Hava Durumu

Kapalı Çarşı’da şeytan arabası !

Yazının Giriş Tarihi: 14.04.2023 14:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.04.2023 14:38

Depremin derin izleri, ekonomik sıkıntılar ve hepsini unutturan seçim…

Gündemin özeti böyle.Vekil adaylarımız  belli ama geleceğimiz belli değil! Aslında meramım şu; yıllardır süren kasvetli ortam ve gereksiz seçim kaygılarını bırakıp biraz da yönümüzü başka alanlara çevirmek. Bazen şaşırırken, bazen gülmek, biraz da üzülürken gülümsemek…İyi olur derseniz benim yakaladığım birkaç seçme saçmayı sizinle paylaşayım. Seçme tamam da, saçma oldukları biraz bakışınıza bağlı. Mesela, yine bir ince habercilik ve de düşündüren sonuçları. İhbar üzerine gazeteci ve televizyon muhabirleri İstanbul Kapalı Çarşı’ya gitmişler. Döviz ve altın fiyatlarını öğrenmek için uğradıkları o tarihi yapının loş karanlığında bir de bakmışlar demirden ve orta büyüklükte bir taşıma aracı. El arabasından hallice , çöp konteyneri gibi bir şey. Üzerinde kaputa benzer bir örtü… Ne ola ki ? Bu garip taşıma aracını çarşının simsarlarından biri mi ispiyonladı bilinmez. Meğer bu garip aracın yükü,

kiloda hafif paha da gayet ağır çeken bir meta imiş.Taşınan malın acayipliği kadar, bu şeytan  arabasının başında nöbet tutan birkaç görevlinin tedirginliği de merak uyandırıcı. Arabadaki esrarengiz yükün sırrını bilenler hemen bilmeyenlere aktarmaya başlamış Kapalıçarşı’da..Herkes birbirine fısıltıyla “Yahu baksana Merkez Bankası çarşıdan dolar alıyormuş bize çaktırmadan.” cümleleri kurmaya başlamış.Bazı çarşı müdavimleri bir şey anlamamış bu alış-verişten. Okuldan yeni mezun bir ekonomist adayı, yanındaki kır saçlı beye sormuş “ Beyefendi, döviz alındığını ve araçla taşındığını, adresin de Merkez Bankası olduğu söylediler. Bu önemli kurumun buradan pek de doğal olmayan biçimde dolar alıp, sonra başkasına resmen satması yasal mıdır acaba? Soru çok kazık yerden geldiği için, iyi giyimli stil pardösülü kır saçlı bey “Yasal mıdır bilmem ama bence caizdir. Bizim kader planımızda devletin acz içine düşmemesi için her şeyin mübah olduğu yazılıdır.” yanıtını vermiş. Genç bu cevabı da yeterli bulmamış ama bir soruya daha cesareti kalmamış. Belki de şöyle  düşündü ve ses çıkarmadı. Devletin en saygın kurumlarından biri,  çarkını çevirebilmek için buradan ve yangından mal kaçırır gibi dolar alıyorsa, memleketin yangını kim bilir nereleri ve kimleri yakacak!  Az sonra bu şeytan arabası gitmiş, fısıltı bitmiş ve çarşı normal haline geçmiş. Dostlar garip ama gerçek, rüyada değiliz, gözlerimiz cin gibi açık..Ve ülkemizin geldiği son nokta ortada. Şimdi dertten, kasavetten, alamadığınız etten, yiyemediğiniz soğandan biraz uzaklaşıp, gülümsediniz sanırım.

Seccadeye karşı kuru soğan

Olay siyasilerin katıldığı bir iftar sonrası geçer. Millet İttifakı liderlerinden Temel Karamollaoğlu, iftara Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu’nu da çağırmış. İftar sonrası, herkes Cumhurbaşkanı Adayı ile fotoğraf çektirmek istemiş. Bunun için topluluktan uzaklaşıp sakin bir odaya geçmişler. İki kadın partili, sağında solunda, ortada Kemal Kılıçdaroğlu, namaza pardon fotoğrafa durmuşlar. Seçimin sembolü olacak bu fotoğraf rakiplerin eline geçmiş. Çünkü görüntü onları çok sevindirmiş. Kılıçdaroğlu ve iki hanım kardeşi, yerdeki halının rengine benzer bir seccadeyi fark edememiş ve üzerine ayakkabıları ile basmış. Küçük bir soruşturma ile olay aydınlanmış. Daha önce aynı yerde ve seccade üzerinde iki kişi namaz kılmış. Başkaları da gelir diye seccade yerinde bırakılmış. Şimdi bu sahne yerde kalır mı, ülkemizin en yetkili ağzından seçim malzemesi olmuş ve de oldu. Ben de ekranda izledim. Kılıçdaroğlu’nun ne mezhebi, ne meşrebi kaldı ne de “seccade saygısızlığı” gündemden düştü. Seccade oldu mu seçimin sembolü… Aslında namaz kılanın alnı secdeye vardığında, mikrop, virüs gibi yaratıklardan korunmak ve üst baş üzerindeki görünmez zararlıların odaya saçılmaması anlamında konmuş bir örtü. Örtü dile gelse, kendinin bu kadar ünlü olacağını bilse kim bilir neler yapmazdı? İşin ilginç yanı bu kez Kılıçdaroğlu tarafındaki politikacılar da, İktidar cenahı her “seccade” dediğinde “soğan” karşılığını veriyormuş. Son günlerde kilosu 20 liraya çıktı ya, işte ondan…

