Dünkü yazının devamı…

Artık palyatif tedbirleri bir kenara koyup, milletçe salgınla mücadele de yeni stratejiler geliştirmeli, mutlaka bu illeti sona erdirecek panzehiri bulmalıyız. Maalesef bilim adamlarımızın ilaç bulma hususunda bir gayretlerini göremiyoruz. Ara sıra medyada ve basında yüreğimize su serpen çalışmaları duyuyoruz, lakin sonuç hala ortada yok.

Haddimiz olmayarak şunu belirtelim. İnsan vücudunu dış etkenlere, zararlı mikrop, virüs ve bakterilere karşı koruyan, bağışıklık sistemidir. Onun askerleri de antikor dediğimiz hücre plazmalarıdır. İnsan aşı olduğunda vücut bu virüse karşı antikor üretiyor.  Bu antikorlar virüse karşı savaşıyor. Bir nevi antikorlar vücudun askeri gibidirler. Asker ne kadar kuvvetli ve donanımlı olursa virüsle mücadelede o kadar başarılı olunur.

Vücudumuzu koruyan askerlerin sayısı az ve zayıf olursa,  bu takdirde virüs onları alt ediyor, mevzilerini kolayca ele geçiriyor, ele geçirmekle kalmayıp onları imha ediyor, savunmasız kalan vücut ise zamanla pes ediyor, ölüme varan sonuçlara da yol açabiliyor.

Devamlı ve sürekli bağışıklık istiyorsak, insanoğluna Cenab-ı Hakk’ın verdiğin denge mekanizması olan immün sistemini ve o dengeyi korumalıyız. Korumanın en emin yolu da, vücuda zarar vermeyen gıdalar ve geleneksel yemek kültürümüzdür. Allah herkese akıl vermiş, fikir vermiş, tabiat denilen o kitabı düşünerek okuyacak ve araştıracaksın. Tarlada açıkta kışın hangi ürünler yetişiyorsa pazardan alıp onu tüketeceksin. Kış ortasında yaz ürünü yersen vücuda zarar verir ilahi dengeyi de bozarsın. Zaten denge bozuldu mu da çeşitli hastalıklar zuhur etmeye başlar. Tıbbın birinci gayesi önce hasta olmamayı ve hastalıkları önlemeye yönelik olmalı. Tedavi daha sona gelmelidir.

Covid 19 karşısında şimdiki feci halimizi gözden geçirirsek bu gidişle vatandaşın tıp adamlarına güveni yavaş yavaş zayıflayamaya başlıyor. Artık biz bu virüsü, uyguladığımız eski metotlarla yok edeceğimize inananlar azaldı. Belki de modern tıbbın covid 19 imtihanından başarısız çıkması sonucu toplumda bir karamsarlık havası da yarattı. Bu kargaşadan yararlanmak isteyen bazı şarlatanlara insanların umutlarını istismara başladıklarını görüyoruz. Sosyetenin korona partileri düzenledikleri gibi, ekranlarda koronadan korunma muskaları, her türlü hastalıklara çare duaları piyasaya sürülmeye başlandı. Çareler hususunda insanlarımız, müspet bilim değil de bu tür hurafelere yönlendirilirse, sonuç pek de iç acıcı olmaz. Millet bu illete çare için bir ışık bulabilirim umuduyla karanlık mecralara çekilirse, o zaman bilimin ışığına da inanç azalır. Bu durum müspet ilmin bugüne kadarki kazanımlarına da balta vurur.

Biz bundan önce olduğu gibi virüs hakkında aynı lafları konuşmaya devam edersek, korkarım ki insanlar eskiden olduğu gibi yine davacıların ve muskacıların kapılarını arındıracaktır.