Hava Durumu

BAYRAĞA UZANAN ELLER KIRILIR

Yazının Giriş Tarihi: 21.01.2026 16:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.01.2026 16:31

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Arif Nihat Asya Türk milletinin Ay yıldızlı bayrağımıza olan sevgimizi, saygımızı ne güzel belirtmişti. Hatta ona olan saygımıza el ya da dil uzatanlara da şiirinde şu mısralarla cevabını vermişti.

Sana benim gözümle bakmayanın, Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun, Yuvasını bozacağım.

Türk bayrağına saygısızlık ya da saldırı zaman zaman ülke gündemine girmiştir. Ama 20 Ocak ta Nusaybin sınırında yaşananlar kabul edilebilir bir cihette değildir. Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir vatandaşın hazmedebileceği bir olayda değildir. Bunun aksini iddia edenler var ise onlar da kurtuluş savaşı yıllarından kalan bazı emperyalist kırıntılardır. Türk bayrağına yönelik saldırılar ve bu konudaki toplumsal hassasiyet, Türkiye’nin milli egemenlik ve sembollere verilen değer açısından her zaman en sıcak gündem maddelerinden biri olmuştur.

14 Ağustos 1996’da Kıbrıs’ta Rum göstericinin Türk bayrağını indirmek için direğe tırmandığı sırada bir Türk askeri tarafından vurulması, Türkiye’nin sınır güvenliği ve bayrak konusundaki "kırmızı çizgisini" en sert şekilde gösterdiği anlardan biri olarak tarihe geçmiştir. Ve tüm dünyaya “Türk Bayrağına uzanan el kırılır” mesajı sert bir şekilde ilan edilmiştir.

Benzer bir vaka Diyarbakır/Lice’de Haziran 2014 de Hava Kuvvet Komutanlığı bahçesindeki bayrağın maskeli bir gösterici tarafından indirilmesi olayı meydana gelmiş, Türkiye'de büyük bir infiale yol açmıştı. Ancak buradaki askeri tepki, Kıbrıs’takinden farklıydı. Olay bugünün benzeri bir açılım sürecinde sınırlarımız içinde meydana gelmiş ve dönemin hassasiyeti ve sivil kayıpların önüne geçilmesi gibi gerekçelerle nöbetçiler ateş açmamış, olay sonrasında sorumlular hakkında idari ve adli soruşturmalar başlatılmıştır.

Bunu şahsım dâhil kamuoyunun büyük bir kesimi, askeri bir bölgeye girilip bayrağın indirilmesine anında ve en sert şekilde karşılık verilmesi gerektiğini savunmuştu. Bu düşüncede olmamızın nedeni bu saldırıların cezasız kalmasının caydırıcılığı azaltması benzer eylemleri cesaretlendireceği idi. Bunun yanında askeri birliğin kendi sahası içinde bu olayın gerçekleşmesi TSK’nın saygınlığına zarar vereceği olmasıydı.

Zaman bizleri haklı çıkardı. Maalesef benzer durumlar ülkemizin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ün şahsına hakaretamiz söylemlerde bulunanlar veya onun aziz hatıralarına saygısızlık edenlerde de yaşandı. Caydırıcılıktan uzak cezalar verilmesi hatta bunların cesaretlendirilmesi zamanla hakaretlerin ve saldırıların da şiddetinin artmasına vesile oldu. Diyarbakır Lice deki menfur olayda Kıbrıs benzeri bir tepki verilseydi, bugün Nusaybin’de o bayrağa el uzatmaya kimse cesaret edemezdi.

Bir devletin gücü, sadece ekonomisiyle veya ordusunun büyüklüğüyle ölçülmez. Bir devletin asıl gücü, kutsallarını koruma konusundaki sarsılmaz kararlılığında gizlidir. Avrupa birliği zirvelerinde duracağımız yeri gösteren noktaya Türk Bayrağı bırakıldığında Cmhurbaşkanımız Türk bayrağını yerde bırakmayıp saygıyla katlayarak cebine koyuyorsa aynı hassasiyeti sınırlarımızı koruyan Mehmetçiklerimizde göstermeliydi.

Ay-Yıldızlı bayrağımız Türk Milletinin namusu ve bağımsızlık sembolüdür. Ona yapılan saldırılara verilen tepkinin niteliği, devletin gücünü ve kararlılığını temsil eder. Birçok kişi için Kıbrıs’taki tavır "devlet refleksinin” gereğiyken, Lice’deki olay bu refleksin zayıfladığı bir an olarak yıllardır hatırlanmaktadır. Dolaysıyla bugün yine bir açılım sürecinde yaşananlar bu refleksimizin iyice kaybolduğunu bir işaretidir.

Tarih bize öğretmiştir ki; bayrağını koruyamayanlar, yarın üzerine basacak bir toprak parçası dahi bulamazlar. Bu yüzden Ay Yıldız, sadece bir sembol değil; geçmişten geleceğe taşınan, her neslin bir sonrakine "lekesiz ve eğilmeden" devretmek zorunda olduğu en büyük mirastır.

Üstad Mehmet Akif Ersoy’un dizleriyle yazımızı sonlandıralım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.