Son günlerde Avrupa güreş şampiyonasında yaşananları takip edeniniz olmuştur. Güreşçimiz Rıza Kayaalp Rus güreşçi Karalin’in 12 Avrupa şampiyonluğu rekorunu kırmak için mindere çıkmış, ilk iki rakibi spor ahlakına uymayan hareketlerle maç yapmış buna rağmen sporcumuz finale çıkmıştı. Finalde Macar rakibi Atilla Vitek’i yenerek bizi gururlandırdı. Daha sonra Macar medyasında iki sporcunun fotoğrafının altına “ Ellenfel Nem Ellenseg” mesajıyla paylaşım yapıldı. Cümlenin anlamı “Rakipler, düşman değiller”.
Siyasetin o çok renkli, hareketli ve yer yer gürültülü düşmanlık manzarasına kapılıp asıl meseleyi sık sık gözden kaçırıyoruz. Özellikle parti içi dinamiklerde, koltuk hırsı ve kişisel ego fikir ayrılıklarımızın önüne geçtiğinde dilimiz de gönlümüz de çoraklaşıyor ve yoldan çıkıyor. Oysa uzaklardan, Macaristan’ın kadim dilinden bize ulaşan bir sesleniş, bugün teşkilat koridorlarında unuttuğumuz o ince çizgiyi hatırlatıyor:
"Ellenfél nem ellenség" Rakibiz, düşman değiliz.
Macarcada bugün öğrendiğim iki kelime arasındaki fark, aslında bir siyasi yapının ya devleşmesini ya da cüceleşmesini belirleyen temel kuraldır. "Ellenfél" (rakip) karşı tarafı, diğer yarıyı, yani bir oyunun veya yarışın tamamlanması için gereken "öteki"ni ifade eder. Rakibiniz diye adlandırdığımız kişi aslında sizi daha çok çalışmaya, daha iyi proje üretmeye ve daha zinde kalmaya zorlayan bir yol arkadaşıdır. Ancak ne zaman ki o "fél" (taraf) ekini düşürür ve yerini husumeti temsil eden "ség" (düşman) kavramına bırakır, işte o zaman siyasetin o birleştirici nemi kurur, ilişkiler çatlar.
Parti içi yarışlar, kongreler demokrasinin düğünleridir. Adaylar çıkar, fikirler çarpışır, vizyonlar yarışır. Buraya kadar her şey siyasetin o doğal, rekabet zenginliğidir. Fakat bir kongre salonundan çıkarken kaybeden yâda kazanan taraf, diğerlerini "yol arkadaşı" olmaktan çıkarıp "yok edilmesi gereken hasım" ilan ederse, orada büyük bir çürüme başlamış demektir.
Parti içinde rakibini düşman bellemiş bir siyasetçi, artık partinin bekasını değil, kendi iktidarının tahkimatını düşünür. Proje üretmek yerine dedikodu üretir, göreve liyakat aramak yerine şahsına sadakat arar. Oysa mücadele edilmesi gerekenler dışarıdadır, içerideki sadece bizleri ileriye götürecek "diğer fikirlerin" temsilcisidir.
Bugün ülkemizde özellikle muhalefette bulunan birçok siyasi partinin yaşadığı tıkanıklığın temelinde maalesef bu yatmaktadır. Siyasi rakibini tasfiye edilmesi gereken bir düşman olarak görmek. Ama bu davranışta bulunanların, aslında kendi antrenman arkadaşını, kendi denetçisini ve nihayetinde kendi kalitesini yok ettiklerinin farkına varmaları gerekir.
Siyasetin o hareketli, canlı doğasını korumak istiyorsak, aradaki o görünmez ama hayati bağları, yani o insani "nemi" muhafaza etmeliyiz. Birbirimize ne kadar sert muhalefet edersek edelim, aynı amblemin altında buluştuğumuzda, birlik olduğumuzda başarıya ulaşılacağını unutmamalıyız. Eğer bir parti kendi içindeki zenginliği yani farklı fikirdeki insanları ötekileştirirse, mevcut iktidardan bir farkı kalmadığı gibi dışarıdaki asıl rakiplerine karşı söyleyecek sözleri de kalmaz.
