Hava Durumu

Güç Suçu Örter mi?

Yazının Giriş Tarihi: 20.04.2026 19:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.04.2026 19:01

Gülistan Doku Vakası

Türkiye’nin yıllar boyunca en çetrefilli bölgesidir Tunceli. O yüzden yıllarca her köşesi kameralarla izlenen, güvenlik bürokrasisinin en yoğun olduğu sokaklarında bir genç kadın, Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’de bir boşluğa yürür gibi kayboldu. Sanki yer yarıldı içine girdi denilir ya aynen öyle. Aradan geçen yıllar, sadece bir kayıp vakasını değil, nüfuzun, hiyerarşinin ve mülki idarenin ve bir şehrin sessizliğinin adaleti nasıl felç edttiğini de gösterdi. Bugün sormamız gereken asıl soru şudur: Bir suçun, bir günahın üzerini örtmeye Munzur ovasının sessizliği ve sahip olunan güç yeter mi?

Takip ettiğimiz kadarıyla görüyoruz ki soruşturmanın en başından itibaren, ailenin tüm karada arama ısrarlarına rağmen birileri tüm okları baraj gölüne ve "intihar" ihtimaline yönlendirilmiş. Ancak bu kabul ile zamanla beraberinde gerçek akılla izah edilemeyen çelişkileri getirdiğidir.

Valilik ve emniyet birimlerinin "köprüden atladı" savı, bağımsız bilirkişi raporlarıyla ortadan kalkmış, görüntülerdeki karaltının bir insan olamayacağı, hatta o saatlerde köprü üzerinde Gülistan’ın varlığına dair somut bir teknik kanıtın bulunmadığı ortaya çıkarmış.

Yayınlardan Gülistan’ın telefon sinyalleri, intihar iddialarıyla kronolojik bir kopukluk içinde olduğunu anlıyoruz. Buna rağmen, mülki idarenin ısrarla baraj gölüne odaklanması, karadaki şüphelerin ve asıl faillerin üzerindeki spot ışıklarını söndürmekten başka bir işe yaramaması da anormal değil.

Gücün Gölgesinde Bir Garip Soruşturma

Vakayı "sıradan bir kayıp" olmaktan çıkarıp bir "güç ve suç" tartışmasına dönüştüren temel etken, gözden kaçırılan sır küpü ya da baş şüphelinin aile yapısı. Şüphelinin babasının mülki amir olması, soruşturmanın daha en başında "tarafsız" olmayacağının kanıtı değil midir?

Kamuoyunu meşgul eden sorular da Şüphelinin evinde neden zamanında arama yapılmadığı, Silinen dijital veriler neden geri getirilmediği, adalet mekanizmasının günümüzde muhalif belediye başkanlarına işlettiği hızı neden bu dosyada "prosedür çıkmazlarına" hapsettiğidir? Bütün bunları birleştiğinde Kamuoyunda oluşan algı nettir: Devletin mülki amiri, güvenlik güçleri ve birçok kurum yetkilileri gerçeği ortaya çıkarmak yerine, suçluları koruma refleksiyle bir yerlere gömmüştür?

Bir mülki amirin temel görevi nedir? Sorumluluk alanındaki her bir vatandaşın can güvenliğini sağlamak ve bir hak ihlali varsa bunu tüm şeffaflığıyla aydınlatmak değil midir? Görülen odur ki Gülistan Doku davasında mülki idare, ailenin feryadını dindirmek yerine, çelişkili raporları ve sonuçsuz arama kurtarma faaliyetlerini birer "başarı" gibi sunarken suçu örtbas etmede maharetini ortaya koyduğudur. Koca baraj suyu tahliye ettiren zihniyet, Gülistan’ın orada olmadığını zannımca biliyordu. Zaten ölmüş biri için tüm dünyayı yakmaya ve yakınlarını hapse tıkmaya ne gerek vardı.

"Güç suçu örter mi?" sorusunun cevabı, demokratik bir hukuk devletinde "asla" olmalıdır. Ancak Gülistan Doku dosyası, kolektif bir "bakar körlüğün" ve nüfuz suiistimalinin sembolü haline gelmiştir. Eğer bir sistem, bir üniversite öğrencisinin akıbetini, bir memur çocuğunun konforuna feda ediyorsa, o sistemde adalet sadece bir kelimeden ibarettir.

Filmlerde çok duyulan meşhur bir replik vardır o da “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkma huyu vardır” derler. Ama bu gerçekleri ortaya çıkarmak için Cesur Yürekli insanlara ihtiyaç vardır. İşte Tunceli’de bu cesur yürekli savcı Ebru Cansu’nun gayretleri ile “Hakikatin Güce Boyun Eğmediği” savı inanıyorum ki ispatlanacaktır.

Gülistan’ın akıbeti, sadece Tunceli’nin değil, ülkemizdeki adalet sisteminin turnusol kâğıdıdır. Gerçekler, makam odalarının kalın perdeleri arkasına sığmayacak ve saklanamayacak kadar büyüktür.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.