"Etkin Pişmanlık" kavramı, hukukta bir suçun işlenmesinden sonra duyulan pişmanlığın eylemsel bir karşılık bulması, yani adalete yardımcı olunması durumudur. Kişi, işlediği suçtan pişman olur, adalete teslim olur, bildiklerini anlatır ve verdiği bilginin ederi karşılığında bir ceza indirimine hak kazanır. Belki konu tekniktir, vicdani yapımıza göre soğuktur ama bir mantığı vardır.
Ancak Türkiye’nin siyasi arenasına baktığımızda, bu hukuki terimin çeşitli mutasyonlara uğrayarak karşımız da yer aldığını görüyoruz. Bazıları maçayı kurtarmak için “etkin yalanlar" söylerken,bazıları hücrenin soğukluğunu görünce “etkin satışa” başlarken, birçoğu da "geçmişin hatalarından arınma bileti" olarak karşımıza “etkin pişkinlikle" çıkıyor.
Meselenin en hazin tarafı ise bu "etkin pişkinleri" parlatıp vitrine koyan siyasi iradelerin pişkinliğidir. Peki geçmişleri kirli, hayatları şaibeli kişileri "stratejik hamle” gibi başlıklar altında halka sunanların günahları ne olacak? Peki, bu kişileri dün yere göğe sığdıramayıp bugün "etkin pişman" oldukları için tefe koyan siyasi iradeye ne olacak? Belki de artık bireysel pişmanlıklardan ziyade, "Siyasi Pişmanlık" mekanizmasını tartışmanın da vaktidir.
Madem bireysel pişkinlikler "etkin" bir şekilde ödüllendiriliyor, biz de karşı atağa geçip bir "Siyasi Pişmanlık Kampanyası" başlatalım. Ama bu kampanya, "hata yaptım" diyen figüranlar için değil, o figüranları ısrarla başrol yapan yönetmenler için olmalıdır.
Artık; Liyakat yerine sadakat tercih edenlerin, "yanıltıldık, aldatıldık, kandırıldık" demeyi bir yönetim biçimi haline getirenlerin, bu "yanılma payı"nın faturasını topluma ödetmekten vazgeçmesi gerekir.
Bildiğim bir şey varsa o da siyaset unutturmaya çalışsa da arşiv unutmaz. Dün küfrettiğine bugün sarılan, dün "ihanet" dediğine bugün "vatanseverlik" etiketi yapıştıranların siyasi tutarlılık sınavına çekilmesinin zamanı gelmiştir. Bakar körlükten kurtulmalı, kurumsal hataları kişiselleştirip, suçu birkaç "pişman" ismin üzerine yıkarak sistemin bekasını sağlayan sığ anlayışla yüzleşilmelidir.
Hukukta “etkin pişkinlik” indirimi olabilir ama tarihin ve toplumsal vicdanın indirim olmaz. Bir siyasetçi, geçmişin tüm yanlışlarını "o zaman şartlar öyleydi" diyerek aklıyorsa ve o yanlışın mimarlarını korumaya devam ediyorsa, o yanlışın ortağıdır.
Eğer "etkin pişmanlık" hukukta bir karşılık buluyorsa, "siyasi pişmanlık" da sandıkta ve toplumsal vicdanda karşılık bulmalıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey, "etkin pişkinlerin" sunduğu, muhaliflere göre yalan, yanlış, muktedirlere göre doğru itiraflar değil, bu isimleri siyasetin merkezine pompalayan mekanizmaların gerçek bir siyasi pişmanlık göstererek sahadan çekilmesi ve suçu üstlenmesidir.
Geçmişin şaibeli mimarlarını, geleceğin mühendisleriymiş gibi sunan siyasi pazarlamacılara, Müslüm Babanın unutulmaz şarkısını hatırlatmak gerekir. “Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bir bedeli var”. O yüzden pişmanlık, aynı hatayı yapacak yeni koltuklar aramak değil, yapılan hatanın bedelini ödeyip kenara çekilme erdemini gösterebilmektir. Gerçekten pişman mısınız? O halde buyurun, sahne arkasına... Seyirci artık bu "pişkin" oyunu izlemekten inanın yoruldu.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
“ETKİN PİŞKİNLİKTEN” SİYASİ PİŞMANLIĞA…
"Etkin Pişmanlık" kavramı, hukukta bir suçun işlenmesinden sonra duyulan pişmanlığın eylemsel bir karşılık bulması, yani adalete yardımcı olunması durumudur. Kişi, işlediği suçtan pişman olur, adalete teslim olur, bildiklerini anlatır ve verdiği bilginin ederi karşılığında bir ceza indirimine hak kazanır. Belki konu tekniktir, vicdani yapımıza göre soğuktur ama bir mantığı vardır.
