Hava Durumu

MANİFEST-O: Zorunlu Sürgünler ve Rehin Alınan Yarınlar

Yazının Giriş Tarihi: 14.09.2026 18:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.09.2026 18:01

Bu itiraz "Liyakatsiz kadroların gölgesinde açılan yeni eğitim yılında; 'Giderlerse gitsinler' denilerek geleceği çalınan, sansürle nefesi kesilen ve ülkesinde yabancılaştırılan bir gençliğin sistemli çöküşe karşı tavizsiz başkaldırısıdır."

2026-27 eğitim öğretim dönemi bu hafta itibariyle açıldı. Ancak bu açılış bir eğitim hamlesinden çok toplumsal ve akademik bir çöküşün ilanından ibarettir. Eğitim yılı yıllardır süregelen sancılarla, yine derin bir inat ve akıllanmaz bir cehaletin gölgesinde açılıyor. Okullar ve üniversiteler artık bilimin, özgürlüğün ya da aydınlanmanın merkezi olmaktan çok, gençlerin umutlarını öğüten bir değirmen, onları tek tipleştirmeye çalışan ve nefes alanlarını daraltan birer ideolojik torna olmanın ötesine geçemiyor.

Ve okullarda sıraları doldurmaya zorlanan milyonlarca genç, bu çürümüşlüğe coşkuyla değil, haklı bir öfke ve devasa bir gelecek kaygısıyla adım atıyor.

O-kul mu, Yoksa …?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurucu idare tarafından Türkiye Cumhuriyeti geleceğinin emanet edildiği gençlik, maalesef hayatının en üretken döneminde en ilkel hayatta kalma mücadelelerine mahkûm edildi. Öyle ki, nitelikli eğitim hakkı elinden alınan, barınma hakkı lüks kılınan, beslenmesi bile bir lütuf gibi sunulan bir gençlik haline gelmiştir. Üniversiteler, zincirlenen kapılarıyla, iptal edilen festivalleriyle, susturulmaya çalışılan kulüpleriyle ve en ufak haklı mücadelelerine barikat kurulan zihniyetle gençliğin özgürlüklerini kısıtlayan açık cezaevlerine dönüştürüldü.

Yıllar önce üniversitede bir dekana “dersler niye bu kadar yoğunlaştırıldı” diye sorduğumda “ders çalışmaktan başka bir şeye vaktiniz kalmasın istiyorlar” demişti. Bugünde durum daha vahim… Gençliğe dayatılan yaşam tarzı nettir. "Düşünmeyin, eleştirmeyin, eğlenmeyin, sorgulamayın, size sunduğumuz sefalete biat edin." Ancak unuttuğunuz bir şey var. Özgürlüğü ellerinden alınmaya çalışılan, dijital dünyası sansürlenen ve zaman geçtikçe nefes alması zorlaştırılan bu kuşak, bu dar alana sığmayacak ve bir gün patlayacaktır.

O-dalardaki Liyakatsizlik ve Çürüyen Akademi

Ne acıdır ki, çoğu Üniversiteler, kürsülerine sığmayan intihalci rektörlerin, akraba kayırmacılığıyla doldurulan niteliksiz akademik kadroların işgaline uğramıştır. Bilimsel çalışmalarıyla değil, siyasilere olan sadakatleriyle koltuklara oturanlar, unvanlarının arkasına saklanarak gençlerin ışığını tüketmektedir. Oluşturulan karanlığın en ağır, en acı faturası ise artık gizlenemeyen kitlesel bir beyin göçüdür. Bu ülkenin en parlak zihinleri, en yetenekli elleri ve en temiz kalpleri bir an önce kapağı yurt dışına atmaya çalışıyor. Burada mühendis olmaktansa yurtdışında işçi olmaya razı gelen bir nesil ortaya çıkmaktadır.

Zamanında kibirli bir pervasızlıkla söylenen "Giderlerse gitsinler" sözü, bu ülkenin yarınlarına ihanetin en açık itirafıdır. Ve gittiler! Akademisyenler, doktorlar, mühendisler, yazılımcılar, sanatçılar, bilim insanları birer birer terk etti bu ülkeyi. Unutmayın ki, gidenler sadece diplomalı bireyler değildi. Türkiye’nin çalınan yarınları, kurulamayan fabrikaları, yazılamayan makaleleri ve yapılamayan devrimleriydi. Umursanmayan bu kaçış, bir toplumun kendi geleceğine sıktığı en organize kurşundur.

O-mutsuzluk Bir Kader Değildir, İtirazdır!

Yazıyoruz, çünkü bu bir Manifest-O’dur. Gençliği sadece birer oy deposu, gazla çalışan ucuz iş gücü, biat ettirilecek ya da susturulacak bir kitle olarak gören bu köhne "O" düzenine karşı en sert, en tavizsiz itirazdır. Hiçbir genç muktedirlerin, yanlış politikalarının, ekonomik yıkımlarının, talihsiz açıklamaların ve liyakatsiz akademik kadroların bedelini hayatıyla ödemek zorunda değildir.

Yeni Eğitim-öğretim yılı başlarken bu yazı, boş bir serzeniş değil, açık bir resttir. Gençliğin zihnini zincirler, özgürlüğünü gasp eder ve ona kendi ülkesini bir hapishane gibi hissettirirseniz, gelecekte geriye yönetecek bir toplum bile bulamazsınız. Türkiye’nin beka sorunu, hep söylediğiniz dış güçler değil, kendi gençliğini elinden kaçıran, onları yabancı topraklarda gelecek aramaya mahkûm eden köhne zihniyetinizdir!

Umutsuzluk bizim kaderimiz olmayacak. Çünkü gitmek zorunda kalanların da, kalıp bu zihniyete direnenlerin de bu düzenden alacağı bir gelecek var!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.