Bugünkü köşe yazımda bir kelime oyunu ile Mary Shelley'nin 1818'de yazdığı ünlü romanın (ve sonrasındaki filmlerin) başkarakteri olan Frankenstein ile son yılların gündemdeki konusu ve "Epstein" birleştirip ortaya çıkan o ürkütücü kelime oyunuyla Jeffrey Epstein davasına ve bu davanın "canavarlığına" bir gönderme yapmak istedim. Yaptığım bu ironi, davanın doğasını düşününce birkaç katmanlı bir anlam kazanıyor.
Bu kelime oyunu (Frank-Epstein), aslında Jeffrey Epstein davasının yarattığı etkiyle çok uyumlu olduğunu düşündüm. Mary Shelley'nin romanını okumasam da izlediğim filmde Dr. Frankenstein, kontrol edemediği bir "canavar" yaratmıştı. Epstein davasında da güç, para ve bağlantılarla örülü, toplumun etik değerlerini parçalayan devasa, karanlık bir sistemde bir nevi “modern Frankenstein” ortaya çıktı.
Yazılanlara, yaşananlara bakılırsa dünya üzerinde bahsedilen ada da işlenmemiş suç kalmamış. Epstein olayı sadece bir suç dosyası değil; içinde casusluk, şantaj ve küresel güç oyunlarının olduğu bir çıkmaz sokak gibi. Birçoğu için şehvet ve zevkin doruk noktası gibi sanılsa da olayın mağdurları için dehşet ve karanlık dolu bir dünya yaşandığı da muhakkak.
Herkesin konuştuğu o meşhur "Küçük Siyah Defter" (Little Black Book) ile uçuş kayıtları (Lolita Express) 2024 başında mahkeme kayıtlarının bir kısmı ile kamuoyuna açıklandı. Listede kimler yok ki? Eski başkanlardan prenslere, bilim insanlarından Hollywood yıldızlarına kadar dev isimler var. Zaman zaman bu listeye Türk kamuoyunun yakından tanıdığı isimler de giriyor. Gazete sahipleri, mankenler, siyasi parti liderleri, muhafazakâr gazete sahipleri, hatta terör örgütü mensupları.
Burada ciddi bir ironi de var. Adı geçenlerin birçoğu Epstein ile görüştüğünü kabul etse de "ne yaptığını bilmiyorduk, sadece iş yemeğiydi, bağış istemek için görüştüm" bahaneleriyle işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Kamuoyu ise buna benim de baktığım gibi "canavarlık" gözüyle bakmaya devam ediyor. Bu insanlar mahkeme kürsülerinde yargılanmalarını bekliyor.
Kimilerine göre Epstein’ın sadece bir suçlu değil, aynı zamanda bir istihbarat varlığı. İddialara göre güçlü insanların seks kasetlerini çekerek onlara şantaj yapıyor ve bu yolla küresel siyasete yön veriyordu. Eğer bu doğruysa, "Frankenstein" benzetmemiz daha da yerine oturuyor. Belki de EPSTEİN güç odakları tarafından yaratılan, sonra kontrolden çıkan bir yapıda olabilir. Bu arada Türkiye’nin yakın siyasetinde de benzer durumların yaşandığını da hatırlatmak isterim.
Beni burada ilgilendiren bu dosyaların kısım kısım piyasaya verilmesi. Sanki dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin üstünü örtmek gibi bir gündem kaydırma var. Mesela müşteri listelerinin neden tamamı açıklanmıyor? Her şeyin kayıt altında olduğu bilinen bir ada da görüntüler neden tam olarak gündeme getirilmiyor? Belkide "Bu kayıtlar, güçlüleri kontrol altında tutmak için birilerinin elinde koz olarak duruyor." Ve zamanı geldiğinde kullanılacak ya da rafta kalacak.
Bir diğer ilgilendiğim mevzu da bu olayın gerçek mağdurları. Bu işe eğlence diye başlayıp fuhuşa zorlananlar. Ada ya zorla getirilip yok edilen hayatlar. Acı çekerek öldürülen çocuklar.
