"Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."
Atasözü eski ama güncel siyasiler eskimesine hiç müsaade etmiyor. Azıcık yakın dönemi düşününce, insanın aklına ister istemez son yirmi yılın o şaşaalı manşetleri, iddialı kürsü konuşmaları geliyor.
Sorayım sizlere dostluklar çok çabuk mu kurulur, yıllara dayanan ilişkiye ve güvene mi dayanır. Dostluklar bir kalemde düşmana çevrilir mi, ya da kusurlar görülse de üstü örtülür uygun bir zamanda dostun kulağına fısıldanır.
Ama Türk siyasi literatüründe bu kelimelerin anlamı, galiba Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündekinden biraz farklı işliyor. Süleyman Demirel’in dediği gibi siyaset için 24 saat uzun bir süre maalesef. Normal insanlar için dostluk, arkadaşlık, kardeşlik yılların emeğini, sadakati ve zor günde omuz omuza durmayı ifade etse de, siyasette dostluğun ömrü, bir zirve toplantısının süresi kadar veya ortak bir basın açıklaması boyunca işliyor. Yani “dostlar zirvede görsün” misali.
O yüzden bizim ülke siyasetinde dün "kardeşim" diye sarıldığın lidere bir gün “katil” dersin, bir bakarsın yarın kapalı kapılar ardında yeniden el sıkışmanın yollarını ararsın. Dün "dostum" dediğin kişi ülkeni ekonomik yaptırımlarla, mektuplarla tehdit eder, seni ve ülkeni kıskaca alır, birkaç gün sonra kameralar karşısında yine yeniden "stratejik ortaklık" masalları anlatırsın. Dün "arkadaşım" dediğin kişi, ülkenin uçağını düşürür, basın önünde bir iki parlarsın, ertesi gün "dış bürokrasinin diliyle" zoraki bir barış imzalarsın.
Demek ki, kameralar önünde sarmaş dolaş poz verilerek kurduğun dostluklar baki değil, baki olan sahte kahkahalarınızdır.
İç siyasette bunlar yaşanmadın mı dönün bir bakın. Bir zamanlar "aynı davanın neferleri-adamları" olanlar, gün geliyor "aldatıldık" parantezine alınıyor. Dün meydanlarda omuz omuza yürüyenler, bugün adliye koridorlarında en ağır suçlamaların muhatabı oluyor. Dün başkanım diye peşinden koştuklarınıza bugün adliye koridorlarında “hain” sloganları attıra ya da atabiliyorsunuz. Anlaşılan o ki siyasi dostlukların ömrü, ortak çıkarların son kullanma tarihiyle eşitmiş.
Halk ne durumda derseniz, bütün bu keskin 180 derece dönüşlerini izlerken aklını ve hafızasını muhafazaya çalışıyor. Çünkü siyah camların arkasında oynatılanlar, unutturmaya programlanmış olsa da maalesef Google amca unutmuyor. Ve siyasetçinin en büyük kâbusu olarak orada öylece duruyor. Dün "dostum, kardeşim, yoldaşım, ülküdaşım" diye başlayan coşkulu cümleler, bugün bambaşka bir nefret söylemiyle yan yana konarak meze oluyor.
Sorun, liderlerin fikir veya politika değiştirmesi değildir. Zamana göre, değişen dünya şartlarında esneklik göstermek bir dereceye kadar anlaşılabilir olsa da dün "mutlak doğru" diye topluma dayatılan düşüncelerin, bugün hiç söylenmemiş gibi davranılmasıdır. Söylemlerin taban tabana zıt hale gelmesi ama bu keskin dönüşlerin hiçbir zaman bir "hesap verme" ya da özeleştiri gerektirmemesidir. Toplumdan, dün alkışladığı her şeyin bugün tam tersini yine aynı coşkuyla alkışlaması beklenmesi ve hatta çeşitli mecralarda alkışlatılıyor olması ayrıca bir tez konusudur.
Hülasa, atasözü boşuna söylenmemiş. İnsan, dostlarını seçer. Liderler de öyle.
Ve bir liderin karakteri, samimiyeti önüne konan metinleri okurken değil, kimleri "dostum", kimleri "kardeşim", kimleri "yol arkadaşım" ilan edip, sonra onlardan nasıl vazgeçtiğinde ortaya çıkar.
Belki de artık o meşhur atasözünü siyaset meydanına göre güncellemenin vakti geldi:
"Bana bugünkü dostunu söyle, sana yarınki düşmanını söyleyeyim."
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
BANA DOSTUNU SÖYLE…
"Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."
