Hava Durumu

Siyasetin İç Kemiren Kurdu: Kuşku

Yazının Giriş Tarihi: 04.06.2026 18:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.06.2026 18:02

Siyasetin sessiz ama ölümcül zehri nedir bilir misiniz? Parti liderlerinin, il ya da ilçe başkanlarının, bakanların, başbakanların zihnine bir kez sızdı mı bir daha çıkmayan, adamı yiyip bitiren o korkunç duygu: Kuşku.

Türk siyasi tarihi, dışarıdan gelen sert darbelere, dayatılan politikalara, ekonomik krizlere, güçlü siyasi rakiplere can siperane göğüs geren ama kendi içindeki kuşku virüsüne yenik düşen liderlerin enkazıyla doludur. Bizim coğrafyamızda siyaset, öyle düz yolda yürümeye benzemez. Yollar engebeli şartlar çetindir. Her köşe başında bir kulis, her kapalı odada bir pazarlık döner. İşte tam da bu yüzden kuşku, siyaset koridorlarında bir "korunma kalkanı" gibi görünse de gerçekte siyasetçinin kendi kafasına sıktığı kurşundur.

Siyaset kültürümüzde güç, paylaşıldıkça azalan bir şey sanılır. Bizde lider, yanındaki adamın tırnağı azıcık uzasa, biraz yürüyüşü değişse, biraz güzel giyinse, ara sıra uluorta fikrini söylese "Acaba gözü benim koltuğumda mı?" diye kurmaya başlar. İşte o meşhur kendini "yalnızlaştırma" dedikleri illet tam da burada başlar. Yakın siyasi tarihe dönüp baktığınızda ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.

Süleyman Demirel’in 1970’lerde Adalet partisinde içindeki muhaliflerden duyduğu o amansız kuşku, koca Adalet Partisi’ni ortadan ikiye bölmedi mi? Koskoca adamlar gittiler, "Güneş Motel" tezgâhlarında başkalarına meze oldular.

2002 de iktidarda olan Başbakan Bülent Ecevit’in başında olduğu DSP bunun en acı, en çıplak örneğini yaşamadı mı? Ecevit, yıllarca omuz omuza yürüdüğü, "sağ kolum" dediği Hüsamettin Özkan’dan bile şüphelenir hale gelmedi mi? Sonuç? Kuşku öyle bir gözü kör etti ki koskoca parti 3 ay içinde baraj altında kaldı

Turgut Özal da ANAP’ın gücünün zirvesindeyken aynı hastalığa yakalandı. Cumhurbaşkanı olunca partideki gücünü kaybetme korkusu içini kemirdi. Mesut Yılmaz’dan, partinin muhafazakâr kanadından öyle bir kuşku duydu ki en güvendiği adamları bile kendi mirasına göz dikmekle suçladı. Kuşku Özal’ı Çankaya’da yapayalnız bıraktı, partisini eritti.

Son dönem iktidarına baktığınızda benzer fotoğrafı görebilirsiniz. Ak Partiyi kuran ağa babalarının esamesi okunmuyor artık. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Hüseyin Çelik her birisi kendine ayrı bir yol çizmedi mi? Aynı kuşkular ile yönetimlerden uzaklaştırılmadılar mı?

Türk Siyasetinde kural nettir. Dünün cefakâr yol arkadaşları, liderin kafasındaki kuşku virüsü yüzünden bugünün "potansiyel haini" oluverirler. Lider liyakatli, doğruyu söyleyen adamları birer birer budar. Yanında kim kalır? Sadece "Padişahım çok yaşa" diyen bir dalkavuk ordusu... Çember daraldıkça lider sokağın, esnafın, vatandaşın sesini duyamaz olur. Meydanların coşkusu gider, yerine genel merkez binasının sahte, plastik alkışları gelir.

Kuşkunun bir siyasetçiyi getireceği son durak, aynaya bakıp "Ben nerede hata yaptım?" demek yerine, sürekli bir "komplo teorisine" sığınmaktır. Seçim kaybedilince "dış mihrak", anketler çakılınca "içerideki hainler" denir, ekonomi batarken "görünmez düşmanlar" suçlanır. Bu yalanlar siyasetçiyi yatakta rahat uyutur belki ama vatandaşın gözünde onun "çözüm üretebilme" yeteneğini, yani siyasi ömrünü bitirir.

Bu milletin genetiğinde bir şey vardır: Seçmen, ne pahasına olursa olsun "kararlılık" ister. Yanlış da olsa dik olarak arkasında durulan bir karar, kuşkuyla, korkuyla atılan o yalpalayan adımlardan her zaman daha çok prim yapar.

Hülasa Türk siyasetinde ayakta kalmak istiyorsan, rakiplerini yenmeden önce kendi zihnindeki o kuşkuyu öldüreceksin. Çevresindeki insanlara güvenmeyen liderin yüzüne, yarın sandıkta millet de güvenmez. Yol arkadaşının gözünde sadakat yerine ihanet aramaya başladığın gün siyasi olarak mevta olmuşsun demektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.