Hava Durumu

Madencinin Büyük Yürüyüşü ve Şemsi Denizer

Yazının Giriş Tarihi: 03.05.2024 14:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.05.2024 14:50

Günümüzde yine , tüm ülkeyi yasa boğan maden kazaları birbirini izliyor... Madencilik sektöründe, milat kabul edilebilecek bir olay  1990 yılının sonunda yaşanıyor...Zonguldak'tan Ankara'ya uzanan büyük madenci yürüyüşüdür bunun adı…Olay şöyle gelişiyor. Zonguldak’taki, Türkiye Taş Kömürü Kurumu  ve  MTA işyerlerinde, Türk-İş’ e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası arasında yapılan  toplu sözleşme görüşmeleri sonuçsuz kalıyor. 48 bin işçiyi kapsayan bu uyuşmazlığın ardından, sendika 30 Kasım 1990’da başlamak üzere grev kararı  alıyor.

Başta Zonguldak halkı olmak üzere, siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri bu greve destek oluyor. Buna karşın Hükümet,  bu tür kamu işletmelerinin tasfiyesini öngörüyor ve “özelleştirme” diyor ve uyuşmazlığı giderek büyütüyor. Savunduğu ekonomik politikalar nedeniyle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, her mitingde işçilerin hedefi haline geliyor. Bu gösterilerde Özal aleyhine ilginç sloganlar üretiliyor! Grev ve mitingler devam ederken, karşı bir hamle ile İşveren “lokavt” ilan ediyor. Hükümet de, madenlerin çalışanlar tarafından işletilmesini öneriyor. Buna karşın, sendikanın önerdiği koşullar kabul görmüyor. Grev sürerken, Çalışma Bakanlığı, madenlerin kapanmayacağı müjdesini veriyor. Buna rağmen grev sürüyor. Bu arada yetkili sendika da 22 Aralık 1990  günü için Ankara'ya yürüyüş kararı alıyor. Ankara'ya gitmek isteyen otobüslerin yolda engellenmesi üzerine,  sendika başkanı Şemsi Denizer, yürüyerek gitme kararı alıyor. Böylece 70 bin işçi, ilk gün 33 kilometre yürüyerek Devrek'e ulaşıyor ve burada geceliyor. Bu gelişmeler üzerine      5 Ocak 1991 günü dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut, sendika lideri Şemsi Denizer ile Bolu'da görüşüyor ama bir türlü  anlaşma sağlanamıyor.

 Büyük yürüyüşe devam eden işçilerin yolu, sürekli olarak emniyet güçlerince kesiliyor. Ancak bu  kararlı duruş karşısında yol tartışmaların ardından yine açılıyor. Bolu’nun Mengen ilçesine ulaşan madenciler hükümet karşıtı gösteri de yapıyor.

Bu gelişmeler üzerine Mengen’den sonra grubun yolu bir kez daha kesiliyor... Sendikacılar, Bolu Valisi ve diğer yetkililer ile de görüşüyor. On binlerce madenci geceyi arazide ateş yakarak geçiriyor...7 Ocak 1991 günü barikatta  bekleyen 200  işçi emniyet güçlerince gözaltına alınıyor.  Bu arada 8 Ocak 1991 günü Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştiren sendika başkanı Şemsi Denizer, yürüyüşe son verildiğini açıklıyor. 112 kilometrelik yürüyüş Ankara 'ya 8 kilometre kala sona erdiriliyor. Hükümet 25 Ocak’ta Ortadoğu’daki körfez krizi nedeniyle tüm grevleri 60 gün süreyle erteliyor. Bunun üzerine tam 48 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme, 6 Şubat 1991’de imzalanıyor. İlk kez yaşanan büyük yürüyüşe karşın, ücret artışı Başbakan Yıldırım Akbulut’un sunduğu ve daha önce reddedilen rakamı aşamıyor!  Büyük yürüyüş ve direnişin benzeri bir daha yaşanmıyor ama, sendika başkanı Şemsi Denizer'e atfedilen,  Polonya’da işçi lideriyken ihtilal yapan Leh Walesa’ya öykünülerek takılan “Yerli Walesa” ismi ve lüks marka makam aracı uzun  bir süre Türkiye’de hiç unutulmuyor.

Denizer’in sır perdesi ölümü

Yıl 1999…O unutulmaz madencinin Ankara yürüyüşü ve sendika lideri Denizer’in, ilginç biçimde uzlaşması ve grevin kaldırılışından sekiz yıl sonra, gazetelerdeki bir haber, bir anda Türkiye’ye yayılıyor. Denizer bir kişi tarafından tabanca kurşunları ile katlediliyor. Bu suikastın faili olarak yakalanan Cengiz Balık 15 yıl hapis ile cezalandırılıyor. Yıllar sonra bu olaya dair kendisi ile görüşen gazetecilere ilginç açıklamalar yapıyor ve olayın planlı olmadığını şöyle savunuyor;

“Ben pusularda yatıp pusularda beklemedim. Ben öyle tezgah yapmadım. Rahmetli de biliyor neyin ne olduğunu, bilen de biliyorum. Ben 1 ay önce bir kelime konuştum. Benim adım Cengiz Balık, bu olacak… Öleceğim, öleyim. Ama bu olacak. Planlanmış bir olay değildi. Ömrümde kimsenin arkasından konuşmadım. Rahmetli olan birisinin arkasından da asla konuşmam. Onun mevkisinde makamında otururken, adamım deyip de gezip de makamından içeri giren bir dünya şerefsiz var. Burada herkes secdedeydi. Ben de yanındaydım. Kardeşlik yaptım. Ben bu insanla ağabey kardeş gibi yaptım. Olayımın haklılığını, haksızlığının kelimesini yapmam. Benim hiç kimse ile sıkıntım yok, derdim yok. Sorunum yok. Ortadayım, meydandayım. 6 ay yargılandık, adam gibi yargılandık. Devletin arşivleri önlerine geldi. Hakim beylerin önlerine geldi. Savcı beyin dediği ‘Maktul ile sanığın arasında şahsi ilişkileri neticesinde, maktulün sanığa vefasızlık göstermesi sonucu, sanık bu eylemi gerçekleştirmiştir.’Bu mütalaanın neticesinde mahkeme heyeti bana 27 sene 6 ay ceza verdi.”

Gerçekten de çok ilginç bir ölüm. Başka suçlardan da sabıkası olan biri tarafından Denizer öldürülüyor ve bu katil olayının neden yapıldığına dair bir araştırma veya  bu cinayetin neden işlendiğine dair bir sonuç açıklanamıyor. Bu konu, Denizer gibi sırları ile toprağa gömülüyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.