Birkaç gün önce, uzun süreden beri göremediğim bir arkadaşıma uğradım. Konu konuyu açtı ve ben de Bursa’da yaygın olan tekstil sektörüne dair durumu öğrenmek istedim. Kısa, az ve öz konuşan arkadaşım, en iyi bildiği bu sektör için, “Herkes dükkânı kapatıp borç ödemek için çabalıyor. Büyük tekstilciler zaten yurt dışına ve özellikle Mısır’a kaçtılar. Çünkü satış yok denecek kadar az.” gibi bildiğimiz bir yorum yaptı.
Yıllardan beri siyasete dair konulardan hiç söz etmeyiz bu arkadaş grubunda… Çünkü arkadaşlarımızın bir bölümüyle düşüncelerimiz farklı oluyor. Genelde onlar mütedeyyin kesimden ve mevcut iktidara da daha yakın kişiler. Ama önemli olan, herkesin birbirinin görüşüne saygı duyarak hiç tartışmaya girmemesidir.
Neyse, asıl konuya dönelim. Arkadaşım ile sohbet ederken bir telefon geldi ve dışarı çıktı. O sırada masasındaki bir gazeteye gözüm takıldı. İktidar yanlısıydı bildiğim kadarıyla ve oldukça uzun bir süredir faaliyetteydi bu gazete… Bu nedenle daha da ilgimi çekti ve bir yazarın makalesine takıldım o arada…
Çünkü gazetenin yazarlarından birinin makale başlığı, “Cumhuriyeti CHP mi kurdu?” şeklindeydi. Belli ki CHP ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “En değerli eserim Türkiye Cumhuriyeti’dir.” sözü, bu kerameti kendinden menkul yazarın kanına dokunmuş olsa gerek.
Arkadaşım o sırada henüz dışarıdaydı ve gazetenin o sayfasına kısaca bir göz attım. İlginç cümlelere rastladım. Yazar, bu iddialı ve derin konuyu sert bir dille eleştiriyordu:
“Mesela Azerbaycan’da şu anda ikinci Aliyev iktidarda; yani ilk Aliyev döneminde iktidar, baba Haydar Aliyev’den oğlu İlham Aliyev’e geçmişti. Şimdi de ikinci Aliyev ülkenin dümeninde… Bu da gösteriyor ki bu ülkeler cumhuriyet adını kullanmasına rağmen, mesela ABD’nin veya bugünkü Almanya’nın olduğu anlamda cumhuriyet değiller. Türkmenistan ve Azerbaycan’dan farklı olarak Türkiye’de mutlak iktidar, 1923’ten bu yana babadan oğullara geçmedi; ama iki kişi arasında el değiştirdi. M. Kemal’in yerini İ. İnönü aldı. Ne M. Kemal’in ne de İ. İnönü’nün iktidara sahip olmasında halkın bir rolü ve etkisi vardı!”
Tam anlamıyla insanı öfkelendirmek için yazılmış bir makale… (Kurtuluş Savaşı’nı yöneten bu iki ismi bir kalemde silmiş yazar.) Gördüğünüz gibi bu yazıyı kaleme alan zat, bu iki büyük önderin ilk isimlerini yazmaktan bile imtina etmiş, alay edercesine…
Üstelik yalan yanlış duyumlar ile bu çarpık düşünce, makalenin diğer satırlarında daha da ilginç cümlelerle devam etmiş:
“O dönem Türkiyesi’nin Türkmenistan ve Azerbaycan’dan bir nebze daha iyi olduğu söylenebilir; ama bu da 1923–1950 Türkiyesi’ni ABD gibi bir cumhuriyet yapmaya yetmez.”
Bu garip makale, daha da ilginç cümlelerle şöyle devam ediyordu:
“Türkiye’de cumhuriyetin gerçek anlamda ortaya çıkması, 14 Mayıs 1950’de vuku buldu. Bu yüzden, biraz iyimser bir bakışla, ülkemizde cumhuriyetin iki aşamada kurulduğu söylenebilir. Yani iktidarın halk tarafından rekabetçi seçimlerle belirlenmesi ve temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi safhasına girildi. Buna bakarak, Türkiye’de cumhuriyetin en azından tek başına CHP tarafından kurulmuş olmadığını söylemek bir abartma sayılmaz.”
Bu satırları görerek şaşırmamak elde değil. Demek ki bu anlamda hastalıklı beyinlere rastlamak bu kadar kolaymış meğer! Galiba bunu ortaya çıkaran da mevcut iktidarın toplumu iki kutba ayırması olarak karşımıza çıkıyor.
Burada durup, bu yazıyı kaleme alan düşünceye bir hatırlatmam olacak. 1950 seçimini, CHP bünyesinde politik yaşama giren ve daha sonra ayrılan Menderes ile Celal Bayar ve diğer arkadaşları, halkın helal oyu ile kazanırken, hiçbir güç ve dönemin Cumhurbaşkanı İnönü’nün de bir itirazı bile olmamıştı. Bunu, aklı başında ve geçmişi iyi bilen kime sorsanız aynı yanıtı alırsınız.
Üstelik bu iki isim de Cumhuriyeti kuran CHP kadrosu içinde uzun yıllar politika yaptılar. Menderes daha sonra, o dönem için önemi büyük olan “Toprak Kanunu”na muhalif olduğu için (çünkü ailesi Ege’de büyük toprak sahibiydi) CHP’den istifa ederek arkadaşları ile Demokrat Parti’yi kurdular.
Bu gibi gerçekler ortada dururken, halkın bir bölümünün, yalan yanlış bilgilerle ortamın gerilmesine neden olabilecek bu tür hastalıklı beyinlere itibar etmemeleri kendi yararlarına olacaktır diye düşünüyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
İki ayrı cenah ve fikirde derin bir ayrılık!
