Türkiye’de son yıllarda siyasi söylemin merkezine yerleşen "İç Cephe" kavramı, sosyolojik bir gerçek iken iç siyasette güvenini kaybeden iktidar ve ortaklarının stratejik bir kurgusudur. Tam da bu nokta da sözden çok söyleyenlere ve bunların siyasi kaygılarına yoğunlaşmak lazım gelmektedir. Bu kavramı kullananalar toplumsal mutabakat arayışından ziyade, siyasal birlikteliği sağlamak ve muhalefeti yeni bir arenada çıkmaza sokmak düşüncesinden ortaya çıktığını düşüncesindeyim.
Türkiye Siyasetinde "İç Cephe": Birleştirici Bir İdeal Mi, Yoksa Yeni Bir Ötekileştirme Operasyonu mu?
İç cephe kavramı bilindiği üzere askeri bir söylemdir. Asker vesayetinden ülkeyi kurtardığını söyleyen siyasetçilerin çoğulcu demokraside bu kavramı kullanmaları müthiş bir çelişkiyi de barındırmaktadır. Türk siyasetinde yıllarca yapılan hataların üstünü örtmede usta bir yönetim anlayışı varlığını sürdürüyor. Yanlışını bile muhalefetin üzerine yıkmada, algıyı yönetme de, ışıkları sahne yerine seyircilerin üzerine yönlendirme de profesyonelleşmiş bir ekip ile yönetilen bir ülkede olduğumuzu unutmamalıyız. Dolaysıyla burada amaç "İç Cepheyi Tahkim Etmek" söylemi ile devletin bekası ve dış tehditlere karşı yekpare bir toplum yapısı oluşturma pazarlaması ardında iç siyasette yeni bir ötekileştirme operasyonu hazırlamaktır.
Yeni bir ayrışma ile karşı karşıyayız. Geçmişte meclis üyeliği yaptığımız dönemde AK Parti siyasetinde karşımıza çıkan bir durumdan bahsederek devam edelim. Birçok meclis toplantısında haklı olarak karşı çıktığımız bazı projeler de, hemen suçlamayla karşılaşırdık. Siz eğitime (okula) karşı mısınız? Siz spora karşı mısınız? Siz camiye karşı mısınız? Aslında karşı olduğunuz yapılacak işin yeri, projesi, ihtiyaç olup olmadığı olsa da iktidar şimşekleri üzerimize yöneltir ve bir sonraki gelecek dosya için bizi terbiye etmeye çalışırdı. Bizi ötekileştirirdi.
Cephe mantığı, doğası gereği bir "içeridekiler" ve "dışarıdakiler" ayrımı yaratır. Bu söylemde:
İçeridekiler: Mevcut siyasi hattı destekleyen, eleştirilerini erteleyen veya tamamen susan "makbul" unsurlar. Dışarıdakiler: Cephenin bütünlüğünü bozduğu iddia edilen, farklı çözüm yolları öneren veya hak temelli muhalefet yapan kesimler.
Bu ayrım, muhalefetin sadece siyasi bir rakip olarak değil, "iç cepheyi sarsan bir zafiyet alanı" olarak görülmesine neden olacağı ya da algının bu şekilde yönetileceği aşikârdır. Yakın dönem siyasi geçmişimiz benzer argümanlarla ve tecrübelerle doludur.
"İç cephe" kavramı, aslında gündeme gelmesi gereken toplumsal meselelerin gözden kaçırılması sürecinin bir sonucudur. Ekonomi, hukuk veya ifade özgürlüğü gibi sivil alanlara dair ciddi talepler, "dış güçlerin oyununa gelmemek" veya "cephede gedik açmamak" söylemleriyle bastırılma riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum, haklı demokratik eleştirilerin "ulusal güvenlik tehdidi" şemsiyesinin altına sokularak etkisizleştirilmesine yol açacağı da muhakkaktır.
Kutuplaşma ile Birlik Sağlanabilir mi?
