Hava Durumu

Sülün Osman’dan Kastelli’ye, Ponzi’den “FONZİ”ye Dolandırıcılığın Evrimsel Anatomisi

Yazının Giriş Tarihi: 21.09.2026 19:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.09.2026 19:14

Anadolu coğrafyasının yakın dolandırıcılık tarihi, aslında Türk halkı olarak açıkgöz gibi davranan saflığımızın ve muazzam sistem boşluklarının da bir özetidir. Takvimin yapraklarını geriye sardığımızda karşımıza muhteşem bir ironi ve “güleriz ağlanacak halimize” dedirten trajikomik bir “dolandırıcılığın evrimi” çıkıyor.

Yıllar önce her şey canım İstanbul’un köprülerini, saat kulelerini, gemilerini ve trenlerini saf vatandaşlara "satan" efsanevi Sülün Osman ile başladı. Sülün Osman zamanı, dolandırıcılığın "bireysel zanaat" dönemiydi. Ortada ne bir kurum vardı, ne karmaşık bir finansal enstrüman, ne de arkasında güçlü bir bürokrasi. Sadece sokaktaki vatandaşın naifliği ve Galata Köprüsü’nün göz kamaştıran haşmetli parıltısı yetiyordu.

Zamanla devir değişti, vahşi kapitalizm ülkemize giriş yaptı. Ve sahneyi Banker Kastelli aldı. Kastelli ve türevleriyle birlikte dolandırıcılık, “kişisel becerilerden, kurumsallığa" giden bir maskeye büründü. Gazetelerde çarşaf gibi ilanların yanına, televizyonda boy gösteren Yeşilçam’ın ünlüleri katıldı. Gariban vatandaşa yüksek faiz vaadiyle kolay yoldan para kazanma hayalleri kurdurulunca banker ofislerinin önünde binlercesi kuyruğa giriverdi… Banker Kastelli, halkın yastığının altında sakladıklarını yasal boşlukları kullanarak topladı ve sistem patladığında arkasında dönemin en büyük finansal enkazını bıraktı. Sülün Osman kendisinin olmayan köprüleri, Kastelli ise hayalleri sattı.

Peki, bugün nerede duruyoruz? Finansal dolandırıcılık tarihi, tekerrürden ziyade bir "mutasyon" tarihidir. Dün adını Charles Ponzi’den alan, ülkenin yakın geçmişinde ise saadet zincirleriyle ya da yüksek profilli "ünlü fonları" ile karşımıza çıkan o eski canavar, şimdilerde takım elbisesini değiştirip kurumsal bir kimliğe büründü. Az önce bahsettiğim hikayenin birleşiminden ortaya çıkan yani Sülün Osman’ın bireysel kurnazlığı ile Kastelli’nin kitlesel finansal manipülasyonu birlikteliğiyle ortaya dijital çağın en tehlikeli mutasyonu ile uğraşıyoruz. Ve çağ atlayıp dolandırıcılığın son sürümü olan Ponzi’den Fonzi’ye geçiş yapıyoruz.

Geriye dönüp baktığımızda yaşananlar tam bir kara mizahtır. Emin olun Sülün Osman günümüzde yaşasaydı, Galata Köprüsü’nü satmaya uğraşmaz, muhtemelen bir "GYO" kurar, tramvayı, metroyu, köprüyü fona varlık olarak ekler ve paylarını halka arz ederdi! Banker Kastelli ise gazetelere ilan, aktörlere paravermez, SPK’dan lisanslı bir Portföy Yönetim Şirketini açar, arkasına da siyasi ve bürokratik koruma kalkanını alarak milyarlarca doları böyle bir tezgah üzerinden çevirirdi.

Bugün itibarıyla önümüzde duran acı bilanço, bu evrimin ne kadar korkunç bir boyuta ulaştığını gösteriyor: 511 bin yatırımcı ve tasfiye fonlarında hapsolmuş tam 24,5 milyar dolar! Üstelik bu hayal edilemez servetin yaklaşık 20 milyar doları, manipülatif oyunlarla değeri şişirilmiş sadece 15-20 hisseye bağlanmış durumda.

"Fonzi" sisteminin Sülün Osman ve Kastelli’den en büyük farkı, arkasına aldığı o muazzam kurumsal yanılsama. Vatandaş devlet güvencesinde, parasını SPK logolu kitapçıkların gölgesinde, kurumsal bir fona yatırdığını sanırken, maalesef arkada dönen çark, yine o eski ve ilkel mekanizma. Yani son gelen kerizin parasıyla, eskileri fonlamak. "Kağıt üzerinde" 20 milyar dolar olarak görünen bu büyüklük, aslında hayali bir değerlenmeden ibaret. Uzmanların görüşüyle parıltılı ekranlarda görünen milyarlarca doların borsa yoluyla piyasada önümüzdeki 3 ay içinde satılmaya çalışılsa, kaba bir hesapla ancak 1-2 milyarının nakide çevrilebilme ihtimali var.

Bu olayın görünmeyen yönü de şu; bu fonlara hiç bulaşmamış ama borsada güvenli iş ve işlemler yapan yatırımcının oluşan tsunamide uğradığı zarar ile piyasayı tutmak adına 5 milyar dolar satış yapan merkez bankasının durumudur. Ülkenin ekonomisine vurulan ağır darbeyi de konuşmak gerekir.

İşte bu noktada ironi bitiyor ve sert gerçekler başlıyor. Gözümüzün içine bakıla bakıla yaratılan bu milyar dolarlık hırsızlık, sadece üç beş uyanık brokerin üzerine yıkılamaz? Hadi kendimizi kandırmayalım. Sülün Osman’ı yakalamaya çalışan bir polis teşkilatı vardı. Kastelli’nin üzerine giden bir devlet bürokrasisi vardı. Ancak her şeyin dijitalleştiği finansal sistemin bu denli sıkı denetlendiği, her kuruşun dijital ayak izinin takip edildiği günümüzde, bürokratik destek ve görmezden gelme olmadan hiç kimse 24,5 milyar doları bu şekilde buharlaştıramaz! Regülatörlerin, denetim kurullarının ve sistemin bekçisi olması gereken bürokrasinin gözü önünde bu tezgah kurulurken, bürokrasi ya koltuklarında uyudu, ya da bu organize talana işbirliği içinde sessizce yol verdi. Kamu otoritesinin bu aymazlığı, dolandırıcıların pervasızlığı kadar suç ortaklığıdır. Sorumluluk sadece manipülatörde değil, onlara bu finansal otobanı açan, göz yuman bürokratik akıldadır. Ve bunlar o koltuklarını hemen terk etmelidir.

Sülün Osman’dan Banker Kastelli’ye, oradan “Ponzi”den modern "Fonzi"lere uzanan yolculuk artık bize şunu öğretmiştir diye umut ediyorum. Eğer bir kazanç piyasa gerçeklerinin çok üzerindeyse, orada finansal bir dehadan çok, sadece maskesini, unvanını ve arkasına aldığı bürokratik desteği değiştirmiş eski bir dolandırıcı olduğudur.

Son söz;

'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? der üstadım Mehmet Akif Ersoy…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.