Siyaset biliminin ve hukuk felsefesinin en temel tartışmalarından biri "Devlet mi başkana tabidir, başkan mı devlete?" sorusudur.
Aslında bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Modern demokratik sistemlerde geçerli olan başkan devlete tabidir. Ama yaşadığımız topraklarda hatta doğu ve güneyimizde bize yakın coğrafya da bunun tam tersinin yaşandığının farkındasınızdır.
Demokrasinin amaç olarak kullanıldığı yönetimlerde, “Kurumların Üstünlüğü” vardır. Devlet; anayasa, yasalar ve köklü kurumlar demektir. Başkan, bu çarkın sadece geçici bir yöneticisi ve devletin hizmetkârıdır. Devlet Başkanının yetkileri anayasa ile çizilmiş, sınırlandırılmış ve denetlenebilir hale getirilmiştir. Kısacası başkan "devletin sahibi" değil, devletin bir memurudur. Şahıslar ölümlü, görevler geçici fakat devlet bakidir. Yani "Başkan devletindir".
Tam da bu anda Gazi Mustafa Kemal’in bir sözünü de hatırlamak gerekir. Derki "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Demokrasinin araç olarak kullanıldığı Şahıs Odaklı yönetimlerde ise, Devlet Başkana Tabidir. Bu yönetim aslında Otoriter veya mutlakiyetçi sistemlerde görülen durumdur. Fransız Kralı XIV. Louis’nin meşhur "Devlet benim!" sözü bu anlayışı özetler. Bu yönetim tarzında “Kişiselleşmiş İktidar”la karşılaşırsınız. Devletin tüm kurumları başkanın iradesine göre şekillenir. Yargı ve yasama, yürütme başkanın birer aracı haline gelir. Hukuk keyfileşir. Devletin bekası veya halkın refahı için değil, liderin kararlarını meşrulaştırmak için kullanılır. Ve önemlisi Bu sistemlerde devletin kaderi tek bir kişinin kararlarına bağlı olması ülkenin geleceğini risk altına sokar. Başkan hata yaptığında sistem de devlet de çöker.
2017 Anayasa Referandumu ve 2018'de tam anlamıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne çok büyük hayallerle geçtik. Ekonomimiz düzelecek, refah seviyemiz artacak, hantal yapıdan kurtulacak, güllük gülistanlık bir ülkeye kavuşacak, mars’a çıkacaktık.
Eski Parlamenter Sistemde, devletin başı olan Cumhurbaşkanı daha çok "temsili" ve "sembolik" bir güçteyken, Başbakanlık makamı yürütmenin asıl motoruydu. Yeni sistemde Başbakanlık kaldırıldı ve tüm yürütme yetkisi tek bir kişide yani Cumhurbaşkanında toplandı. Meclis ve milletvekilleri etkisiz, bakanlıklar yetkisiz hale geldi. Birçok kurumda (yargı, asker, üniversiteler, vakıflar) atatma yetkisi cumhurbaşkanlığına bağlandı.
Partili başkanlık sistemi ile Cumhurbaşkanlık makamının bağımsızlık görüntüsü zedelendi. Yargının ve meclisin denetleme yetkisi kullanılamaz hale geldi. Türkiye'deki siyasi söylemde sıkça kullanılan "Devletin bekası" kavramı, bazen devletin başkanın kararlarından daha üstün bir varlık olduğunu hatırlatmak için, bazen de liderin kararlarını devletin hayati çıkarlarıyla özdeşleştirmek için kullanılır hale geldi.
Özetlemek gerekirse Türkiye'de şu an hibrit (karma) bir durum yaşanıyor Türkiye, kağıt üzerinde "hukuk devleti" ve "kuvvetler ayrılığı" ilkelerine bağlı bir sistem gibi gözüksek te uygulamada böyle olmadığı da aşikardır.
Size bir soru; "Devlet Başkanı" mı istersiniz, " başkanın devletin" de yaşamak mı?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
DEVLET BABA MI, BABANIN DEVLETİ Mİ?
