Fahişe kelimesini ait oldukları dar kalıplardan çıkarıp, asıl manalarını buldukları ahlaki zeminlere oturtmanın vakti gelmiştir. Halkımızın dilinde bel altı bir hakaret olarak yer bulan bir kelimeyi, bugün ait olduğu en organize yere, siyaset sahnesindeki omurgasızlığa iade etmek gerekiyor. Çünkü bu sahne, bedenini değil, ruhunu ve fikrini satanların en organize ortaklığına, ahlaksızlığına ev sahipliği yapıyor.
Açıkça ortaya koyalım, siyasifahişeliğin cinsiyeti yoktur, haysiyeti de yoktur.
Bugün bedenini satan bir insan bunu çoğunlukla hayatta kalma mücadelesinin, yoksulluğun veya çaresizliğin getirdiği ağır bir yük olarak yapmak zorunda kalabilir. Fakat davasını, fikrini, halkın emaneti oyları ve inandığı, savunduğu değerleri üç günlük koltuk, ihale veya güç uğruna satan siyasetçinin hiçbir çaresizliği yoktur. Siyasi satılmışlık, çaresizliğin değil, dizginlenemeyen bir açgözlülüğün ve karakter erozyonunun sonucudur. Beden ticareti bireysel bir dram olarak ele alınabilir. Haysiyet ticareti yani siyasi transferler koca bir toplumun geleceğini ipotek altına alan kolektif bir ihanettir.
Siyasi fahişeliğin ne onuru olur ne haysiyeti. Onlar gücün rengine göre kuşanır, gücün diliyle konuşurlar. Dün en ağır hakaretleri savurdukları güç odaklarının karşısında, bugün menfaat kapısı açıldığında en önde gerdan kıranlar, güç karşısında secdeye varanlar yine onlardır. Onlar için kutsal olan, savundukları ilkelerden çok, o ilkelerin kendilerine sağladığı konfordur. Dini, imanı, milliyetçiliği, solculuğu, liberalizmi ya da eşitliği, adaleti, vitrinde müşteri bekleyen birer ticari mal gibi kullanırlar. Alıcısı kimse, onun gömleğini giyerler. A partisinde dinci, B partisinde Milliyetçi, C partisinde Bölücü gömleğini üzerlerine geçirir, en ateşli savunucusu oluverirler.
Haysiyetini kaybeden bir insanın sığınabileceği hiçbir ahlaki liman kalmaz. Siyasette haysiyetiniz bir kez pazarlık masasına sürüldüğünde, geriye sadece rüzgara göre yön değiştiren fırıldak olarak kalırsınız.
Yalnız bizi bekleyen tehlike şudur ki; bu ilkesizliğin sadece meclis sıralarında veya televizyon ekranlarında kalmıyor olmasıdır. Topluma sirayet etmesidir. Toplumun, her devrin adamı olanların el üstünde tutulduğunu görmesi ile dürüstlüğün ve dik duruşun enayilik olduğuna inanmaya başlamasıdır.
Velhasıl, siyaset sahnesinde her gün gömlek değiştirenlerin, makam için her kapıya kul olanların, güce tapanların, ne bir kimliği ne de arkasına saklanabilecekleri bir haysiyeti, onuru vardır. Tarih, bedenini satmak zorunda kalan çaresizleri değil, fikrini ve haysiyetini bile isteye haraç mezat satan bu siyasi figürleri en karanlık sayfalarına yazacaktır. Çünkü en büyük fahişelik, parayla ölçülemeyecek değerleri paraya ve güce tahvil etmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
Siyasetin Fahişeleri
Fahişe kelimesini ait oldukları dar kalıplardan çıkarıp, asıl manalarını buldukları ahlaki zeminlere oturtmanın vakti gelmiştir. Halkımızın dilinde bel altı bir hakaret olarak yer bulan bir kelimeyi, bugün ait olduğu en organize yere, siyaset sahnesindeki omurgasızlığa iade etmek gerekiyor. Çünkü bu sahne, bedenini değil, ruhunu ve fikrini satanların en organize ortaklığına, ahlaksızlığına ev sahipliği yapıyor.
Açıkça ortaya koyalım, siyasi fahişeliğin cinsiyeti yoktur, haysiyeti de yoktur.
Bugün bedenini satan bir insan bunu çoğunlukla hayatta kalma mücadelesinin, yoksulluğun veya çaresizliğin getirdiği ağır bir yük olarak yapmak zorunda kalabilir. Fakat davasını, fikrini, halkın emaneti oyları ve inandığı, savunduğu değerleri üç günlük koltuk, ihale veya güç uğruna satan siyasetçinin hiçbir çaresizliği yoktur. Siyasi satılmışlık, çaresizliğin değil, dizginlenemeyen bir açgözlülüğün ve karakter erozyonunun sonucudur. Beden ticareti bireysel bir dram olarak ele alınabilir. Haysiyet ticareti yani siyasi transferler koca bir toplumun geleceğini ipotek altına alan kolektif bir ihanettir.
Siyasi fahişeliğin ne onuru olur ne haysiyeti. Onlar gücün rengine göre kuşanır, gücün diliyle konuşurlar. Dün en ağır hakaretleri savurdukları güç odaklarının karşısında, bugün menfaat kapısı açıldığında en önde gerdan kıranlar, güç karşısında secdeye varanlar yine onlardır. Onlar için kutsal olan, savundukları ilkelerden çok, o ilkelerin kendilerine sağladığı konfordur. Dini, imanı, milliyetçiliği, solculuğu, liberalizmi ya da eşitliği, adaleti, vitrinde müşteri bekleyen birer ticari mal gibi kullanırlar. Alıcısı kimse, onun gömleğini giyerler. A partisinde dinci, B partisinde Milliyetçi, C partisinde Bölücü gömleğini üzerlerine geçirir, en ateşli savunucusu oluverirler.
Haysiyetini kaybeden bir insanın sığınabileceği hiçbir ahlaki liman kalmaz. Siyasette haysiyetiniz bir kez pazarlık masasına sürüldüğünde, geriye sadece rüzgara göre yön değiştiren fırıldak olarak kalırsınız.
Yalnız bizi bekleyen tehlike şudur ki; bu ilkesizliğin sadece meclis sıralarında veya televizyon ekranlarında kalmıyor olmasıdır. Topluma sirayet etmesidir. Toplumun, her devrin adamı olanların el üstünde tutulduğunu görmesi ile dürüstlüğün ve dik duruşun enayilik olduğuna inanmaya başlamasıdır.
Velhasıl, siyaset sahnesinde her gün gömlek değiştirenlerin, makam için her kapıya kul olanların, güce tapanların, ne bir kimliği ne de arkasına saklanabilecekleri bir haysiyeti, onuru vardır. Tarih, bedenini satmak zorunda kalan çaresizleri değil, fikrini ve haysiyetini bile isteye haraç mezat satan bu siyasi figürleri en karanlık sayfalarına yazacaktır. Çünkü en büyük fahişelik, parayla ölçülemeyecek değerleri paraya ve güce tahvil etmektir.