Hava Durumu

Sarayın ihtişamında, açlıkla savaşanlar…

Yazının Giriş Tarihi: 04.03.2026 14:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.03.2026 14:56

Siyasilerin zaman zaman çarşı pazarda dolaşırken yoksulluğunu anlatmak isteyen vatandaşa “bize fakir edebiyatı yapma” diye tepki verdiği zamanlar olmuştur. Zengin değiliz ki zengin edebiyatı yapalım. Bize de “Fakir Edebiyatı” yapmak düşer. "Fakir edebiyatı" terimi, günümüz siyasi söyleminde genellikle alt sınıfların hak taleplerini değersizleştirmek için kullanılan bir kalkana dönüşmüştür. Toplumun bir kesimi "gastronomi deneyimleri" peşinde koşarken, diğer kesimin "halk ekmek", “ucuz yağ”, “ucuz pirinç” kuyruğunda beklemesi, sosyal sözleşmenin ağır bir yara aldığını göstermektedir.

Modern Türkiye panoramasında “fakir edebiyatı”, günümüzde kitap sayfalarında kalan bir tema değildir. Zenginlerin ve sarayın altın varaklı salonları ile bayram ikramiyesiyle torununa harçlık veremeyen dedenin arasındaki o uçurumun ta kendisidir. Bir tarafta itibarın bedeli milyarlarla ölçülürken, diğer tarafta hayatın bedeli üç haneli zamlara sığdırılmaktadır. Fakirlik sadece bir istatistik değil, her bayram sabahı mutfakta yankılanan derin bir sessizliktir.

Ülkemizde görünen ve yaşanan odur ki Sarayın ve Sokağın Matematiği arasında müthiş uyumsuzluk vardır. Ekonomik veriler, kaynak dağılımındaki tercihin halktan yana olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sarayın Maliyetine bakarsanız, bütçenin günlük gideri yaklaşık 50 milyon TL civarındadır. Bu, devletin zirvesinde geçen her bir dakikanın 35.000 TL (yaklaşık iki emekli maaşı) maliyeti olduğu anlamına gelir. Bunun yanında zam yapmayı düşünmedikleri 2018 yılında bir küçükbaş kurbanlık alabilen bayram ikramiyesi, bugün sadece 5-6 kilo kırmızı et alabilmektedir. Saray'ın sadece günlük masrafı, yaklaşık 12.500 emeklinin bayram ikramiyesine denktir.

Birde ülkenin % 80’lik gelirini tüketen % 20’lik zengin bir kesim var. Zenginlik artık sadece yüksek bir yaşam standardında öte, toplumun geri kalanından izole bir "paralel evren" yarattı. Bir yanda tek bir akşam yemeği faturasıyla bir ailenin yıllık mutfak masrafını karşılayan "seçkinler", diğer yanda pazarın son saatlerinde atık toplayan yaşlılar arasındaki mesafe, sosyal patlamanın sosyolojik zeminini oluşturdu.

Birde bu işe Vergi Adaletsizliğini eklediğinizde vicdanlar derinden sızlamaktadır. Holdinglerin milyarlık vergi borçları tek kalemde silinirken, vergi yükü asgari ücretlinin sırtına yüklenmesi, Emeklinin bayram ikramiyesine yapılacak sembolik bir zammın ."bütçeye yük" olarak görülmesi, sistemin kimin çıkarlarını koruduğunun açık bir göstergesidir.

Unutulmamalıdır ki; Toplumsal adaletin kantarı bozulduğunda, rakamlar sadece istatistik olmaktan çıkar; bir tarafın lüksü, diğer tarafın yoksunluğu haline gelir. Bugün "fakir edebiyatı" olarak küçümsenen söylem, aslında matematiksel bir uçurumun ifadesidir.

Mevcut krizin temelinde üç ana neden yatmaktadır: Kamu kaynaklarının kullanımında Öncelik Sorunu, Karar vericilerin sokağın toplumun gerçeklerinden uzak bir yaşama sahip olmasından kaynaklanan Temsiliyet Kopukluğu ve gelirin Adaletsiz Bölüşümüdür.

Bu adaletsizliği gidermek için "mağdur edebiyatı" değil, radikal politika değişiklikleri gereklidir. Kamu harcamalarında gerçek anlamda tasarruf yapılmalı, elde edilen gelirler emekliye aktarılmalıdır. Dolaylı vergiler azaltılmalı, devasa kazançlı holdingler için "Artan Oranlı Servet Vergisi" getirilmeli, yüksek meblağlı vergi borçlarının silinmesinden vazgeçilmelidir. Haksız kazanç kapıları kapatılmalı, devleti soyulmasına açık bırakılan tüm yollar sıkı sıkıya kapatılmalıdır. Hızlıca tüketim ekonomisinden çıkıp üretim ekonomisine geçilmelidir. Fakir bir ülkeyken zengin bir ülke edasıyla yaşanan tüketim çılgınlığı bitirilmelidir.

Bir ülkenin gerçek itibarı, sarayların ihtişamı, makam araçlarının, uçaklarının sayısı ve lüksü ile değil, en düşük gelirli vatandaşının bayram sabahı hissettiği huzurla ölçülür. "Fakir edebiyatı" denilerek geçiştirilen her feryat, aslında çökmekte olan bir toplumun sesidir. Çözüm, sofradaki ekmeği, lokmaları küçültmek değil, masanızdaki sandalyeleri herkesin oturabileceği şekilde yeniden düzenlemektir. Ve de “itibardan tasarruf” etmektir.

Ey bizi yönetenler artık “İtibarı sarayda değil, halkın tenceresinde aramaya başlayın”.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.