Siyaset biliminin ve hukuk felsefesinin en temel tartışmalarından biri "Devlet mi başkana tabidir, başkan mı devlete?" sorusudur.
Aslında bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Modern demokratik sistemlerde geçerli olan başkan devlete tabidir. Ama yaşadığımız topraklarda hatta doğu ve güneyimizde bize yakın coğrafya da bunun tam tersinin yaşandığının farkındasınızdır.
Demokrasinin amaç olarak kullanıldığı yönetimlerde, “Kurumların Üstünlüğü” vardır. Devlet; anayasa, yasalar ve köklü kurumlar demektir. Başkan, bu çarkın sadece geçici bir yöneticisi ve devletin hizmetkârıdır. Devlet Başkanının yetkileri anayasa ile çizilmiş, sınırlandırılmış ve denetlenebilir hale getirilmiştir. Kısacası başkan "devletin sahibi" değil, devletin bir memurudur. Şahıslar ölümlü, görevler geçici fakat devlet bakidir. Yani "Başkan devletindir".
Tam da bu anda Gazi Mustafa Kemal’in bir sözünü de hatırlamak gerekir. Derki "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Demokrasinin araç olarak kullanıldığı Şahıs Odaklı yönetimlerde ise, Devlet Başkana Tabidir. Bu yönetim aslında Otoriter veya mutlakiyetçi sistemlerde görülen durumdur. Fransız Kralı XIV. Louis’nin meşhur "Devlet benim!" sözü bu anlayışı özetler. Bu yönetim tarzında “Kişiselleşmiş İktidar”la karşılaşırsınız. Devletin tüm kurumları başkanın iradesine göre şekillenir. Yargı ve yasama, yürütme başkanın birer aracı haline gelir. Hukuk keyfileşir. Devletin bekası veya halkın refahı için değil, liderin kararlarını meşrulaştırmak için kullanılır. Ve önemlisi Bu sistemlerde devletin kaderi tek bir kişinin kararlarına bağlı olması ülkenin geleceğini risk altına sokar. Başkan hata yaptığında sistem de devlet de çöker.
2017 Anayasa Referandumu ve 2018'de tam anlamıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne çok büyük hayallerle geçtik. Ekonomimiz düzelecek, refah seviyemiz artacak, hantal yapıdan kurtulacak, güllük gülistanlık bir ülkeye kavuşacak, mars’a çıkacaktık.
Eski Parlamenter Sistemde, devletin başı olan Cumhurbaşkanı daha çok "temsili" ve "sembolik" bir güçteyken, Başbakanlık makamı yürütmenin asıl motoruydu. Yeni sistemde Başbakanlık kaldırıldı ve tüm yürütme yetkisi tek bir kişide yani Cumhurbaşkanında toplandı. Meclis ve milletvekilleri etkisiz, bakanlıklar yetkisiz hale geldi. Birçok kurumda (yargı, asker, üniversiteler, vakıflar) atatma yetkisi cumhurbaşkanlığına bağlandı.
Partili başkanlık sistemi ile Cumhurbaşkanlık makamının bağımsızlık görüntüsü zedelendi. Yargının ve meclisin denetleme yetkisi kullanılamaz hale geldi. Türkiye'deki siyasi söylemde sıkça kullanılan "Devletin bekası" kavramı, bazen devletin başkanın kararlarından daha üstün bir varlık olduğunu hatırlatmak için, bazen de liderin kararlarını devletin hayati çıkarlarıyla özdeşleştirmek için kullanılır hale geldi.
Özetlemek gerekirse Türkiye'de şu an hibrit (karma) bir durum yaşanıyor Türkiye, kağıt üzerinde "hukuk devleti" ve "kuvvetler ayrılığı" ilkelerine bağlı bir sistem gibi gözüksek te uygulamada böyle olmadığı da aşikardır.
Size bir soru; "Devlet Başkanı" mı istersiniz, " başkanın devletin" de yaşamak mı?