Amerika-İsrail işbirliği İran’a savaş açmış biz “Bakan Beyin Yeşil Tişörtünü” tartışıyoruz. Bu "yeşil tişört" meselesi, aslında diplomatik temsil ve devlet ciddiyeti üzerinden yürüyen bir imaj krizi tartışmasıdır. Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya ile ilgili bu "kirli gündemde" gözden kaçırılan veya halı altına süpürülen birkaç kritik konu var:
Tartışmanın odağı tişörtün renginden ziyade, Bakan Yardımcısının Al-Jazeera gibi uluslararası bir kanala, arkasında devletin ağırlığını hissettiren bir dekor olmadan, ev ortamında, kendi eliyle tuttuğu bir kamerayla ve markası Amerikan kökenli yeşil bir tişörtle çıkmasıydı. Sosyal medya saçma tartışmaların aksine asıl mesele Türkiye'nin dış politikasının en kritik anlarında, dünya kamuoyuna verilen mesajın "hazırlıksızlık" ve "ciddiyet kaybı" olarak algılanmasıydı. İngilizce telaffuz tartışmalarıyla birleşince, asıl "kurumsal kimlik erozyonu" tartışması magazinleşerek geçiştirildi.
Asıl gözden kaçırılan neydi? Ve tartışılması gereken konu gerçekten bu muydu? Örneğin devlet başkanımız dururken, dışişleri bakanımız dururken, hala konuyla alakalı mikrofonların karşısına çıkmamışken, Türkiye Devletinin düşüncelerini bu konuda tecrübesi sıfıra yakın ve de İngilizcesi tartışılan bir bürokrat tarafından açıklanmasının tartışılması gerekmez miydi?
Son iki günde neler yaşandı. Burnumuzun dibinde Müslüman bir devlet Yahudi ve Hristiyan iki eşkıya devletin saldırılarına maruz kaldı. Dini lideri öldürüldü, önceki devlet başkanı öldürüldü. Bir okulda yüzün üzerinde masum kız çocuğu katledildi. Yüzlerce insan bombalar altında can verdi. Biz Müslüman ve komşusu olan bir ülke olarak ne yaptık? Sokaklara mı çıktık? Filistin için yaptığımız gibi protestolar mı tertip ettik?
Hayır, sadece sustuk. Kuru bir yazılı kınama metni yayınlayıp susmaya da devam ediyoruz. "Eyyy Amerika", “Eyyy İsrail” diye kısık sesle bile bağıramıyoruz. Geçmişte seçim meydanlarında yaptığımız çıkışlarının yerini derin bir sessizliğe bırakması, "duygusal hamasetten, rasyonel mecburiyete" geçtiğimizin göstergesidir. Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın o meşhur yeşil tişörtlü, gayri resmi ve "ev hali" tadındaki yayını tam da bu sessizlik dönemine denk geldiği için dikkat çekicidir.
Peki, yüksek telden bağırmamız gerekirken neden susuyoruz?
Batı merkezli sermayeye ve kredi derecelendirme kuruluşlarının onayına duyulan ihtiyaçtan mı?
Türkiye'nin uluslararası finans sisteminde kalma çabamızdan mı? İsrail ile ticaretimizin bitirme korkusundan mı?
Amerika’dan gelmesi gereken uçaklar için mi? Yada tüm ekonomimiz onların iki dudağı arasına bağlı olduğundan mı?
Sessizlik, aslında masadaki pazarlığın bir parçası olduğundan mı?
Yıllardır peşinden koşturduğunuz Katar, BAE, Suudilerin Amerika ile aralarını iyi tutarken, tek başımıza bayrak açarsak yalnız kalma korkumuzdan mı?
Benim anladığım "Ey Amerika", “Ey İsrail” diye bağırması gerekenlerin susması, “bağırmanın maliyetinin, susmanın getirisinden daha yüksek” olmasındandır. Müdür Bey’in (Bakan Yardımcısı’nın) o rahat yeşil tişörtüyle verdiği görüntünün arkasında, aslında o kolu kanadı bağlayan görünmez halatlar olmasıdır. Bu halatlar ülke olarak “Elimizi kolumuzu bağlamıştır". Tarih bize gösteriyor ki; bir devletin sesi, ancak kendi üretim gücü ve finansal bağımsızlığı kadar gür çıkar.