İç cephenin güçlendirilmesi gerektiği savunanlar, söylemlerinde toplumun yarısını "gayri milli" veya "şer odaklarının uzantısı" olarak niteleyen zehirli bir dil kullanması siz ce en büyük siyasi çıkmaz değil midir? Gerçek bir iç cephe, ancak adaleti sağlayan, hukukun üstünlüğünü öne çıkaran ve yaşanabilir asgari şartları ortaya koyan toplumsal sözleşme ile kurulması gerekmez mi? Sadece dostlar alışverişte görsün mantığıyla yapılan bu birlik çağrıları samimiyetten uzaktır. Yapısal sorunlar (ekonomik kriz, liyakat kaybı vb.) çözülmediği sürece toplumda inandırıcılığı olmayan bir söylemden öteye geçemez.
Bize Cepheden çok, birlik içinde milli bir topluma dönüş gerekmektedir.
İç cephe söylemi, eğer sadece iktidarın siyasi ömrünü uzatmak için kullanılan bir kalkan haline gelirse, toplumsal dokuyu birleştirmek yerine daha da kırılgan hale getireceği muhakkaktır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, toplumu daha da ayrıştıran, bazı kesimleri daha da ötekileştiren yeni cepheler değil; gerçek manada farklılıkların bir arada yaşayabildiği demokratik bir müzakere zeminidir. Gerçekte Dış tehditlere karşı güçlü savunma hatları oluşturmak istiyorsanız, toplumun devletine duyduğu "güveni" yeniden inşa etmeniz gerekir. Vatandaşlar arasında oluşan ekonomik uçurumu düzeltmeniz gerekir. Siyasallaştırdığınız dini değerleri gerçek çizgisine çekmeniz gerekir. Dış göçlerle bozduğunuz demografik yapıyı, tekrar güçlü bir milli yapıya dönüştürmeniz gerekir. Ötekileştirmekten vazgeçmeniz gerekir.
Hülasa Türkiye'nin gerçek bir iç cepheye ihtiyacı olduğu aşikârdır; fakat bu cephe bir partinin veya ittifakın arkasında dizilmek değil, demokrasi, şeffaflık ve adalet mevzilerinde buluşmakla mümkün olabilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
“İÇ CEPHE” STRATEJİSİ
Türkiye’de son yıllarda siyasi söylemin merkezine yerleşen "İç Cephe" kavramı, sosyolojik bir gerçek iken iç siyasette güvenini kaybeden iktidar ve ortaklarının stratejik bir kurgusudur. Tam da bu nokta da sözden çok söyleyenlere ve bunların siyasi kaygılarına yoğunlaşmak lazım gelmektedir. Bu kavramı kullananalar toplumsal mutabakat arayışından ziyade, siyasal birlikteliği sağlamak ve muhalefeti yeni bir arenada çıkmaza sokmak düşüncesinden ortaya çıktığını düşüncesindeyim.
Türkiye Siyasetinde "İç Cephe": Birleştirici Bir İdeal Mi, Yoksa Yeni Bir Ötekileştirme Operasyonu mu?
İç cephe kavramı bilindiği üzere askeri bir söylemdir. Asker vesayetinden ülkeyi kurtardığını söyleyen siyasetçilerin çoğulcu demokraside bu kavramı kullanmaları müthiş bir çelişkiyi de barındırmaktadır. Türk siyasetinde yıllarca yapılan hataların üstünü örtmede usta bir yönetim anlayışı varlığını sürdürüyor. Yanlışını bile muhalefetin üzerine yıkmada, algıyı yönetme de, ışıkları sahne yerine seyircilerin üzerine yönlendirme de profesyonelleşmiş bir ekip ile yönetilen bir ülkede olduğumuzu unutmamalıyız. Dolaysıyla burada amaç "İç Cepheyi Tahkim Etmek" söylemi ile devletin bekası ve dış tehditlere karşı yekpare bir toplum yapısı oluşturma pazarlaması ardında iç siyasette yeni bir ötekileştirme operasyonu hazırlamaktır.
