Her şey Ekim 2024’te yaşının kemale erdiği varsayılan bir zattın bebek katiline “Umut Hakkı” istemesiyle başladı. Sonra yollarına gül dökülen zattın hapsedildiği adaya turlar ile devam etti. Gazi mecliste sözde barış ve kardeşlik komisyonu kuruldu. Yıllardır Anadolu topraklarında kardeşçe yaşayan insanların güya düşmanmış gibi kabul edip, barış güvercinleri uçuruldu. Mesajlar havada uçuştu. Mitingler düzenlendi.
Türkiye cumhuriyeti hudutları içinde paçavralar, bebek katilinin posterleri açıldı. Bunu gören güvenlik güçleri kafalarını çevirirken, siyasiler kuma gömdü. İsteklerin de tavizlerin de sonu gelmedi. Ve nihayet hani hiç alakası olmayanları demlenmekle suçladığınız, sonradan sizlerle birlikte demlendiklerini ortaya çıkan partinin genel başkanı İmralı adasında terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan için İmralı'da bir yerleşke inşa edildiğini belirtti.
"Aslında bir yapı var Öcalan'ın geçmesi için. İmralı'da bir yerleşke inşa edilmiş, yerleşke var ama bunun adı nedir, statüsü nedir? Oraya geçerken ne diyeceğiz, nasıl tarif edeceğiz meselesinin artık netleştirilmesi gerekiyor” deyiverdi. Buraya bebek katilinin tercihiyle 200 suç ortağının da yerleştirileceği dillendirilince, bize de buraya “İmralı Adası”, yerine “Apoştayn Adası” demek düştü.
Adalet, herkesin önünde eğildiği sarsılmaz bir sütun mudur, yoksa kapalı kapılar ardında, ıssız adaların gölgesinde katillere sunulan bir gayrimenkul mü? Mesele artık sadece bir "villa" inşası değildir. İddiaların, hukukun sınırlarını zorlayan, hatta onu yok sayan dehşet verici bir boyuta ulaşmasıdır. Bir terör elebaşının, devletin imkanlarıyla inşa edilen bir yerleşkeye, bizzat seçtiği 200 suç ortağını yanına alarak yerleştirilmesi akıl tutulmasının da ötesine geçmiştir. Üstüne üstlük burada bir statü talep edilmesi aymazlıktır.
Artık bu bir infaz süreci değil, suçun bir ada üzerinde "kurumsallaşması" ve bir "suç gettosu" yaratılmasıdır. Eğer bir mahkûma, kendi "komşularını" ve "kadrosunu" seçme lütfu veriliyorsa; orada devletin egemenliği değil, suçlunun iradesi hüküm sürüyor demektir. Suçun cezalandırılması gereken yerde, suçluya "kendi krallığını kurma ve tebaasını seçme" hakkı tanınması, adaletin siyasi bir meta haline geldiğinin en somut kanıtı ve anayasanın ve eşitlik ilkesinin tabutuna çakılan en ağır çividir.
Adada yaratılmaya çalışılan, bebek katiline ve eli kanlı arkadaşlarına sunulan bu imtiyazlı "emeklilik" planı, toplumun gözünün içine baka baka meşrulaştırılıyor. 2026 yılı Türkiye’sinde, "umut hakkı" kılıfı altında sunulan bu yerleşim planı, aslında hukukun bir siyasi enstrüman olarak nasıl araçsallaştırıldığının göstergesidir.
Bir yanda binlerce şehit ailesinin sönmeyen ateşi, dinmeyen gözyaşı, diğer yanda katiller ordusuna sunulan "tercihli ada hayatı." Bu, sadece bir hukuk dışılık değil, kamuoyu vicdanına sıkılan bir kurşundur. Toplum,"öğrenilmiş bir çaresizlik" ve bilinçli bir "seçici körlük" sarmalına itilerek bu skandalları kanıksamaya zorlanmaktadır.
Ancak unutulmamalıdır ki, Epstein’ın Karayipler’deki adası, mavi kubbeli yapıları ve yeraltı tünelleriyle "dokunulmazlığın" zirvesiydi. Orada hukuk yoktu; sadece sermaye ve sapkın bir güç dengesi vardı. Bugün Türkiye’nin göbeğinde, Marmara’nın sularında yükseldiği iddia edilen "konut/villa" tartışmaları da aynı imtiyazlı mimarinin bir tezahürüdür. Epstein Adası nasıl ki küresel bir utancın simgesi olarak tarihe kazındıysa, İmralı’da inşa edilen bu imtiyazlı "Apoştayn Adası" da adaletin intiharı olarak anılacaktır.
Gerçek bir hukuk devleti, suçluya "arkadaşlarını seçme" veya "konut pazarlığı yapma" şansı tanımaz. Adalet, karada ve herkes için eşit tecelli eder. Bir adayı, suç ortaklarının sığınağına ve siyasi pazarlıkların merkezine dönüştürmek, o adayı bir infaz kurumu değil, bir ihanet kalesi haline getirir. Tarih, adaleti "umut hakkı" adı altında “Ada pazarlığına” kurban edenleri asla affetmez.
