Adranos Otel’de bir şiir dinletisi düzenlemişler. Tam 9 şair Ali Bilgiç’in 20 şiirini seslendirmiş. Bu çok anlamlı birlikteliğe katılan 75 sanatsever ve Ali Bilgiç dostu, bu önemli etkinliğe anlam kazandırmış.
Az konuşan, düşüncelerini ve aldığı haberleri, gazetesinde yazarak toplum ile ilişki kuran Ali ağabey, kendi ile yalnız kaldığında sanırım bu kez yüreğindeki duygular önündeki sayfalara yansımış. Bu nedenle, şiir dinletisinde kendisinin okuduğu bir şiiri ile ben de kapanışımı yapmak istedim. Binay Kazan’ın gönderdiği, Ali Bilgiç’in kaleminden işte o çok anlamlı şiir:
BİTMEDİ BU SEVDA
SEVDALIM
İşte yine mevsimlerden sonbahar
Ve aylardan kasım
Bitmedi bu sevda sevdalım
Bitmeyecekte galiba…
Sana yazdığım mektuplar
Çoğaldı yine bu ara
Dün akşam “Kuru İntihar”ı
Geleceğini okuyan bir falcı edasıyla
Okudum ağlayarak bir daha
Toprağa eğilen dallar gibi
Yine boynum büküktü
Hışımlı bir bakış fırlattım
Çaresizliğin suratına
Bitmedi bu sevda sevdalım
Bitmeyecekte galiba…
Bir akşamüzeri ansızın
Yağmur yüklü bulutlarla
Geçtin gönlümün gökyüzünden
Sen sılana dönen bir garip yolcu
Ben gurbette çekilen “off”lar gibiydim
Bildiğin yollardan
Hep bildiğin gibi geçtim
Silinmedi ayaklarımın
Kaldırımlar üzerindeki hüzünlü sesi
Ne bir tül sallandı geceye
Ne de bir pencere açıldı
Kadere karşı koyan virgül
Seni aşk diye kalbime noktaladı
Sonra bir kadehe güneşi doldurdum
Tüm mektuplarını yığdım masama
Bitmedi bu sevda sevdalım…
Bitmeyecekte galiba…
Güneşten yarı sararmış resminin önünde
Sus Mona Lisa’nın
Yüzyıllara hükmeden tebessümü
Leonarda Vinci
Firar etti mezarından
Batan güneşi ceplerine doldurdu Van Gogh
Kendini tekrar sefalete gömdü
Picasso boş bir yumurta kabuğuna
Doldurup tüm renkleri
Hışımla fırlattı tuvalin ortasına
Ama hiçbiri çizemedi yeniden seni…
Bir tabanca o soğuk yüzüyle
Usulca dayandı şakağıma
Sonra ÇOK’lar arasından bir “HİÇ”
Çekildi şikâyet ettiği yalnızlığından
Ağladı; duyanı olmadı
Çağırdı; geleni olmadı
Sevdi; seveni olmadı
Hiçbir şeyi yoktu ki zaten senden başka
Bitmedi bu sevda sevdalım
Bitmeyecekte galiba…
Kasım 1970
Bir bilge kişiliği, yaşarken şiir ve eserleri ile anma fırsatı her zaman doğmaz. Bu şansı bana yaratan başta değerli büyüğüm Ali Bilgiç ve kadim dostum Binay Kazan’a içtenlikle teşekkürler…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
Günümüzün filozofu Ali Bilgiç
Bazı mütevazı bireyler vardır, tanır, konuşur ve de belirli bir konuyu tartışırsınız. Ama o hep vericidir, sizi bilgilendirir ama tevazu hep yanındadır. Böyle olunca da, çok yakından yaşamı hakkında bilgi sahibi olmasanız da, size güven verir, saygınlığınızı kazanır ve köşesinde bilge bir kişilikle oturur. Hani bir okul şarkısı vardır ya, sözleri “Orda bir köy var uzakta…Gitmesek de, kalmasak da o köy bizim köyümüzdürrr…” Aynen meslek büyüğümüz Ali Bilgiç gibi. Ali ağabey ile karşılaşmalarımızı saysak iki ya da üçü geçmez. Ama o hep orada, yani Yenişehir’de hep vardır. Bu şirin ilçenin, tarihine hakim, halkına dair bilgi sahibi, tam anlamıyla kasabanın bilgesi bir adam. Onun yaşamını merak eder bakarsanız, günümüzde önemini giderek yitiren “gazetecilik nosyonu” hakkında bir anda bilgi sahibi olur, hatta bilge bir kişiliğe bürünürsünüz. Çünkü 1 Ocak 1963 tarihinden bugüne, hiç aksatmadan haftalık Yenişehir Gazetesini çıkarmayı, bir ibadet gibi yaparak, okura saygısını yitirmeden ve de hiç yüksünmeden başardığını görürsünüz. Biraz da kendinizi sorgular, bazen içine düştüğünüz mesleki karamsarlık ile yüzleşirsiniz Ali ağabeyin bu 60 yıllık gazetecilik serüvenine bakarak…
Bu kararlı duruşu, istikrar rekorunu kendi hiç dile getirmese de, bazı kadirbilir kişiler onu çok iyi tanıdığı için, değerini ortaya koymayı bilir ve yeri geldiğinde de ödüllendirir. O her zaman sakin, kelime sarfiyatı yapmayan ve de duygularını şiirleri ile dile getiren bir kişiymiş zaten. Bu özelliğini öğrenince, bilge bir eda ile oturduğu sandalyesindeki sakinliğinin nedenini de bulmuş oldum. Bu sözleri sarf ederken, sakın ola birini övdüğümü falan düşünmeyin! Benimki sadece bir saygı duruşu…Bir meslektaşın sabrını, dikkatini ve de mesleğini yaşam biçimi yapışını karşıdan da olsa görüp öğrendiğim içindir. Aramızda zaten, bir çıkar ilişkisi olamaz, çünkü yüz yüze çok az gelmişliğimiz var, daha önce belirttiğim gibi…Yakın ve kadim dostum Binay Kazan’ın desteği ile Ali ağabeyi biraz daha yakından tanıma fırsatı buldum bu güne değin. Hele Yenişehir’e dair, nadir de olsa bir bilgi gerektiğinde, sanki bir kütüphane gibi başvurulacak adresin adı Ali Bilgiç olmuştur bazen…Bazen dediğime bakmayın, bu şirin kasabaya dair sürekli bir bilgilenme olmadığı için böyle bir cümle kurdum.
