Türkiye’nin Şubat 2026 itibarıyla yen bir çarpıtılmış gündeme kavuştu. Son günlerde en çok konuşulan, sosyal medyadan siyasetin en üst basamaklarına kadar tırmanan ilginç bir gündemi var. Bir sosyal medya akımıyla başlayıp kutuplaşmış bir tartışmaya dönüşen "Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah" ilahisi etrafında gündemimiz şekilleniyor. Birkaç roman vatandaşımızın bilindik bir taktikle esnaftan veya müşterilerinden rahatsız ederek para söğüşlediği “İlahi” taktiğini, koca koca adamlar, bizi yöneten muktedirler, onun dümen suyuna giren muhalefetle cümbür cemaat, kara bahtlı kör talihli vatandaşımızın gündemine soktu.
Sosyal medyadaki bu akım, kısa sürede Ankara’nın da ana gündem maddelerinden biri haline geldi: AK Parti Grup Toplantısı'nda Cumhurbaşkanımız Erdoğan (25 Şubat 2026) bu videolara gönderme yaparak, "Kimse ilahilerden rahatsız olmamalı. Bu fotoğraf gerçek Türkiye fotoğrafıdır" dedi ve bu durumu "özlenen bir iklim" olarak nitelendirdi.
Bunun karşılığında muhalefet yerinde durur mu? Durmaz tabi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel “iktidarın gerçek gündemi (yoksulluk, işsizlik, ekonomik kriz) örtbas etmek için bu tartışmayı kullandığını savundu. "İlahiyle değil, işsizlikle ilgilenmelisin" deyiverdi.
Roman vatandaşlarımızın en büyük dehası, sizi "toplumsal bir değer" ile köşeye sıkıştırmalarıdır. Birçoğumuzun sosyal hayatın içinde yaşadığı bir sahne vardır. Bir mekândasınızdır. Birkaç roman vatandaşımız mekâna dalar. Elinde kolonya ve peçete olan biri, askerlik yaşını çoktan geçmiş ama boynunda al yıldızlı bayrağın olduğu bir eşarp ile ortama dalan bir diğeri ile yanınıza gelir. Zorla elinize kolonyayı boca eder. Asker uğurlaması yaptıklarını söyleyerek sizden bahşiş isterler. Askere giden birine, evlenen bir çifte veya bir bebeğe "hayır" demek zordur; çünkü reddetmek "uğursuzluk" veya "cimrilik" gibi algılanabilir. Ve bu sarmaldan kurtulmak için elinizi cebinize atar ne varsa arkadaşlara verirsiniz.
Aslında Celal ve ekibinin yaptığı da tam budur. Yola buradan çıkmışlardır. Ama biz kültürel anlamda yozlaşmanın dibine vurmuş bir toplum olarak olayı çok farklı boyutlara taşıdık. Belki de devlet büyüklerimizin de yaptığı Celal ve ekibiyle aynıdır. Fırsatı bulmuşlardır ve onu kullanmaya müsait hale getirmeleri çok da anormal değildir. Celal ve ekibi duygularımızı istismar ederek küçük miktarlarda bizleri söğüşlemektedir. Muktedirlerde bu fırsatı değerlendirip “dini istismar” alanlarına yeni bir sayfayla devam etmek gayretine düşmüşlerdir. Toplumu gerçek gündemden uzaklaştırmak, suni gündemle avutmak gayreti içerisine girmişlerdir.
Türkiye şu an bir yanda bu ilahinin ritmiyle eğlenen/duygulanan bir kitleyi, diğer yanda ise bunun "siyasi bir araç" veya "yaşam tarzına müdahale" olduğunu savunan bir kesimi tartışıyor. Bir yanda huşu içinde "Hû Allah Hû" diyenler, diğer yanda bu manzarayı izleyip "İlahi, daha neler göreceğiz?" diye hayretle gülenler var. Bir yanda okul zilini bununla değiştirenler, diğer yanda buna tepki koyup hapse düşenler var.
Piyasalar yanarken, vatandaşın derdi "ilahinin ritmi" olmuş durumda. Haliyle sormadan edemiyoruz: Enflasyon verilerini, zamları, düşük emekli maaşlarını açıklanırken arka plana bu ilahiyi koysak, her şey daha mı katlanılabilir hale gelir? Sonuçta o da bir nevi tevekkül değil midir?
Hülasa dört bir yanımızda savaş tamtamları çalıyor, muktedirler bize ramazan davulcusuyla halay çektiriliyor. Halimiz tam da budur. Ama günün sonunda hepimiz aynı nakaratın içinde kalacağız: "Gündem değişir, dertler bize baki kalır."