Sözün özü, rekabet bizi büyütür, düşmanlık ise tüketir. Seçimler geçer, koltuklar el değiştirir ama baki olan dava arkadaşlığı hukukudur. Yeter ki Macarların o veciz uyarısını kulağımıza küpe yapalım; Rakibimiz, düşmanımız değil!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
Ellenfél Nem Ellenség (Rakibiz, Düşmanımız Değil)
Son günlerde Avrupa güreş şampiyonasında yaşananları takip edeniniz olmuştur. Güreşçimiz Rıza Kayaalp Rus güreşçi Karalin’in 12 Avrupa şampiyonluğu rekorunu kırmak için mindere çıkmış, ilk iki rakibi spor ahlakına uymayan hareketlerle maç yapmış buna rağmen sporcumuz finale çıkmıştı. Finalde Macar rakibi Atilla Vitek’i yenerek bizi gururlandırdı. Daha sonra Macar medyasında iki sporcunun fotoğrafının altına “ Ellenfel Nem Ellenseg” mesajıyla paylaşım yapıldı. Cümlenin anlamı “Rakipler, düşman değiller”.
Siyasetin o çok renkli, hareketli ve yer yer gürültülü düşmanlık manzarasına kapılıp asıl meseleyi sık sık gözden kaçırıyoruz. Özellikle parti içi dinamiklerde, koltuk hırsı ve kişisel ego fikir ayrılıklarımızın önüne geçtiğinde dilimiz de gönlümüz de çoraklaşıyor ve yoldan çıkıyor. Oysa uzaklardan, Macaristan’ın kadim dilinden bize ulaşan bir sesleniş, bugün teşkilat koridorlarında unuttuğumuz o ince çizgiyi hatırlatıyor:
"Ellenfél nem ellenség" Rakibiz, düşman değiliz.
Macarcada bugün öğrendiğim iki kelime arasındaki fark, aslında bir siyasi yapının ya devleşmesini ya da cüceleşmesini belirleyen temel kuraldır. "Ellenfél" (rakip) karşı tarafı, diğer yarıyı, yani bir oyunun veya yarışın tamamlanması için gereken "öteki"ni ifade eder. Rakibiniz diye adlandırdığımız kişi aslında sizi daha çok çalışmaya, daha iyi proje üretmeye ve daha zinde kalmaya zorlayan bir yol arkadaşıdır. Ancak ne zaman ki o "fél" (taraf) ekini düşürür ve yerini husumeti temsil eden "ség" (düşman) kavramına bırakır, işte o zaman siyasetin o birleştirici nemi kurur, ilişkiler çatlar.
Parti içi yarışlar, kongreler demokrasinin düğünleridir. Adaylar çıkar, fikirler çarpışır, vizyonlar yarışır. Buraya kadar her şey siyasetin o doğal, rekabet zenginliğidir. Fakat bir kongre salonundan çıkarken kaybeden yâda kazanan taraf, diğerlerini "yol arkadaşı" olmaktan çıkarıp "yok edilmesi gereken hasım" ilan ederse, orada büyük bir çürüme başlamış demektir.
Parti içinde rakibini düşman bellemiş bir siyasetçi, artık partinin bekasını değil, kendi iktidarının tahkimatını düşünür. Proje üretmek yerine dedikodu üretir, göreve liyakat aramak yerine şahsına sadakat arar. Oysa mücadele edilmesi gerekenler dışarıdadır, içerideki sadece bizleri ileriye götürecek "diğer fikirlerin" temsilcisidir.
Bugün ülkemizde özellikle muhalefette bulunan birçok siyasi partinin yaşadığı tıkanıklığın temelinde maalesef bu yatmaktadır. Siyasi rakibini tasfiye edilmesi gereken bir düşman olarak görmek. Ama bu davranışta bulunanların, aslında kendi antrenman arkadaşını, kendi denetçisini ve nihayetinde kendi kalitesini yok ettiklerinin farkına varmaları gerekir.
Siyasetin o hareketli, canlı doğasını korumak istiyorsak, aradaki o görünmez ama hayati bağları, yani o insani "nemi" muhafaza etmeliyiz. Birbirimize ne kadar sert muhalefet edersek edelim, aynı amblemin altında buluştuğumuzda, birlik olduğumuzda başarıya ulaşılacağını unutmamalıyız. Eğer bir parti kendi içindeki zenginliği yani farklı fikirdeki insanları ötekileştirirse, mevcut iktidardan bir farkı kalmadığı gibi dışarıdaki asıl rakiplerine karşı söyleyecek sözleri de kalmaz.
Sözün özü, rekabet bizi büyütür, düşmanlık ise tüketir. Seçimler geçer, koltuklar el değiştirir ama baki olan dava arkadaşlığı hukukudur. Yeter ki Macarların o veciz uyarısını kulağımıza küpe yapalım; Rakibimiz, düşmanımız değil!