Hava Durumu

Adalet sustukça, ahlak sessizleşir…

Yazının Giriş Tarihi: 23.04.2026 17:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.04.2026 17:02

Gülistan Doku vakası ile beraber ülkemizde karanlıkta kalan “Faili Meçhul” birçok olayında aydınlatılabileceği ümidi doğdu. 1980’li yıllarda başlayan ve günümüze kadar ulaşan birçok faili meçhul cinayetler ülkemizde gündem oldu. Özellikle Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi önemli gazetecilerin yanında karanlıkta birçok vaka aydınlatılamadan kaldı. Bunların dışında da yine çok fazla meşhur olmadıkları için dikkat çekmeyen, intihar gibi görünüp aslında cinayet vakası olabilecek olaylar da meydana geldi. Bunların çok az bir kısmı aydınlatılsa da ucu Gülistan Doku vakasında olduğu gibi önemli kişilere dokunma ihtimali olanların üstü örtülerek Faili Meçhul dosya mezarlığına gönderildi.

Faili meçhul cinayetler, yalnızca birer adli dosya eksikliğinden çok, bir toplumun vicdanında açılmış ve kapatılmamış yaralardır. Bu cinayetleri “faili meçhul” diye tanımlamak, aslında meselenin üstünü örten bir dil tercihidir. Çünkü burada asıl mesele, yalnızca failin kim olduğu değil, failin neden bulunamadığı ve neden bulunmak istenmediğidir.

Bir toplumda cinayet işlenir ve faili ortaya çıkarılamazsa, bu durum ilk bakışta bir yetersizlik gibi görülebilir. Ancak bu durum süreklilik kazandığında, artık basit bir yetersizlikten değil, sistematik bir ahlaki çözülmeden söz etmek gerekir. Faili meçhul cinayetlerin yoğunlaştığı dönemlere bakıldığında, sadece bireysel suçların değil, aynı zamanda kurumların, değerlerin ve adalet anlayışının da aşındığı görülür.

Ahlaki yozlaşma tam da burada kendini gösterir. Çünkü adaletin sağlanmadığı bir yerde, “normal” olan ile “kabul edilebilir” olan arasındaki sınır silikleşir ve görünmez hale gelir. İnsan hayatının değeri, siyasi konjonktüre, kimliklere ya da güç dengelerine göre değişmeye başlar. Bu da toplumun geniş kesimlerinde “Bazı ölümler açıklanmaz” gibi tehlikeli bir kabulleniş yaratır:

Oysa hiçbir cinayet “açıklanmadan” kalmamalıdır. Failin bulunamaması kadar, toplumun buna verdiği tepki de belirleyicidir. Eğer insanlar zamanla bu olaylara alışıyor, gündelik hayatlarına devam ederken bu dosyaları geride bırakıyorsa, bu yalnızca bir unutma hali değil, aynı zamanda bir ahlaki yozlaşmadır. Hesaplaşılamayan her karanlık dönem, gelecekte tekrar etme potansiyelini içinde taşır. Ahlaki yozlaşma, tam da bu yüzleşmeme hâlinde kök salar. Adaletin gecikmesi değil, hiç gelmemesi, gerçeklerin ortaya çıkması yerine, üstünün örtülmesi de normalleşir.

Toplumların sağlıklı kalabilmesi için ekonomik ya da siyasi istikrarın yanında güçlü bir ahlaki zemin gerekir. Bu zemin ise hesap verebilirlik, şeffaflık ve adalet duygusuyla inşa edilir. Faili meçhuller, bu zeminin çöktüğünü gösteren en sert işaretlerden biridir. Bugün bu meseleye bakarken sorulması gereken soru şudur: “Fail kim?”den önce, “Fail neden yakalanmıyor?” Ve belki daha da önemlisi: “Yakalanmaması kimin işine yarıyor?”

Bu soruların cevabı bulunmadıkça, faili meçhul cinayetler yalnızca geçmişin değil, aynı zamanda bugünün ve yarının da sorunu olmaya devam edecektir. Çünkü adaletin sustuğu yerde, ahlak da sessizleşir. Gülistan Doku vakası ülkemiz için bir milat olmalıdır. Suçun ve suçlunun mezhebi olmaz. Ucu nereye ve kime dokunursa dokunsun cinayetler aydınlatılmalı ve halkın vicdanı rahatlatılmalıdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.