Epstein davası; elitlerin dünyası, gizli adalar ve korkunç suçlamalarla tam bir "gotik korku hikâyesi" gibi işlenirken onu Frankenstein gibi bir canavar figürüyle birleştirerek davanın toplumda bıraktığı dehşet hissini yansıtmak da istedim. Size de öyle gelmiyor mu?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
FrankEPSTEİN
Modern Bir "Frankenstein" Hikayesi
Bugünkü köşe yazımda bir kelime oyunu ile Mary Shelley'nin 1818'de yazdığı ünlü romanın (ve sonrasındaki filmlerin) başkarakteri olan Frankenstein ile son yılların gündemdeki konusu ve "Epstein" birleştirip ortaya çıkan o ürkütücü kelime oyunuyla Jeffrey Epstein davasına ve bu davanın "canavarlığına" bir gönderme yapmak istedim. Yaptığım bu ironi, davanın doğasını düşününce birkaç katmanlı bir anlam kazanıyor.
Bu kelime oyunu (Frank-Epstein), aslında Jeffrey Epstein davasının yarattığı etkiyle çok uyumlu olduğunu düşündüm. Mary Shelley'nin romanını okumasam da izlediğim filmde Dr. Frankenstein, kontrol edemediği bir "canavar" yaratmıştı. Epstein davasında da güç, para ve bağlantılarla örülü, toplumun etik değerlerini parçalayan devasa, karanlık bir sistemde bir nevi “modern Frankenstein” ortaya çıktı.
Yazılanlara, yaşananlara bakılırsa dünya üzerinde bahsedilen ada da işlenmemiş suç kalmamış. Epstein olayı sadece bir suç dosyası değil; içinde casusluk, şantaj ve küresel güç oyunlarının olduğu bir çıkmaz sokak gibi. Birçoğu için şehvet ve zevkin doruk noktası gibi sanılsa da olayın mağdurları için dehşet ve karanlık dolu bir dünya yaşandığı da muhakkak.
Herkesin konuştuğu o meşhur "Küçük Siyah Defter" (Little Black Book) ile uçuş kayıtları (Lolita Express) 2024 başında mahkeme kayıtlarının bir kısmı ile kamuoyuna açıklandı. Listede kimler yok ki? Eski başkanlardan prenslere, bilim insanlarından Hollywood yıldızlarına kadar dev isimler var. Zaman zaman bu listeye Türk kamuoyunun yakından tanıdığı isimler de giriyor. Gazete sahipleri, mankenler, siyasi parti liderleri, muhafazakâr gazete sahipleri, hatta terör örgütü mensupları.
Burada ciddi bir ironi de var. Adı geçenlerin birçoğu Epstein ile görüştüğünü kabul etse de "ne yaptığını bilmiyorduk, sadece iş yemeğiydi, bağış istemek için görüştüm" bahaneleriyle işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Kamuoyu ise buna benim de baktığım gibi "canavarlık" gözüyle bakmaya devam ediyor. Bu insanlar mahkeme kürsülerinde yargılanmalarını bekliyor.
Kimilerine göre Epstein’ın sadece bir suçlu değil, aynı zamanda bir istihbarat varlığı. İddialara göre güçlü insanların seks kasetlerini çekerek onlara şantaj yapıyor ve bu yolla küresel siyasete yön veriyordu. Eğer bu doğruysa, "Frankenstein" benzetmemiz daha da yerine oturuyor. Belki de EPSTEİN güç odakları tarafından yaratılan, sonra kontrolden çıkan bir yapıda olabilir. Bu arada Türkiye’nin yakın siyasetinde de benzer durumların yaşandığını da hatırlatmak isterim.
Beni burada ilgilendiren bu dosyaların kısım kısım piyasaya verilmesi. Sanki dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin üstünü örtmek gibi bir gündem kaydırma var. Mesela müşteri listelerinin neden tamamı açıklanmıyor? Her şeyin kayıt altında olduğu bilinen bir ada da görüntüler neden tam olarak gündeme getirilmiyor? Belkide "Bu kayıtlar, güçlüleri kontrol altında tutmak için birilerinin elinde koz olarak duruyor." Ve zamanı geldiğinde kullanılacak ya da rafta kalacak.
Bir diğer ilgilendiğim mevzu da bu olayın gerçek mağdurları. Bu işe eğlence diye başlayıp fuhuşa zorlananlar. Ada ya zorla getirilip yok edilen hayatlar. Acı çekerek öldürülen çocuklar.
Epstein davası; elitlerin dünyası, gizli adalar ve korkunç suçlamalarla tam bir "gotik korku hikâyesi" gibi işlenirken onu Frankenstein gibi bir canavar figürüyle birleştirerek davanın toplumda bıraktığı dehşet hissini yansıtmak da istedim. Size de öyle gelmiyor mu?