Günümüzün insanı, ister sıradan bir vatandaş olsun, ister yetkili biri,
her kesimde giderek yaygınlaşan bir kabullenme dürtüsü almış yürümüş.Yasa dışı gelişmeleri bile ,ilginç bir alışkanlık ile ciddiye almadan yaşayıp gidiyoruz. Bu gibi bazı olaylar karşında, ilgili merciler üstlerine gitmek yerine, es geçiyor. Anlatacağım örnekteki bu çarpıcı gelişme bile, bırakın kınanmayı, cezalandırılmayı, dikkate bile alınmıyor. Ne demek istediğimi etraflıca anlatayım. Son yıllarda ülkemizin tarım kesimi, ne et üretiminde ne de besicilikte bir türlü yol alamıyor. Bu kesimlere mikrofon uzatıldığında duyacağınız sözler birbirinin kopyası. Örneğin bir meyve bahçesindesiniz. Üreticiye sorulan soru “Neden üretimi azalttınız?” yanı sıra, “Tarlanızı, hayvanınızı neden satmak istiyorsunuz?” sorusuna verilecek klasik yanıtlar belli. Girdi maliyetlerinin yüksekliği, üretilen sebze, meyvenin para etmemesi sonucu tarımdan vazgeçme zorunluluğu… Örneğin süt konusunda da sebze ve meyvede karşılaşılan gibi, benzeri aynı sorunla karşılaşmak. Bir de, ilgili kurum veya bakanlıkların, iç piyasa yerine, ithali tercih etmesi de bu sıkıntıda önemli bir yer tutuyor. Gerekçe de hazır, “Yurt içindeki alımlar oldukça pahalıya geliyor ve daha ucuza dış piyasadan almak adeta mecburiyet oluyor denmesi… Böylece, ihracat yerine, ithalat öne çıkıyor ve de, Ulu Önder Atatürk’ün ünlü cümlesi “Köylü milletin efendisidir” yaklaşımının, literatürümüzden çıkarıldığı günleri yaşıyoruz. Her türlü ihtiyacın , alımını, Avrupa veya üçüncü dünya ülkeleri üreticisinden yapmak veya tercih etmek geçerli hale geldi. Sözün özü, “üretim” yerini “dış alım” ile değiştirmek zorunda kaldı. Varsa yoksa, İHRACAT…Bu konuyu ele aldığınızda, aklınıza gelen ilk soru, “Acaba neden bu yol, hangi Saikler ile tercih edilir hale geldi?” şeklinde oluyor. Ama bu kez vereceğim örnek ve suçlamanın, eğer deliller ile yapılmadığı ispatlanırsa ne alâ…Yoksa , tam anlamı ile Hükümet’i zor durumda bırakacak bir skandal… Futbol deyimi ile top dolaştırdığımın farkındayım. Bu girişten sonra, iddialı bir açıklama ile bu olayın ne olduğunu sizler ile paylaşayım. Bu skandal, ülkemizin önemli kamu kuruluşlarından, kısa adı ESK olan “Et ve Süt Kurumu”nda geçiyor. Bu kurumun genel müdürünün, Macaristan’da et ticareti yapan bir şirketin ortağı olduğunu, CHP Genel Başkan Yardımcısı zat iddia ediyor.
Olay da şöyle gelişiyor iddialara göre… ESK, söz konusu bu şirketten
“et ithalatı” yapıyor.Yani Genel Müdür’ün ortağı olduğu kurumdan…
Bu durum nasıl canlandırma yapılarak dile getirilir? Bence o kadar da zor değil. Bir deneme yapalım bu konuya dair… ESK Genel Müdürü, ülkemizin et ihtiyacı için söz konusu Macaristan şirketine, belki de yazılı biçimde, yani bir ölçüde kendine sayılabilir; “ ülkemiz için “et almak istiyoruz” yazısı yazıyor. Sonra da bir an için rol değişiyor ve aynı şahıs, Macaristan şirketinin ortağı olarak, “İsteğiniz kabul edildi.” türünden bir yanıt veriyor !!! Ne kadar absürt bir durum değil mi ? Ülke çiftçisi de, sürekli yakınarak “Tarım öldü, hayvancılık bitti “ diyerek ağlamaklı biçimde, tarlasını, ahırını kapatıyor ve büyük şehirlerde, boğaz tokluğuna ırgatlık yapmak için evini, barkını bırakarak göç ediyor. Hem de ülke olarak çok zor bir dönemden geçerken…Neredeyse açlıkla boğuşurken işte bu tür bir skandal sahne alıyor ülkemizde ! Eğer yalan olduğu ispatlanamaz ise, bu garip alış-veriş, bırakın ülkemizi, Avrupa’da bile konu edilir. Bir ölçüde ülkemizin itibarı da yerle bir olur. Çiftçi ve besicimiz de, belirttiğim gibi yerinden yurdundan ayrılarak, büyük kentlerin kargaşasına dahil olur. Ülkemizin, her bireyi de makul bir fiyattan ne et ne de bir başka ürün satın alabilir. Gerçekten bu topraklar, daha önce pek de benzeri olmayan bir süreçten geçiyor. “Ülke olarak bu gibi sorunları nasıl aşabiliriz?” Bu gibi bir soruya da yanıt bulmak iyice zorlaşıyor. Unutmadan belirteyim, bu makaleyi okuyanların aklına, “şimdi ne olacak?” gibi bir soru takılabilir. Tarafsız ve bağımsız Yargı organımız hareket geçerek bu tür rezaletleri önlemek adına kararlı davranırsa, en azından içimiz rahatlar diye düşünüyorum. …Ve de kırsal kesim emekçilerine, Allah kolaylık versin” diyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