Birkaç gün önce, uzun süreden beri göremediğim bir arkadaşıma uğradım. Konu konuyu açtı ve ben de Bursa’da yaygın olan tekstil sektörüne dair durumu öğrenmek istedim. Kısa, az ve öz konuşan arkadaşım, en iyi bildiği bu sektör için, “Herkes dükkânı kapatıp borç ödemek için çabalıyor. Büyük tekstilciler zaten yurt dışına ve özellikle Mısır’a kaçtılar. Çünkü satış yok denecek kadar az.” gibi bildiğimiz bir yorum yaptı.
Yıllardan beri siyasete dair konulardan hiç söz etmeyiz bu arkadaş grubunda… Çünkü arkadaşlarımızın bir bölümüyle düşüncelerimiz farklı oluyor. Genelde onlar mütedeyyin kesimden ve mevcut iktidara da daha yakın kişiler. Ama önemli olan, herkesin birbirinin görüşüne saygı duyarak hiç tartışmaya girmemesidir.
Neyse, asıl konuya dönelim. Arkadaşım ile sohbet ederken bir telefon geldi ve dışarı çıktı. O sırada masasındaki bir gazeteye gözüm takıldı. İktidar yanlısıydı bildiğim kadarıyla ve oldukça uzun bir süredir faaliyetteydi bu gazete… Bu nedenle daha da ilgimi çekti ve bir yazarın makalesine takıldım o arada…
Çünkü gazetenin yazarlarından birinin makale başlığı, “Cumhuriyeti CHP mi kurdu?” şeklindeydi. Belli ki CHP ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “En değerli eserim Türkiye Cumhuriyeti’dir.” sözü, bu kerameti kendinden menkul yazarın kanına dokunmuş olsa gerek.
Arkadaşım o sırada henüz dışarıdaydı ve gazetenin o sayfasına kısaca bir göz attım. İlginç cümlelere rastladım. Yazar, bu iddialı ve derin konuyu sert bir dille eleştiriyordu:
“Mesela Azerbaycan’da şu anda ikinci Aliyev iktidarda; yani ilk Aliyev döneminde iktidar, baba Haydar Aliyev’den oğlu İlham Aliyev’e geçmişti. Şimdi de ikinci Aliyev ülkenin dümeninde… Bu da gösteriyor ki bu ülkeler cumhuriyet adını kullanmasına rağmen, mesela ABD’nin veya bugünkü Almanya’nın olduğu anlamda cumhuriyet değiller. Türkmenistan ve Azerbaycan’dan farklı olarak Türkiye’de mutlak iktidar, 1923’ten bu yana babadan oğullara geçmedi; ama iki kişi arasında el değiştirdi. M. Kemal’in yerini İ. İnönü aldı. Ne M. Kemal’in ne de İ. İnönü’nün iktidara sahip olmasında halkın bir rolü ve etkisi vardı!”
Tam anlamıyla insanı öfkelendirmek için yazılmış bir makale… (Kurtuluş Savaşı’nı yöneten bu iki ismi bir kalemde silmiş yazar.) Gördüğünüz gibi bu yazıyı kaleme alan zat, bu iki büyük önderin ilk isimlerini yazmaktan bile imtina etmiş, alay edercesine…
Üstelik yalan yanlış duyumlar ile bu çarpık düşünce, makalenin diğer satırlarında daha da ilginç cümlelerle devam etmiş:
“O dönem Türkiyesi’nin Türkmenistan ve Azerbaycan’dan bir nebze daha iyi olduğu söylenebilir; ama bu da 1923–1950 Türkiyesi’ni ABD gibi bir cumhuriyet yapmaya yetmez.”
Bu garip makale, daha da ilginç cümlelerle şöyle devam ediyordu:
“Türkiye’de cumhuriyetin gerçek anlamda ortaya çıkması, 14 Mayıs 1950’de vuku buldu. Bu yüzden, biraz iyimser bir bakışla, ülkemizde cumhuriyetin iki aşamada kurulduğu söylenebilir. Yani iktidarın halk tarafından rekabetçi seçimlerle belirlenmesi ve temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi safhasına girildi. Buna bakarak, Türkiye’de cumhuriyetin en azından tek başına CHP tarafından kurulmuş olmadığını söylemek bir abartma sayılmaz.”
Bu satırları görerek şaşırmamak elde değil. Demek ki bu anlamda hastalıklı beyinlere rastlamak bu kadar kolaymış meğer! Galiba bunu ortaya çıkaran da mevcut iktidarın toplumu iki kutba ayırması olarak karşımıza çıkıyor.
Burada durup, bu yazıyı kaleme alan düşünceye bir hatırlatmam olacak. 1950 seçimini, CHP bünyesinde politik yaşama giren ve daha sonra ayrılan Menderes ile Celal Bayar ve diğer arkadaşları, halkın helal oyu ile kazanırken, hiçbir güç ve dönemin Cumhurbaşkanı İnönü’nün de bir itirazı bile olmamıştı. Bunu, aklı başında ve geçmişi iyi bilen kime sorsanız aynı yanıtı alırsınız.
Üstelik bu iki isim de Cumhuriyeti kuran CHP kadrosu içinde uzun yıllar politika yaptılar. Menderes daha sonra, o dönem için önemi büyük olan “Toprak Kanunu”na muhalif olduğu için (çünkü ailesi Ege’de büyük toprak sahibiydi) CHP’den istifa ederek arkadaşları ile Demokrat Parti’yi kurdular.
Bu gibi gerçekler ortada dururken, halkın bir bölümünün, yalan yanlış bilgilerle ortamın gerilmesine neden olabilecek bu tür hastalıklı beyinlere itibar etmemeleri kendi yararlarına olacaktır diye düşünüyorum.