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
İLAHİ!
Türkiye’nin Şubat 2026 itibarıyla yen bir çarpıtılmış gündeme kavuştu. Son günlerde en çok konuşulan, sosyal medyadan siyasetin en üst basamaklarına kadar tırmanan ilginç bir gündemi var. Bir sosyal medya akımıyla başlayıp kutuplaşmış bir tartışmaya dönüşen "Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah" ilahisi etrafında gündemimiz şekilleniyor. Birkaç roman vatandaşımızın bilindik bir taktikle esnaftan veya müşterilerinden rahatsız ederek para söğüşlediği “İlahi” taktiğini, koca koca adamlar, bizi yöneten muktedirler, onun dümen suyuna giren muhalefetle cümbür cemaat, kara bahtlı kör talihli vatandaşımızın gündemine soktu.
Sosyal medyadaki bu akım, kısa sürede Ankara’nın da ana gündem maddelerinden biri haline geldi: AK Parti Grup Toplantısı'nda Cumhurbaşkanımız Erdoğan (25 Şubat 2026) bu videolara gönderme yaparak, "Kimse ilahilerden rahatsız olmamalı. Bu fotoğraf gerçek Türkiye fotoğrafıdır" dedi ve bu durumu "özlenen bir iklim" olarak nitelendirdi.
Bunun karşılığında muhalefet yerinde durur mu? Durmaz tabi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel “iktidarın gerçek gündemi (yoksulluk, işsizlik, ekonomik kriz) örtbas etmek için bu tartışmayı kullandığını savundu. "İlahiyle değil, işsizlikle ilgilenmelisin" deyiverdi.
Roman vatandaşlarımızın en büyük dehası, sizi "toplumsal bir değer" ile köşeye sıkıştırmalarıdır. Birçoğumuzun sosyal hayatın içinde yaşadığı bir sahne vardır. Bir mekândasınızdır. Birkaç roman vatandaşımız mekâna dalar. Elinde kolonya ve peçete olan biri, askerlik yaşını çoktan geçmiş ama boynunda al yıldızlı bayrağın olduğu bir eşarp ile ortama dalan bir diğeri ile yanınıza gelir. Zorla elinize kolonyayı boca eder. Asker uğurlaması yaptıklarını söyleyerek sizden bahşiş isterler. Askere giden birine, evlenen bir çifte veya bir bebeğe "hayır" demek zordur; çünkü reddetmek "uğursuzluk" veya "cimrilik" gibi algılanabilir. Ve bu sarmaldan kurtulmak için elinizi cebinize atar ne varsa arkadaşlara verirsiniz.
Aslında Celal ve ekibinin yaptığı da tam budur. Yola buradan çıkmışlardır. Ama biz kültürel anlamda yozlaşmanın dibine vurmuş bir toplum olarak olayı çok farklı boyutlara taşıdık. Belki de devlet büyüklerimizin de yaptığı Celal ve ekibiyle aynıdır. Fırsatı bulmuşlardır ve onu kullanmaya müsait hale getirmeleri çok da anormal değildir. Celal ve ekibi duygularımızı istismar ederek küçük miktarlarda bizleri söğüşlemektedir. Muktedirlerde bu fırsatı değerlendirip “dini istismar” alanlarına yeni bir sayfayla devam etmek gayretine düşmüşlerdir. Toplumu gerçek gündemden uzaklaştırmak, suni gündemle avutmak gayreti içerisine girmişlerdir.
Türkiye şu an bir yanda bu ilahinin ritmiyle eğlenen/duygulanan bir kitleyi, diğer yanda ise bunun "siyasi bir araç" veya "yaşam tarzına müdahale" olduğunu savunan bir kesimi tartışıyor. Bir yanda huşu içinde "Hû Allah Hû" diyenler, diğer yanda bu manzarayı izleyip "İlahi, daha neler göreceğiz?" diye hayretle gülenler var. Bir yanda okul zilini bununla değiştirenler, diğer yanda buna tepki koyup hapse düşenler var.
Piyasalar yanarken, vatandaşın derdi "ilahinin ritmi" olmuş durumda. Haliyle sormadan edemiyoruz: Enflasyon verilerini, zamları, düşük emekli maaşlarını açıklanırken arka plana bu ilahiyi koysak, her şey daha mı katlanılabilir hale gelir? Sonuçta o da bir nevi tevekkül değil midir?
Hülasa dört bir yanımızda savaş tamtamları çalıyor, muktedirler bize ramazan davulcusuyla halay çektiriliyor. Halimiz tam da budur. Ama günün sonunda hepimiz aynı nakaratın içinde kalacağız: "Gündem değişir, dertler bize baki kalır."