Yeni bir ayrışma ile karşı karşıyayız. Geçmişte meclis üyeliği yaptığımız dönemde AK Parti siyasetinde karşımıza çıkan bir durumdan bahsederek devam edelim. Birçok meclis toplantısında haklı olarak karşı çıktığımız bazı projeler de, hemen suçlamayla karşılaşırdık. Siz eğitime (okula) karşı mısınız? Siz spora karşı mısınız? Siz camiye karşı mısınız? Aslında karşı olduğunuz yapılacak işin yeri, projesi, ihtiyaç olup olmadığı olsa da iktidar şimşekleri üzerimize yöneltir ve bir sonraki gelecek dosya için bizi terbiye etmeye çalışırdı. Bizi ötekileştirirdi.
Cephe mantığı, doğası gereği bir "içeridekiler" ve "dışarıdakiler" ayrımı yaratır. Bu söylemde:
İçeridekiler: Mevcut siyasi hattı destekleyen, eleştirilerini erteleyen veya tamamen susan "makbul" unsurlar. Dışarıdakiler: Cephenin bütünlüğünü bozduğu iddia edilen, farklı çözüm yolları öneren veya hak temelli muhalefet yapan kesimler.
Bu ayrım, muhalefetin sadece siyasi bir rakip olarak değil, "iç cepheyi sarsan bir zafiyet alanı" olarak görülmesine neden olacağı ya da algının bu şekilde yönetileceği aşikârdır. Yakın dönem siyasi geçmişimiz benzer argümanlarla ve tecrübelerle doludur.
"İç cephe" kavramı, aslında gündeme gelmesi gereken toplumsal meselelerin gözden kaçırılması sürecinin bir sonucudur. Ekonomi, hukuk veya ifade özgürlüğü gibi sivil alanlara dair ciddi talepler, "dış güçlerin oyununa gelmemek" veya "cephede gedik açmamak" söylemleriyle bastırılma riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum, haklı demokratik eleştirilerin "ulusal güvenlik tehdidi" şemsiyesinin altına sokularak etkisizleştirilmesine yol açacağı da muhakkaktır.
Kutuplaşma ile Birlik Sağlanabilir mi?
İç cephenin güçlendirilmesi gerektiği savunanlar, söylemlerinde toplumun yarısını "gayri milli" veya "şer odaklarının uzantısı" olarak niteleyen zehirli bir dil kullanması siz ce en büyük siyasi çıkmaz değil midir? Gerçek bir iç cephe, ancak adaleti sağlayan, hukukun üstünlüğünü öne çıkaran ve yaşanabilir asgari şartları ortaya koyan toplumsal sözleşme ile kurulması gerekmez mi? Sadece dostlar alışverişte görsün mantığıyla yapılan bu birlik çağrıları samimiyetten uzaktır. Yapısal sorunlar (ekonomik kriz, liyakat kaybı vb.) çözülmediği sürece toplumda inandırıcılığı olmayan bir söylemden öteye geçemez.
Bize Cepheden çok, birlik içinde milli bir topluma dönüş gerekmektedir.
İç cephe söylemi, eğer sadece iktidarın siyasi ömrünü uzatmak için kullanılan bir kalkan haline gelirse, toplumsal dokuyu birleştirmek yerine daha da kırılgan hale getireceği muhakkaktır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, toplumu daha da ayrıştıran, bazı kesimleri daha da ötekileştiren yeni cepheler değil; gerçek manada farklılıkların bir arada yaşayabildiği demokratik bir müzakere zeminidir. Gerçekte Dış tehditlere karşı güçlü savunma hatları oluşturmak istiyorsanız, toplumun devletine duyduğu "güveni" yeniden inşa etmeniz gerekir. Vatandaşlar arasında oluşan ekonomik uçurumu düzeltmeniz gerekir. Siyasallaştırdığınız dini değerleri gerçek çizgisine çekmeniz gerekir. Dış göçlerle bozduğunuz demografik yapıyı, tekrar güçlü bir milli yapıya dönüştürmeniz gerekir. Ötekileştirmekten vazgeçmeniz gerekir.
Hülasa Türkiye'nin gerçek bir iç cepheye ihtiyacı olduğu aşikârdır; fakat bu cephe bir partinin veya ittifakın arkasında dizilmek değil, demokrasi, şeffaflık ve adalet mevzilerinde buluşmakla mümkün olabilir.