Kendin pişir kendin ye sistemi
Günümüzün insanı, ister sıradan bir vatandaş olsun, ister yetkili biri,
her kesimde giderek yaygınlaşan bir kabullenme dürtüsü almış yürümüş.Yasa dışı gelişmeleri bile ,ilginç bir alışkanlık ile ciddiye almadan yaşayıp gidiyoruz. Bu gibi bazı olaylar karşında, ilgili merciler üstlerine gitmek yerine, es geçiyor. Anlatacağım örnekteki bu çarpıcı gelişme bile, bırakın kınanmayı, cezalandırılmayı, dikkate bile alınmıyor. Ne demek istediğimi etraflıca anlatayım. Son yıllarda ülkemizin tarım kesimi, ne et üretiminde ne de besicilikte bir türlü yol alamıyor. Bu kesimlere mikrofon uzatıldığında duyacağınız sözler birbirinin kopyası. Örneğin bir meyve bahçesindesiniz. Üreticiye sorulan soru “Neden üretimi azalttınız?” yanı sıra, “Tarlanızı, hayvanınızı neden satmak istiyorsunuz?” sorusuna verilecek klasik yanıtlar belli. Girdi maliyetlerinin yüksekliği, üretilen sebze, meyvenin para etmemesi sonucu tarımdan vazgeçme zorunluluğu… Örneğin süt konusunda da sebze ve meyvede karşılaşılan gibi, benzeri aynı sorunla karşılaşmak. Bir de, ilgili kurum veya bakanlıkların, iç piyasa yerine, ithali tercih etmesi de bu sıkıntıda önemli bir yer tutuyor. Gerekçe de hazır, “Yurt içindeki alımlar oldukça pahalıya geliyor ve daha ucuza dış piyasadan almak adeta mecburiyet oluyor denmesi… Böylece, ihracat yerine, ithalat öne çıkıyor ve de, Ulu Önder Atatürk’ün ünlü cümlesi “Köylü milletin efendisidir” yaklaşımının, literatürümüzden çıkarıldığı günleri yaşıyoruz. Her türlü ihtiyacın , alımını, Avrupa veya üçüncü dünya ülkeleri üreticisinden yapmak veya tercih etmek geçerli hale geldi. Sözün özü, “üretim” yerini “dış alım” ile değiştirmek zorunda kaldı. Varsa yoksa, İHRACAT…Bu konuyu ele aldığınızda, aklınıza gelen ilk soru, “Acaba neden bu yol, hangi Saikler ile tercih edilir hale geldi?” şeklinde oluyor. Ama bu kez vereceğim örnek ve suçlamanın, eğer deliller ile yapılmadığı ispatlanırsa ne alâ…Yoksa , tam anlamı ile Hükümet’i zor durumda bırakacak bir skandal… Futbol deyimi ile top dolaştırdığımın farkındayım. Bu girişten sonra, iddialı bir açıklama ile bu olayın ne olduğunu sizler ile paylaşayım. Bu skandal, ülkemizin önemli kamu kuruluşlarından, kısa adı ESK olan “Et ve Süt Kurumu”nda geçiyor. Bu kurumun genel müdürünün, Macaristan’da et ticareti yapan bir şirketin ortağı olduğunu, CHP Genel Başkan Yardımcısı zat iddia ediyor.
Olay da şöyle gelişiyor iddialara göre… ESK, söz konusu bu şirketten
“et ithalatı” yapıyor.Yani Genel Müdür’ün ortağı olduğu kurumdan…
Bu durum nasıl canlandırma yapılarak dile getirilir? Bence o kadar da zor değil. Bir deneme yapalım bu konuya dair… ESK Genel Müdürü, ülkemizin et ihtiyacı için söz konusu Macaristan şirketine, belki de yazılı biçimde, yani bir ölçüde kendine sayılabilir; “ ülkemiz için “et almak istiyoruz” yazısı yazıyor. Sonra da bir an için rol değişiyor ve aynı şahıs, Macaristan şirketinin ortağı olarak, “İsteğiniz kabul edildi.” türünden bir yanıt veriyor !!! Ne kadar absürt bir durum değil mi ? Ülke çiftçisi de, sürekli yakınarak “Tarım öldü, hayvancılık bitti “ diyerek ağlamaklı biçimde, tarlasını, ahırını kapatıyor ve büyük şehirlerde, boğaz tokluğuna ırgatlık yapmak için evini, barkını bırakarak göç ediyor. Hem de ülke olarak çok zor bir dönemden geçerken…Neredeyse açlıkla boğuşurken işte bu tür bir skandal sahne alıyor ülkemizde ! Eğer yalan olduğu ispatlanamaz ise, bu garip alış-veriş, bırakın ülkemizi, Avrupa’da bile konu edilir. Bir ölçüde ülkemizin itibarı da yerle bir olur. Çiftçi ve besicimiz de, belirttiğim gibi yerinden yurdundan ayrılarak, büyük kentlerin kargaşasına dahil olur. Ülkemizin, her bireyi de makul bir fiyattan ne et ne de bir başka ürün satın alabilir. Gerçekten bu topraklar, daha önce pek de benzeri olmayan bir süreçten geçiyor. “Ülke olarak bu gibi sorunları nasıl aşabiliriz?” Bu gibi bir soruya da yanıt bulmak iyice zorlaşıyor. Unutmadan belirteyim, bu makaleyi okuyanların aklına, “şimdi ne olacak?” gibi bir soru takılabilir. Tarafsız ve bağımsız Yargı organımız hareket geçerek bu tür rezaletleri önlemek adına kararlı davranırsa, en azından içimiz rahatlar diye düşünüyorum. …Ve de kırsal kesim emekçilerine, Allah kolaylık versin” diyorum.