Atasözü eski ama güncel siyasiler eskimesine hiç müsaade etmiyor. Azıcık yakın dönemi düşününce, insanın aklına ister istemez son yirmi yılın o şaşaalı manşetleri, iddialı kürsü konuşmaları geliyor.
Hafızamızı şöyle bir tazeleyelim,
"Dostum Trump...", “Kardeşim Esad…”, "Arkadaşım Putin...", “Kankam Mursi…”, “Kardeşim Gül”, “Bülent abim”…
Sorayım sizlere dostluklar çok çabuk mu kurulur, yıllara dayanan ilişkiye ve güvene mi dayanır. Dostluklar bir kalemde düşmana çevrilir mi, ya da kusurlar görülse de üstü örtülür uygun bir zamanda dostun kulağına fısıldanır.
Ama Türk siyasi literatüründe bu kelimelerin anlamı, galiba Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündekinden biraz farklı işliyor. Süleyman Demirel’in dediği gibi siyaset için 24 saat uzun bir süre maalesef. Normal insanlar için dostluk, arkadaşlık, kardeşlik yılların emeğini, sadakati ve zor günde omuz omuza durmayı ifade etse de, siyasette dostluğun ömrü, bir zirve toplantısının süresi kadar veya ortak bir basın açıklaması boyunca işliyor. Yani “dostlar zirvede görsün” misali.
O yüzden bizim ülke siyasetinde dün "kardeşim" diye sarıldığın lidere bir gün “katil” dersin, bir bakarsın yarın kapalı kapılar ardında yeniden el sıkışmanın yollarını ararsın. Dün "dostum" dediğin kişi ülkeni ekonomik yaptırımlarla, mektuplarla tehdit eder, seni ve ülkeni kıskaca alır, birkaç gün sonra kameralar karşısında yine yeniden "stratejik ortaklık" masalları anlatırsın. Dün "arkadaşım" dediğin kişi, ülkenin uçağını düşürür, basın önünde bir iki parlarsın, ertesi gün "dış bürokrasinin diliyle" zoraki bir barış imzalarsın.
Demek ki, kameralar önünde sarmaş dolaş poz verilerek kurduğun dostluklar baki değil, baki olan sahte kahkahalarınızdır.
İç siyasette bunlar yaşanmadın mı dönün bir bakın. Bir zamanlar "aynı davanın neferleri-adamları" olanlar, gün geliyor "aldatıldık" parantezine alınıyor. Dün meydanlarda omuz omuza yürüyenler, bugün adliye koridorlarında en ağır suçlamaların muhatabı oluyor. Dün başkanım diye peşinden koştuklarınıza bugün adliye koridorlarında “hain” sloganları attıra ya da atabiliyorsunuz. Anlaşılan o ki siyasi dostlukların ömrü, ortak çıkarların son kullanma tarihiyle eşitmiş.
Halk ne durumda derseniz, bütün bu keskin 180 derece dönüşlerini izlerken aklını ve hafızasını muhafazaya çalışıyor. Çünkü siyah camların arkasında oynatılanlar, unutturmaya programlanmış olsa da maalesef Google amca unutmuyor. Ve siyasetçinin en büyük kâbusu olarak orada öylece duruyor. Dün "dostum, kardeşim, yoldaşım, ülküdaşım" diye başlayan coşkulu cümleler, bugün bambaşka bir nefret söylemiyle yan yana konarak meze oluyor.
Sorun, liderlerin fikir veya politika değiştirmesi değildir. Zamana göre, değişen dünya şartlarında esneklik göstermek bir dereceye kadar anlaşılabilir olsa da dün "mutlak doğru" diye topluma dayatılan düşüncelerin, bugün hiç söylenmemiş gibi davranılmasıdır. Söylemlerin taban tabana zıt hale gelmesi ama bu keskin dönüşlerin hiçbir zaman bir "hesap verme" ya da özeleştiri gerektirmemesidir. Toplumdan, dün alkışladığı her şeyin bugün tam tersini yine aynı coşkuyla alkışlaması beklenmesi ve hatta çeşitli mecralarda alkışlatılıyor olması ayrıca bir tez konusudur.
Hülasa, atasözü boşuna söylenmemiş. İnsan, dostlarını seçer. Liderler de öyle.
Ve bir liderin karakteri, samimiyeti önüne konan metinleri okurken değil, kimleri "dostum", kimleri "kardeşim", kimleri "yol arkadaşım" ilan edip, sonra onlardan nasıl vazgeçtiğinde ortaya çıkar.
Belki de artık o meşhur atasözünü siyaset meydanına göre güncellemenin vakti geldi:
"Bana bugünkü dostunu söyle, sana yarınki düşmanını söyleyeyim."