Şimdi sakince düşünelim. Asrın felaketini yaşamışız, sorunlar diz boyu. Ülke pahalılıktan kırılıyor, gençler yurt dışına kaçıyor. Buna karşın bir ay sonraki sandığa kadar, iki cenah arasındaki seçim yarışı seccade-soğan arasında mı geçecek ?  İşte seçme-saçmanın dik alası. Ben bunları arkadaşlarım ile konuşurken kulağıma fısıldadılar.  “ Yiğit muhtaç…” hemen durun dedim. Önce bir saptama yapalım. Seccade insan yapısı ve cansız bir ürün. Soğan doğanın bir lütfu, sofra ve beslenmenin önemli bir meyvesi. Önce bu ayrımı yapalım bu kavgada. Sonra da o yiğide dönelim ve diyelim ki “ Ey yiğit, bir soğana muhtaçtın, bak ne hale geldi, şimdi sen kendine muhtaç olacak başka bir nesne bul soğan bulursan da şükret.”

Nasıl iyi söylemiş miyim?

Bant daraltma serbest yapıştırma yasak !

Herkesin bandı kendine… Önce ekranda izlediğim bir bant hikâyesi… Gazetecinin biri küllenmiş bir konunun üzerini açmış, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’na soruyor; “ Depremin ilk saatleri ve günlerinde bir bant daraltması konu edildi. Bu gerçekten yapıldı mı, talimatı kim verdi?” Böyle iki soru kavgada değil, ahrette bile sorulmaz ama artık ok yaydan çıkmıştı bir kere… Bakan  “eee şimdi” dedi,yutkundu, işte ile cümleyi başlatacak boğazı düğümlendi. Cevapsız, sorusuz söyleşi de ekranda görüldüğü kadarıyla sona erdi. İşin aslı derseniz…Başta da belirttim depremin ilk bir veya iki günü, “bant daraltılma” gibi bir uygulama yapılmış. Bunu ancak devlet yapabiliyormuş. Yani internet haberleşmesi, ya çok zor, bazen de hiç yapılamıyormuş. Neden olarak “gereksiz ihbarları önlemek”  dense de pek inandırıcı olamamış. Bir kanıya göre de, enkaz altında kalanların yanlarında veya yakınlarında cep telefonu olma olasılığı ile, seslerini kurtarma ekiplerine duyurabilme şansı ortadan kalkmış bu durumda. Korkunç bir iddia değil mi ? Dilim varmıyor sayısal bir tahminde bulunmaya. Seçme saçmalarla gülümseyelim derken, şüphe, merak ve korkunç gerçekle karşılamak da var işin içinde. Bakanın da işi çok zor. Hele can yakan soru “talimatı kim verdi?” olunca, bakan ekranda ne yana bakacağını şaşırmıştı.

Bir de yapışan ve sakıncalı bant var

Seçim ortamında bile sesi sedası çıkmayan şehrimiz Bursa, bir göz altı ile gündeme girmeyi başardı. CHP Gençlik Kolları Üyesi Stajyer Avukat İdil Dengiz, marketlerde ürünlerin üzerine yapıştırdığı stickerlar dolayısıyla bir gece ansızın göz altına alınır. Ertesi gün de serbest bırakılır. Yaptığı eylem de şöyle. Marketlerin bazılarına girerek, pahalılaşan ürünlerin üzerine, bunun nedeni şudur” diye bant yapıştırmak! Nedir, kimdir sorusunu bana sormayın. Ama soruları yanıtlayan Dengiz basın mensuplarına “Hiç kimseye bir hakaret içermeyen ve kamuya zarar vermeden yaptım bunu. Biz hukuktan yanayız bunlar bizi korkutamaz” demiş. Bu da yetmemiş CHP Bursa İl Başkanı Av. Turgut Özkan da görevini kötüye kullanan soruşturma savcısı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıklamış. Yani kadıyı, kadıya şikâyet etmiş.

Benden tavsiye; olur da bir bant vakası yaşarsanız, sakın sticker kullanmayın. Çünkü cezası var. Bunun dışındaki bantlar, hakkında fikrim yok.

Beni “daraltmayın” lütfen.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.