Eserler ödüller ve erişilemeyecek gazetecilik özelliği
Ali Bilgiç, çok sayıda basın kuruluşunun, kurucu veya üyesi. En önemli yanı, 1963 yılından beri ara vermeden çıkardığı Yenişehir Gazetesi ile de birlikte bir üne sahip. Çünkü Anadolu’da yayımlanan en eski ve devamlı gazete…Bu arada, gazete dışında, yazdığı eserler de var Ali Bilgiç’in…Hemen hepsi de Yenişehir’in tarihi ve kültürüne dair…Tutsak Gözler (1963), Kırık Senfoni (1970) ve Yeşil Hoca( 2001)
Bir şiir bir insan ve de dostları
Onun bu özelliklerini bilen dostları, başta Binay Kazan olmak üzere, Ali Bilgiç için Nilüfer’de Adranos Otel’de bir şiir dinletisi düzenlemişler. Tam 9 şair Ali Bilgiç’in 20 şiirini seslendirmiş. Bu çok anlamlı birlikteliğe katılan 75 sanatsever ve Ali Bilgiç dostu, bu önemli etkinliğe anlam kazandırmış.
Az konuşan, düşüncelerini ve aldığı haberleri, gazetesinde yazarak toplum ile ilişki kuran Ali ağabey, kendi ile yalnız kaldığında sanırım bu kez yüreğindeki duygular önündeki sayfalara yansımış. Bu nedenle, şiir dinletisinde kendisinin okuduğu bir şiiri ile ben de kapanışımı yapmak istedim. Binay Kazan’ın gönderdiği, Ali Bilgiç’in kaleminden işte o çok anlamlı şiir:
BİTMEDİ BU SEVDA
SEVDALIM
İşte yine mevsimlerden sonbahar
Ve aylardan kasım
Bitmedi bu sevda sevdalım
Bitmeyecekte galiba…
Sana yazdığım mektuplar
Çoğaldı yine bu ara
Dün akşam “Kuru İntihar”ı
Geleceğini okuyan bir falcı edasıyla
Okudum ağlayarak bir daha
Toprağa eğilen dallar gibi
Yine boynum büküktü
Hışımlı bir bakış fırlattım
Çaresizliğin suratına
Bitmedi bu sevda sevdalım
Bitmeyecekte galiba…
Bir akşamüzeri ansızın
Yağmur yüklü bulutlarla
Geçtin gönlümün gökyüzünden
Sen sılana dönen bir garip yolcu
Ben gurbette çekilen “off”lar gibiydim
Bildiğin yollardan
Hep bildiğin gibi geçtim
Silinmedi ayaklarımın
Kaldırımlar üzerindeki hüzünlü sesi
Ne bir tül sallandı geceye
Ne de bir pencere açıldı
Kadere karşı koyan virgül
Seni aşk diye kalbime noktaladı
Sonra bir kadehe güneşi doldurdum
Tüm mektuplarını yığdım masama
Bitmedi bu sevda sevdalım…
Bitmeyecekte galiba…
Güneşten yarı sararmış resminin önünde
Sus Mona Lisa’nın
Yüzyıllara hükmeden tebessümü
Leonarda Vinci
Firar etti mezarından
Batan güneşi ceplerine doldurdu Van Gogh
Kendini tekrar sefalete gömdü
Picasso boş bir yumurta kabuğuna
Doldurup tüm renkleri
Hışımla fırlattı tuvalin ortasına
Ama hiçbiri çizemedi yeniden seni…
Bir tabanca o soğuk yüzüyle
Usulca dayandı şakağıma
Sonra ÇOK’lar arasından bir “HİÇ”
Çekildi şikâyet ettiği yalnızlığından
Ağladı; duyanı olmadı
Çağırdı; geleni olmadı
Sevdi; seveni olmadı
Hiçbir şeyi yoktu ki zaten senden başka
Bitmedi bu sevda sevdalım
Bitmeyecekte galiba…
Kasım 1970
Bir bilge kişiliği, yaşarken şiir ve eserleri ile anma fırsatı her zaman doğmaz. Bu şansı bana yaratan başta değerli büyüğüm Ali Bilgiç ve kadim dostum Binay Kazan’a içtenlikle teşekkürler…