İlk mutlak kelimesiyle matematik dersinde tanıştım. Mutlak değer çizgileri arasın yazılan her işlem sonuç ne olursa olsun çizgi dışına hep pozitif çıkıyordu. Yıllarca ülkemizde de bir “Mutlak Değer” siyaseti yürütüldü ve yürütülmeye devam ediyor. Şöyle ki; parti yöneticileri, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, yani cümbür cemaat bütün negatif yönlerini “Mutlak Değer” çizgilerinin arasına sıkıştırıp dışarı hep pozitif yansıtma gayreti içindeydiler. “Adam çalıyor ama hizmet ediyor” diyenler mi ararsın, “hırsızsa bizim hırsızımız” deyip cansiperane yolsuzlukları savunana mı rastlarsın. Hepsini gördük nu ülkede. Ama son yaşananlar “yuh artık” dedirtti.
Türkiye’de siyaset uzun süredir bir rekabet alanı olmaktan çıkıp, muktedirlerin elinde şekillenen bir mühendislik sahasına döndü. Son dönemde peş peşe yaşanan gelişmelere, ana muhalefet partisine açılan "mutlak butlan" davalarına, belediyelere kelepçe gibi vurulan hukuki tasarruflara baktığımızda karşımıza tek bir gerçek çıkıyor. İktidar, sadece devleti ve toplumu değil, bizzat karşısındaki muhalefeti de kendi laboratuvarında yeniden dizayn etmeye çalışıyor.
Toplum saf bir iyimserlikle, önüne konan ve anlam veremediği absürt kararları izlerken hukukun o meşhur kavramına sığınıyor. Mutlak Butlan. Nedir diye sorsanız onlara satılan kadar bu kavramı tanıyor. Ancak ıskalanan devasa bir gerçek var. İktidar için bu adımların hiçbiri "hata" ya da "hukuki zafiyet" değil. Aksine, yapılan her hamle ile muhalefetin sinir uçlarıyla oynarken, aynı zamanda iç tartışmalara boğup ve hareket kabiliyetini sıfırlamayı hedefliyor. Bunda da başarılı oluyor mu, tabi ki oluyor.
İktidar, muhalefeti yenebileceği alana çekecek çok enstrümanlı bir oyun kurguluyor. Bir yandan ana muhalefet partisinin kurultaylarını mahkeme koridorlarına taşıyarak içeride bir taht kavgası ve meşruiyet krizi yarattılar. Diğer yandan, seçmenin sandıktaki iradesine "butlan" damgası vurup yerel yönetimleri kuşatarak muhalefeti nefessiz bıraktılar. Amaç çok net değil mi? Kendi iç işleriyle, kongre hesaplarıyla ve mahkeme savunmalarıyla boğuşan, başını kaldırıp ülkenin can yakıcı gerçeklerine bakamayan, felç edilmiş bir muhalefet yaratmak.
Tam da yaratılan bu kaosun ortasında bu tezgahın makro aşamasına geçiş süreci başlayacak. İktidar, bir eliyle muhalefetin kurumsal omurgasını kırarken, diğer eliyle ona yeni anayasa masasında oturacakları, oturanlara koyacağı sınırları belirleme çabasında olacak. Öyle bir durumdayız ki; Siyasetin oyun alanını da, aktörlerini de, hatta o aktörlerin sınırlarını da bizzat iktidar ve kısmen de ortakları belirliyor.
Bu manzara karşısında "Burada hukuk yok, bu kararlar geçersizdir" diye feryat etmek, siyasi bir körlüktür. Evet, ortada hukuki bir “mutlak butlan” mevcuttur, ancak bunun hemen arkasında tıkır tıkır işleyen, acımasız ve tavizsiz bir şekilde iktidarın muhalefeti “MUTLAK DİZAYN” çabası durmaktadır.
