Şeytan insanlık tarihi ve dinler tarihi boyunca, her zaman kötülüğün, kandırmacanın ve insanı kendi fıtratına yabancılaştıran odakların sembolü olmuştur. Dinsel metinlerden mitolojiye kadar bu sembolün en büyük mahareti, hakkı batıl, batılı ise hak gösterme becerisidir. Peki, bu kadim kandırmaca sanatının günümüzde en profesyonel uygulama alanı neresidir? Tabi ki siyaset sahnesi.
Siyasetin her daim zübükleri olduğu gibi birde şeytanları vardır. Ha birde şeytana pabucunu ters giydirenlerde vardır. Siyasi arena, ne yazık ki uzun zamandır topluma hizmet etme aracı olmaktan çıkıp, kitleleri yönetme ve yönlendirme sahnesine dönüştü. Bu sahnenin görünür aktörlerinin yanında, görünmez aktörleri de zihinlerimizi hapseden, vicdanlarımızı körleştiren ve bizleri de köleleştiren modern algı mekanizmalarıdır.
Siyasetin en büyük "şeytani" tuzağı, kardeşi kardeşe kırdıran, düşmanlaştıran tarafgirlik damarıdır. Bu damar insanı öyle bir kör eder ki, kendi safınızdaki yanlışı savunmak için kırk dereden su getirirsiniz ama karşı taraftaki doğruyu da görmezden gelirsiniz. Amiyane tabirle "kabilecilik" dediğimiz bu anlayışla hareket edenler zamanla adalet duygusunu kaybederler.
O yüzden kıymetli alimlerin bile, geçmişte "Siyasetten Allah'a sığınırım" diyecek noktaya gelmesi tam da bu yüzdendir. Kirli siyasi anlayış, melek gibi bir insanı sırf muhalif diye şeytanlaştırmayı, şeytan ruhlu birini ise yandaşı diye melek gibi göstermeyi körükler.
Günümüzde siyasetin şeytanları, meydanlardaki konuşmalardan ziyade sosyal medya algoritmalarında, dezenformasyon kampanyalarında ve televizyon ekranlarındaki kutuplaştırıcı dilde gizlidir.
Açın televizyon kanallarını bir kısmı muktedirlere çalışırken, bir kısmı ana muhalefete çalışıyor. İki tarafta gerçekleri anlatıyor mu? Şüpheliyim. Çünkü onlar için hakikat artık bir değer taşımıyor. Gerçeklerin büküldüğü, her türlü yalanın kurumsallaştığı ve toplumsal hafızanın sabun köpüğüne döndürüldüğü bir dönem yaşıyoruz. Toplumun fertleri artık fikirleriyle değil, nefretleriyle konsolide ve kontrol ediliyor.
Peki, bu karanlık döngüden nasıl çıkacağız? Ve bu mümkün mü? Çare, şeytanların yönettiği bu sahneyi tamamen terk edip köşemize çekilmek değildir. Aksine, meydanı samimiyetsizlere, manipülatörlere, kendi çıkarını kutsallaştıran şeytanlara bırakmamaktır.
Siyaset, özü itibariyle hizmet yoluyla toplumu ihya etmek, herkes için adaleti sağlamak ve yönetimi liyakatli ellere teslim etme icraatıdır. Bizler ne zaman ki bize satılanları iyice inceleyip, siyasi figürleri ilahlaştırmaktan vazgeçer, körü körüne biat yerine eleştirel aklı devreye sokabilirsek işte o zaman siyasetin şeytanlarının maskelerini düşürürüz.
Unutmayalım ki, felaket kötülüğün gücüyle değil, iyilerin ve düşünenlerin tepkisizliğiyle gelir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
Siyasetin Şeytanları
Şeytan insanlık tarihi ve dinler tarihi boyunca, her zaman kötülüğün, kandırmacanın ve insanı kendi fıtratına yabancılaştıran odakların sembolü olmuştur. Dinsel metinlerden mitolojiye kadar bu sembolün en büyük mahareti, hakkı batıl, batılı ise hak gösterme becerisidir. Peki, bu kadim kandırmaca sanatının günümüzde en profesyonel uygulama alanı neresidir? Tabi ki siyaset sahnesi.
Siyasetin her daim zübükleri olduğu gibi birde şeytanları vardır. Ha birde şeytana pabucunu ters giydirenlerde vardır. Siyasi arena, ne yazık ki uzun zamandır topluma hizmet etme aracı olmaktan çıkıp, kitleleri yönetme ve yönlendirme sahnesine dönüştü. Bu sahnenin görünür aktörlerinin yanında, görünmez aktörleri de zihinlerimizi hapseden, vicdanlarımızı körleştiren ve bizleri de köleleştiren modern algı mekanizmalarıdır.
Siyasetin en büyük "şeytani" tuzağı, kardeşi kardeşe kırdıran, düşmanlaştıran tarafgirlik damarıdır. Bu damar insanı öyle bir kör eder ki, kendi safınızdaki yanlışı savunmak için kırk dereden su getirirsiniz ama karşı taraftaki doğruyu da görmezden gelirsiniz. Amiyane tabirle "kabilecilik" dediğimiz bu anlayışla hareket edenler zamanla adalet duygusunu kaybederler.
O yüzden kıymetli alimlerin bile, geçmişte "Siyasetten Allah'a sığınırım" diyecek noktaya gelmesi tam da bu yüzdendir. Kirli siyasi anlayış, melek gibi bir insanı sırf muhalif diye şeytanlaştırmayı, şeytan ruhlu birini ise yandaşı diye melek gibi göstermeyi körükler.
Günümüzde siyasetin şeytanları, meydanlardaki konuşmalardan ziyade sosyal medya algoritmalarında, dezenformasyon kampanyalarında ve televizyon ekranlarındaki kutuplaştırıcı dilde gizlidir.
Açın televizyon kanallarını bir kısmı muktedirlere çalışırken, bir kısmı ana muhalefete çalışıyor. İki tarafta gerçekleri anlatıyor mu? Şüpheliyim. Çünkü onlar için hakikat artık bir değer taşımıyor. Gerçeklerin büküldüğü, her türlü yalanın kurumsallaştığı ve toplumsal hafızanın sabun köpüğüne döndürüldüğü bir dönem yaşıyoruz. Toplumun fertleri artık fikirleriyle değil, nefretleriyle konsolide ve kontrol ediliyor.
Peki, bu karanlık döngüden nasıl çıkacağız? Ve bu mümkün mü? Çare, şeytanların yönettiği bu sahneyi tamamen terk edip köşemize çekilmek değildir. Aksine, meydanı samimiyetsizlere, manipülatörlere, kendi çıkarını kutsallaştıran şeytanlara bırakmamaktır.
Siyaset, özü itibariyle hizmet yoluyla toplumu ihya etmek, herkes için adaleti sağlamak ve yönetimi liyakatli ellere teslim etme icraatıdır. Bizler ne zaman ki bize satılanları iyice inceleyip, siyasi figürleri ilahlaştırmaktan vazgeçer, körü körüne biat yerine eleştirel aklı devreye sokabilirsek işte o zaman siyasetin şeytanlarının maskelerini düşürürüz.
Unutmayalım ki, felaket kötülüğün gücüyle değil, iyilerin ve düşünenlerin tepkisizliğiyle gelir.