Yıllar önce, bir bayrama yine İslam coğrafyasından gelen acı haberler ile girmiştim. Televizyon ekranlarımıza düşen görüntülerde parçalanmış çocuk bedenlerinin, yıkılmış minarelerin görüntüleri yayınlanıyordu. Sosyal mecrada yaptığım paylaşımlara bölgeden gelen fotoğrafları yerleştirip altına “İyi bayramlar Türkiye” yazmıştım. O gün duyduğum o tarifsiz utanç, bugün yerini buz gibi bir gerçeğe bıraktı.
Yine bir Ramazan ayında İslam coğrafyası kan gölüne dönmüş durumda. Müslüman devletlerin desteğiyle başka bir Müslüman ülkenin topraklarında bombalar patlıyor, okullarda kız çocukları katlediliyorken, bu coğrafyada “bayram kutlamak değil, ancak bayramdan utanmak” düşer bizlere.
Ramazan’da Gelen "Geleneksel" Saldırılar
Her yıl tekrarlanan o korkunç döngüye dikkatinizi çekmek isterim. Ne acıdır ki, İslam coğrafyası için Ramazan artık huzur değil, 'saldırı sezonu' haline geldi. Dünya eşkıyası bir devlet, gözünü kan bürümüş bir devletle birlikte İftar sofralarını bombalıyor. Sahur vakti evlerden gelen feryatlar göğe yükseliyor. Sorayım sizlere yarın sabah biz hangi yüzle bayram namazı kılıp, bayramımızı kutlayıp, tatlı ikram edeceğiz? Sizce bu bir kutlama mıdır? Yaşananları görmezden gelme töreni midir?
Bu şartlar altında Bayram kutlamak "Caiz midir?"
Yıl 1919. Türk halkı düşman çizmelerinin altında eziliyor. Maraş, Urfa, Antep Fransız işgali altında. Maraş Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca "Kalesinde bayrağı dalgalanmayan bir memlekette Cuma namazı kılınmaz" diyerek, cemaati namaz yerine bayrağı, vatanı kurtarmaya gönderiyor.
Bu tarihi alıntıdan hareketle, ekranlarda dini parayla satanlara değil de, Varsa fıkıh âlimlerine sormak lazım; "Sahi, Müslüman bir ülkenin burnunun dibinde kardeşleri katledilirken neşeyle bayram yapması caiz midir?” Şeklen de olsa bayram namazına durmak doğru mudur? Sonra o namazdan çıkıp sanki dünya güllük gülistanlıkmış gibi şenlik yapmak, bayram kutlamak, ölenlerin ruhuna bir kurşun da bizim sıkmamız demek değil midir?
Türkiye dâhil, refahın kıyısında duran Müslüman ülkelerde yaşayan bizler, acıyı sadece birer “sosyal medya paylaşımına” indirgedik. Komşularımızın ırzına geçilirken, korkumuzdan mı nedir, yumuşak kınama mesajları ile gözlerimizi kapatıp, vazifemizi yaptık. Ramazan boyunca şaşaalı sofralarda vicdanımız rahat iftarımızı yaptık. Şimdi de komşularımız enkaz altındayken utanmadan bayram yapacağız ha.
Dünya üzerinde hiçbir inanç grubu yoktur ki, en kutsallarını toplu mezarların başında, ağır bir bombardımanın altında veya mülteci kamplarında karşılasın. Bugün yaşananlar karşısında sevinç nidası boğazında düğümlenmeyen ve coşkuyla bayram kutlayan lütfen kalbini bir kez daha yoklasın.
Bizler için bu günler; “kutlanacak bir bayram değil, tutulacak bir yas” olmalıdır. Ve bu yas, ölenlere saygı, kalanlara ise bir gönül borcumuzdur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
"Müslüman'ın Mahcubiyet Bayramı"
Yıllar önce, bir bayrama yine İslam coğrafyasından gelen acı haberler ile girmiştim. Televizyon ekranlarımıza düşen görüntülerde parçalanmış çocuk bedenlerinin, yıkılmış minarelerin görüntüleri yayınlanıyordu. Sosyal mecrada yaptığım paylaşımlara bölgeden gelen fotoğrafları yerleştirip altına “İyi bayramlar Türkiye” yazmıştım. O gün duyduğum o tarifsiz utanç, bugün yerini buz gibi bir gerçeğe bıraktı.
Yine bir Ramazan ayında İslam coğrafyası kan gölüne dönmüş durumda. Müslüman devletlerin desteğiyle başka bir Müslüman ülkenin topraklarında bombalar patlıyor, okullarda kız çocukları katlediliyorken, bu coğrafyada “bayram kutlamak değil, ancak bayramdan utanmak” düşer bizlere.
Ramazan’da Gelen "Geleneksel" Saldırılar
Her yıl tekrarlanan o korkunç döngüye dikkatinizi çekmek isterim. Ne acıdır ki, İslam coğrafyası için Ramazan artık huzur değil, 'saldırı sezonu' haline geldi. Dünya eşkıyası bir devlet, gözünü kan bürümüş bir devletle birlikte İftar sofralarını bombalıyor. Sahur vakti evlerden gelen feryatlar göğe yükseliyor. Sorayım sizlere yarın sabah biz hangi yüzle bayram namazı kılıp, bayramımızı kutlayıp, tatlı ikram edeceğiz? Sizce bu bir kutlama mıdır? Yaşananları görmezden gelme töreni midir?
Bu şartlar altında Bayram kutlamak "Caiz midir?"
Yıl 1919. Türk halkı düşman çizmelerinin altında eziliyor. Maraş, Urfa, Antep Fransız işgali altında. Maraş Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca "Kalesinde bayrağı dalgalanmayan bir memlekette Cuma namazı kılınmaz" diyerek, cemaati namaz yerine bayrağı, vatanı kurtarmaya gönderiyor.
Bu tarihi alıntıdan hareketle, ekranlarda dini parayla satanlara değil de, Varsa fıkıh âlimlerine sormak lazım; "Sahi, Müslüman bir ülkenin burnunun dibinde kardeşleri katledilirken neşeyle bayram yapması caiz midir?” Şeklen de olsa bayram namazına durmak doğru mudur? Sonra o namazdan çıkıp sanki dünya güllük gülistanlıkmış gibi şenlik yapmak, bayram kutlamak, ölenlerin ruhuna bir kurşun da bizim sıkmamız demek değil midir?
Türkiye dâhil, refahın kıyısında duran Müslüman ülkelerde yaşayan bizler, acıyı sadece birer “sosyal medya paylaşımına” indirgedik. Komşularımızın ırzına geçilirken, korkumuzdan mı nedir, yumuşak kınama mesajları ile gözlerimizi kapatıp, vazifemizi yaptık. Ramazan boyunca şaşaalı sofralarda vicdanımız rahat iftarımızı yaptık. Şimdi de komşularımız enkaz altındayken utanmadan bayram yapacağız ha.
Dünya üzerinde hiçbir inanç grubu yoktur ki, en kutsallarını toplu mezarların başında, ağır bir bombardımanın altında veya mülteci kamplarında karşılasın. Bugün yaşananlar karşısında sevinç nidası boğazında düğümlenmeyen ve coşkuyla bayram kutlayan lütfen kalbini bir kez daha yoklasın.
Bizler için bu günler; “kutlanacak bir bayram değil, tutulacak bir yas” olmalıdır. Ve bu yas, ölenlere saygı, kalanlara ise bir gönül borcumuzdur.