Artık gerçekleri görme zamanıdır. İktidar, karşısında dişe diş mücadele edecek bir rakip istemiyor, kendi yazdığı tiyatroda figüranlık yapacak bir muhalefet tasarlıyor. Bu hesabı bozmanın ilk yolu, masayı kuranların kuralsızlığına, hukuksuzluğuna şaşırmayı bırakıp, onların muhalefetin içine ektiği nifak ve dizayn tohumlarını kökünden söküp atmaktır. Muhalefet birlik olmalıdır, güçlü olmalıdır. Bugün kendi içini iktidara dizayn ettiren bir muhalefet, yarın bu ülkenin geleceğini asla dizayn edemez.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
İKTİDARDAN MUHALEFETE “MUTLAK” DİZAYN
İlk mutlak kelimesiyle matematik dersinde tanıştım. Mutlak değer çizgileri arasın yazılan her işlem sonuç ne olursa olsun çizgi dışına hep pozitif çıkıyordu. Yıllarca ülkemizde de bir “Mutlak Değer” siyaseti yürütüldü ve yürütülmeye devam ediyor. Şöyle ki; parti yöneticileri, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, yani cümbür cemaat bütün negatif yönlerini “Mutlak Değer” çizgilerinin arasına sıkıştırıp dışarı hep pozitif yansıtma gayreti içindeydiler. “Adam çalıyor ama hizmet ediyor” diyenler mi ararsın, “hırsızsa bizim hırsızımız” deyip cansiperane yolsuzlukları savunana mı rastlarsın. Hepsini gördük nu ülkede. Ama son yaşananlar “yuh artık” dedirtti.
Türkiye’de siyaset uzun süredir bir rekabet alanı olmaktan çıkıp, muktedirlerin elinde şekillenen bir mühendislik sahasına döndü. Son dönemde peş peşe yaşanan gelişmelere, ana muhalefet partisine açılan "mutlak butlan" davalarına, belediyelere kelepçe gibi vurulan hukuki tasarruflara baktığımızda karşımıza tek bir gerçek çıkıyor. İktidar, sadece devleti ve toplumu değil, bizzat karşısındaki muhalefeti de kendi laboratuvarında yeniden dizayn etmeye çalışıyor.
Toplum saf bir iyimserlikle, önüne konan ve anlam veremediği absürt kararları izlerken hukukun o meşhur kavramına sığınıyor. Mutlak Butlan. Nedir diye sorsanız onlara satılan kadar bu kavramı tanıyor. Ancak ıskalanan devasa bir gerçek var. İktidar için bu adımların hiçbiri "hata" ya da "hukuki zafiyet" değil. Aksine, yapılan her hamle ile muhalefetin sinir uçlarıyla oynarken, aynı zamanda iç tartışmalara boğup ve hareket kabiliyetini sıfırlamayı hedefliyor. Bunda da başarılı oluyor mu, tabi ki oluyor.
İktidar, muhalefeti yenebileceği alana çekecek çok enstrümanlı bir oyun kurguluyor. Bir yandan ana muhalefet partisinin kurultaylarını mahkeme koridorlarına taşıyarak içeride bir taht kavgası ve meşruiyet krizi yarattılar. Diğer yandan, seçmenin sandıktaki iradesine "butlan" damgası vurup yerel yönetimleri kuşatarak muhalefeti nefessiz bıraktılar. Amaç çok net değil mi? Kendi iç işleriyle, kongre hesaplarıyla ve mahkeme savunmalarıyla boğuşan, başını kaldırıp ülkenin can yakıcı gerçeklerine bakamayan, felç edilmiş bir muhalefet yaratmak.
Tam da yaratılan bu kaosun ortasında bu tezgahın makro aşamasına geçiş süreci başlayacak. İktidar, bir eliyle muhalefetin kurumsal omurgasını kırarken, diğer eliyle ona yeni anayasa masasında oturacakları, oturanlara koyacağı sınırları belirleme çabasında olacak. Öyle bir durumdayız ki; Siyasetin oyun alanını da, aktörlerini de, hatta o aktörlerin sınırlarını da bizzat iktidar ve kısmen de ortakları belirliyor.
Bu manzara karşısında "Burada hukuk yok, bu kararlar geçersizdir" diye feryat etmek, siyasi bir körlüktür. Evet, ortada hukuki bir “mutlak butlan” mevcuttur, ancak bunun hemen arkasında tıkır tıkır işleyen, acımasız ve tavizsiz bir şekilde iktidarın muhalefeti “MUTLAK DİZAYN” çabası durmaktadır.
Artık gerçekleri görme zamanıdır. İktidar, karşısında dişe diş mücadele edecek bir rakip istemiyor, kendi yazdığı tiyatroda figüranlık yapacak bir muhalefet tasarlıyor. Bu hesabı bozmanın ilk yolu, masayı kuranların kuralsızlığına, hukuksuzluğuna şaşırmayı bırakıp, onların muhalefetin içine ektiği nifak ve dizayn tohumlarını kökünden söküp atmaktır. Muhalefet birlik olmalıdır, güçlü olmalıdır. Bugün kendi içini iktidara dizayn ettiren bir muhalefet, yarın bu ülkenin geleceğini asla dizayn edemez.