Hava Durumu

“Ahlaki Pusulamız” Kayboldu…

Yazının Giriş Tarihi: 11.04.2026 12:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.04.2026 12:31

Bugün bir haber başlığı gördüm. İktidar ortağı bir siyasi parti Gündüz Kuşağı programları ile “aile mahremiyetini ihlal eden içeriklerin yasaklanmasını” öngören teklifi meclise sunacakmış. Yani bu programlar toplumda “ahlaki çöküntüye” sebep oluyor, yasaklayalım diyor. Doğrudur da sadece bunlar mı ahlaki çöküntüye sebeptir? Bahsettiğiniz programlar son 20 yıldır ekranlarda değil mi? Son 10 yıldır siz iktidarın gizli ortağı değil misiniz? Ortak olduğunuz iktidar son 25 yıldır bu ülkeyi yönetmiyor mu? Yani biraz geç kalmadınız mı?

Toplumsal yapının harcı olan ahlak, kişilerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen görünmez bir sözleşmedir. Ancak modern dünyada, bu bağın iyice zayıfladığı ve "ahlaki çöküntü" olarak adlandırılan bir çözülme sürecinin yaşandığı da bir gerçektir. Bu durumu tek bir nedene indirgeyemezsiniz. Ekonomik, sosyolojik ve teknolojik unsurların birleşimini ortaya koyar, üzerine de siyasi yapının yozlaşmasını da ekleyerek fotoğraf karesini tamamlarsınız. Bir nevi ülkemizde “hoca yellenirse cemaat pisler” durumu vardır.

Ahlak, yukarıdan aşağıya doğru süzülen bir değerler bütünüdür. Siyaset kurumu, bir toplumun etik standartlarının tavanını belirler. Ancak modern siyasetin "kazanmak için her yol mübahtır" düşüncesiyle hareket etmesi, toplumsal ahlaka vurulan en büyük darbedir. Hırsızsa bizim hırsımız der, rüşveti rüsum diyerek legalleştirirseniz ahlaki çöküntünün bir parçası olur ve ahlakın "bizimkiler" ve "onlar" olarak ikiye bölünmesini sağlarsınız. Kendi safınızdakinin kusurunu görmezden gelmeye başladığınızda, evrensel ahlakın yerini "tarafgirlik ahlakı" alır. Adalet ve liyakatin zedelendiği ülkemizde, bireyler dürüstlükle bir yere varılmayacağını düşünür olmuşlarsa ve emeğin yerini "nüfuz" ve "sadakat"in aldığını görüyorlarsa toplum ahlakının çöküntüye uğramasından şikayet edemezsiniz.

Siyasilerin çizdiği bu çerçeve, medya ve teknoloji aracılığıyla maalesef evlerin içine sirayet etmiştir. Televizyon dizilerinde gücü ve haksız kazancı yücelten diziler sayesinde şiddet ve gösteriş normalleşmiştir. Sosyal medya ise üzerine düşen rolü iyi oynayarak, "öz"den ziyade "imajı" kutsayıp, mahremiyeti ve derinliği yok etmiştir. Dilin Yozlaşması, iletişimin yüzeyselleşmesi ve linç kültürünün yaygınlaşması, nezaket kavramını bir zayıflık gibi gösterir hale gelmiştir. Kavramların içi boşaldıkça, ahlaki bir tartışma yürütecek zihni zemin de ortadan kalmıştır.

Tüm bunların sonucunda toplumda en tehlikeli kısmı olan, Sistemsel Bakar Körlük aşamasına geldik. Artık, çevremizdeki adaletsizlikleri, yolsuzlukları veya etik dışı uygulamaları görmemize rağmen, yanlışı düzeltmek yerine o yanlışa uyum sağlamayı bir "hayatta kalma stratejisi" olarak benimsiyoruz. Adaletsiz gelir dağılımı ve gelecek kaygısı, ahlakın "lüks" bir kavram gibi algılanmasına neden oldu. Kişilerin kendi varlığını koruma çabası, toplumsal dayanışmayı ve empatiyi zayıflattı. Yardımlaşmanın yerini rekabet, fedakârlığın yerini fırsatçılık aldıkça toplumsal dokuda derin yırtıklar oluştu..

Ahlaki çöküntü bir "sonuç"tur. Nedenleri ise adaletsizlikte, şeffaf olmayan tarafgir yönetimlerde ve sığlaşan kültürel dünyada gizlidir. Bu erozyonu durdurmanın yolu; siyasetin etik bir dile dönmesinden, yargının bağımsızlığından, medyanın niteliği öncelemesinden ve her şeyden önce kişilerin "bakar körlük" uykusundan uyanarak gerçekleri talep etmesinden geçer. Bir toplum, ancak gerçeği söylemenin maliyeti, yalan söylemenin ödülünden daha az olduğunda ahlaki bir yükselişe geçebilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.