Gerçek adalet, tavizlerle değil, kanunun katı, herkese eşit ve tarafsız eliyle tecelli eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
APOŞTAYN ADASI
Her şey Ekim 2024’te yaşının kemale erdiği varsayılan bir zattın bebek katiline “Umut Hakkı” istemesiyle başladı. Sonra yollarına gül dökülen zattın hapsedildiği adaya turlar ile devam etti. Gazi mecliste sözde barış ve kardeşlik komisyonu kuruldu. Yıllardır Anadolu topraklarında kardeşçe yaşayan insanların güya düşmanmış gibi kabul edip, barış güvercinleri uçuruldu. Mesajlar havada uçuştu. Mitingler düzenlendi.
Türkiye cumhuriyeti hudutları içinde paçavralar, bebek katilinin posterleri açıldı. Bunu gören güvenlik güçleri kafalarını çevirirken, siyasiler kuma gömdü. İsteklerin de tavizlerin de sonu gelmedi. Ve nihayet hani hiç alakası olmayanları demlenmekle suçladığınız, sonradan sizlerle birlikte demlendiklerini ortaya çıkan partinin genel başkanı İmralı adasında terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan için İmralı'da bir yerleşke inşa edildiğini belirtti.
"Aslında bir yapı var Öcalan'ın geçmesi için. İmralı'da bir yerleşke inşa edilmiş, yerleşke var ama bunun adı nedir, statüsü nedir? Oraya geçerken ne diyeceğiz, nasıl tarif edeceğiz meselesinin artık netleştirilmesi gerekiyor” deyiverdi. Buraya bebek katilinin tercihiyle 200 suç ortağının da yerleştirileceği dillendirilince, bize de buraya “İmralı Adası”, yerine “Apoştayn Adası” demek düştü.
Adalet, herkesin önünde eğildiği sarsılmaz bir sütun mudur, yoksa kapalı kapılar ardında, ıssız adaların gölgesinde katillere sunulan bir gayrimenkul mü? Mesele artık sadece bir "villa" inşası değildir. İddiaların, hukukun sınırlarını zorlayan, hatta onu yok sayan dehşet verici bir boyuta ulaşmasıdır. Bir terör elebaşının, devletin imkanlarıyla inşa edilen bir yerleşkeye, bizzat seçtiği 200 suç ortağını yanına alarak yerleştirilmesi akıl tutulmasının da ötesine geçmiştir. Üstüne üstlük burada bir statü talep edilmesi aymazlıktır.
Artık bu bir infaz süreci değil, suçun bir ada üzerinde "kurumsallaşması" ve bir "suç gettosu" yaratılmasıdır. Eğer bir mahkûma, kendi "komşularını" ve "kadrosunu" seçme lütfu veriliyorsa; orada devletin egemenliği değil, suçlunun iradesi hüküm sürüyor demektir. Suçun cezalandırılması gereken yerde, suçluya "kendi krallığını kurma ve tebaasını seçme" hakkı tanınması, adaletin siyasi bir meta haline geldiğinin en somut kanıtı ve anayasanın ve eşitlik ilkesinin tabutuna çakılan en ağır çividir.
Adada yaratılmaya çalışılan, bebek katiline ve eli kanlı arkadaşlarına sunulan bu imtiyazlı "emeklilik" planı, toplumun gözünün içine baka baka meşrulaştırılıyor. 2026 yılı Türkiye’sinde, "umut hakkı" kılıfı altında sunulan bu yerleşim planı, aslında hukukun bir siyasi enstrüman olarak nasıl araçsallaştırıldığının göstergesidir.
Bir yanda binlerce şehit ailesinin sönmeyen ateşi, dinmeyen gözyaşı, diğer yanda katiller ordusuna sunulan "tercihli ada hayatı." Bu, sadece bir hukuk dışılık değil, kamuoyu vicdanına sıkılan bir kurşundur. Toplum,"öğrenilmiş bir çaresizlik" ve bilinçli bir "seçici körlük" sarmalına itilerek bu skandalları kanıksamaya zorlanmaktadır.
Ancak unutulmamalıdır ki, Epstein’ın Karayipler’deki adası, mavi kubbeli yapıları ve yeraltı tünelleriyle "dokunulmazlığın" zirvesiydi. Orada hukuk yoktu; sadece sermaye ve sapkın bir güç dengesi vardı. Bugün Türkiye’nin göbeğinde, Marmara’nın sularında yükseldiği iddia edilen "konut/villa" tartışmaları da aynı imtiyazlı mimarinin bir tezahürüdür. Epstein Adası nasıl ki küresel bir utancın simgesi olarak tarihe kazındıysa, İmralı’da inşa edilen bu imtiyazlı "Apoştayn Adası" da adaletin intiharı olarak anılacaktır.
Gerçek bir hukuk devleti, suçluya "arkadaşlarını seçme" veya "konut pazarlığı yapma" şansı tanımaz. Adalet, karada ve herkes için eşit tecelli eder. Bir adayı, suç ortaklarının sığınağına ve siyasi pazarlıkların merkezine dönüştürmek, o adayı bir infaz kurumu değil, bir ihanet kalesi haline getirir. Tarih, adaleti "umut hakkı" adı altında “Ada pazarlığına” kurban edenleri asla affetmez.
Gerçek adalet, tavizlerle değil, kanunun katı, herkese eşit ve tarafsız eliyle tecelli eder.