Ancak Türkiye’nin siyasi arenasına baktığımızda, bu hukuki terimin çeşitli mutasyonlara uğrayarak karşımız da yer aldığını görüyoruz. Bazıları maçayı kurtarmak için “etkin yalanlar" söylerken, bazıları hücrenin soğukluğunu görünce “etkin satışa” başlarken, birçoğu da "geçmişin hatalarından arınma bileti" olarak karşımıza “etkin pişkinlikle" çıkıyor.
Meselenin en hazin tarafı ise bu "etkin pişkinleri" parlatıp vitrine koyan siyasi iradelerin pişkinliğidir. Peki geçmişleri kirli, hayatları şaibeli kişileri "stratejik hamle” gibi başlıklar altında halka sunanların günahları ne olacak? Peki, bu kişileri dün yere göğe sığdıramayıp bugün "etkin pişman" oldukları için tefe koyan siyasi iradeye ne olacak? Belki de artık bireysel pişmanlıklardan ziyade, "Siyasi Pişmanlık" mekanizmasını tartışmanın da vaktidir.
Madem bireysel pişkinlikler "etkin" bir şekilde ödüllendiriliyor, biz de karşı atağa geçip bir "Siyasi Pişmanlık Kampanyası" başlatalım. Ama bu kampanya, "hata yaptım" diyen figüranlar için değil, o figüranları ısrarla başrol yapan yönetmenler için olmalıdır.
Artık; Liyakat yerine sadakat tercih edenlerin, "yanıltıldık, aldatıldık, kandırıldık" demeyi bir yönetim biçimi haline getirenlerin, bu "yanılma payı"nın faturasını topluma ödetmekten vazgeçmesi gerekir.
Bildiğim bir şey varsa o da siyaset unutturmaya çalışsa da arşiv unutmaz. Dün küfrettiğine bugün sarılan, dün "ihanet" dediğine bugün "vatanseverlik" etiketi yapıştıranların siyasi tutarlılık sınavına çekilmesinin zamanı gelmiştir. Bakar körlükten kurtulmalı, kurumsal hataları kişiselleştirip, suçu birkaç "pişman" ismin üzerine yıkarak sistemin bekasını sağlayan sığ anlayışla yüzleşilmelidir.
Hukukta “etkin pişkinlik” indirimi olabilir ama tarihin ve toplumsal vicdanın indirim olmaz. Bir siyasetçi, geçmişin tüm yanlışlarını "o zaman şartlar öyleydi" diyerek aklıyorsa ve o yanlışın mimarlarını korumaya devam ediyorsa, o yanlışın ortağıdır.
Eğer "etkin pişmanlık" hukukta bir karşılık buluyorsa, "siyasi pişmanlık" da sandıkta ve toplumsal vicdanda karşılık bulmalıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey, "etkin pişkinlerin" sunduğu, muhaliflere göre yalan, yanlış, muktedirlere göre doğru itiraflar değil, bu isimleri siyasetin merkezine pompalayan mekanizmaların gerçek bir siyasi pişmanlık göstererek sahadan çekilmesi ve suçu üstlenmesidir.
Geçmişin şaibeli mimarlarını, geleceğin mühendisleriymiş gibi sunan siyasi pazarlamacılara, Müslüm Babanın unutulmaz şarkısını hatırlatmak gerekir. “Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bir bedeli var”. O yüzden pişmanlık, aynı hatayı yapacak yeni koltuklar aramak değil, yapılan hatanın bedelini ödeyip kenara çekilme erdemini gösterebilmektir. Gerçekten pişman mısınız? O halde buyurun, sahne arkasına... Seyirci artık bu "pişkin" oyunu izlemekten inanın yoruldu.