O yüzden o meşhur türkümüzü güncelleyelim.
Bakan Beyin Yeşil Tişörtüüüü,
Eşkıyalar boynumuzu büktü de yanıyom ben…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
Müdür Beyin Yeşil Tişörtüüüü
Amerika-İsrail işbirliği İran’a savaş açmış biz “Bakan Beyin Yeşil Tişörtünü” tartışıyoruz. Bu "yeşil tişört" meselesi, aslında diplomatik temsil ve devlet ciddiyeti üzerinden yürüyen bir imaj krizi tartışmasıdır. Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya ile ilgili bu "kirli gündemde" gözden kaçırılan veya halı altına süpürülen birkaç kritik konu var:
Tartışmanın odağı tişörtün renginden ziyade, Bakan Yardımcısının Al-Jazeera gibi uluslararası bir kanala, arkasında devletin ağırlığını hissettiren bir dekor olmadan, ev ortamında, kendi eliyle tuttuğu bir kamerayla ve markası Amerikan kökenli yeşil bir tişörtle çıkmasıydı. Sosyal medya saçma tartışmaların aksine asıl mesele Türkiye'nin dış politikasının en kritik anlarında, dünya kamuoyuna verilen mesajın "hazırlıksızlık" ve "ciddiyet kaybı" olarak algılanmasıydı. İngilizce telaffuz tartışmalarıyla birleşince, asıl "kurumsal kimlik erozyonu" tartışması magazinleşerek geçiştirildi.
Asıl gözden kaçırılan neydi? Ve tartışılması gereken konu gerçekten bu muydu? Örneğin devlet başkanımız dururken, dışişleri bakanımız dururken, hala konuyla alakalı mikrofonların karşısına çıkmamışken, Türkiye Devletinin düşüncelerini bu konuda tecrübesi sıfıra yakın ve de İngilizcesi tartışılan bir bürokrat tarafından açıklanmasının tartışılması gerekmez miydi?
Son iki günde neler yaşandı. Burnumuzun dibinde Müslüman bir devlet Yahudi ve Hristiyan iki eşkıya devletin saldırılarına maruz kaldı. Dini lideri öldürüldü, önceki devlet başkanı öldürüldü. Bir okulda yüzün üzerinde masum kız çocuğu katledildi. Yüzlerce insan bombalar altında can verdi. Biz Müslüman ve komşusu olan bir ülke olarak ne yaptık? Sokaklara mı çıktık? Filistin için yaptığımız gibi protestolar mı tertip ettik?
Hayır, sadece sustuk. Kuru bir yazılı kınama metni yayınlayıp susmaya da devam ediyoruz. "Eyyy Amerika", “Eyyy İsrail” diye kısık sesle bile bağıramıyoruz. Geçmişte seçim meydanlarında yaptığımız çıkışlarının yerini derin bir sessizliğe bırakması, "duygusal hamasetten, rasyonel mecburiyete" geçtiğimizin göstergesidir. Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın o meşhur yeşil tişörtlü, gayri resmi ve "ev hali" tadındaki yayını tam da bu sessizlik dönemine denk geldiği için dikkat çekicidir.
Peki, yüksek telden bağırmamız gerekirken neden susuyoruz?
Benim anladığım "Ey Amerika", “Ey İsrail” diye bağırması gerekenlerin susması, “bağırmanın maliyetinin, susmanın getirisinden daha yüksek” olmasındandır. Müdür Bey’in (Bakan Yardımcısı’nın) o rahat yeşil tişörtüyle verdiği görüntünün arkasında, aslında o kolu kanadı bağlayan görünmez halatlar olmasıdır. Bu halatlar ülke olarak “Elimizi kolumuzu bağlamıştır". Tarih bize gösteriyor ki; bir devletin sesi, ancak kendi üretim gücü ve finansal bağımsızlığı kadar gür çıkar.
O yüzden o meşhur türkümüzü güncelleyelim.
Bakan Beyin Yeşil Tişörtüüüü,
Eşkıyalar boynumuzu büktü de yanıyom ben…