Hava Durumu

Türkiye’de Dernekçiliğin Nitelik Krizi Tabela dernekçiliği mi, Proje Dernekçiliği mi?

Yazının Giriş Tarihi: 21.02.2026 16:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.02.2026 16:55

Türkiye de 100.000’in üzerinde dernek var. Nüfusa oranladığımızda Avrupa’ya kıyasla onda biri kadar bir yüzdeye sahip olsak ta nitelik açısından bu seviye maalesef daha aşağılara düşüyor.

Türkiye’de sivil toplum kuruluşları, niceliksel bir devrim yaşarken niteliksel bir duraklama, hatta gerileme döneminden geçiyor. 100 bini aşkın derneğin varlığı ilk bakışta "aktif bir sivil toplum" izlenimi verse de, derinlemesine bir analiz yapılırsa, bu yapıların büyük bir kısmının toplumsal dönüşüm yaratmaktan uzak, "sosyal kulüp" veya "siyasetin arka bahçesi" seviyesinde kaldığını göstermektedir.

Küçük bir araştırma yaptığımda İstanbul’da 23.460, Ankara’da 10.659, İzmir’de 5.613, Bursa’da 4.330, Kocaeli’de 3.294 dernek varken bu sayı en düşük Ardahan’da (113 dernek) olduğunu gördüm. Bunların Yaklaşık %38 ile ilk sırada Mesleki ve Dayanışma Dernekleri ki bunların büyük çoğunluğunu Hemşehri dernekleri oluşturuyor. Dini Hizmetlerin Desteklenmesi amacıyla kurulan dernekler %17 ile ikinci sırada, bunu % 7 ile İnsani yardım dernekleri izlerken geriye spor, yardımlaşma, eğitim, kültür, düşünce, sağlık ve çevre dernekleri şeklinde devam ediyor. Burada iki noktaya dikkat çekmek gerekir. Bu derneklerin azımsanamayacak kadar kısmı “Tabela Derneği” iken ve üye sayısı açısından da alt yüzde dilimlerinde olan derneklerin üyeleri daha fazla.

Dernek sayısının fazlalığı, örgütlenme özgürlüğünün bir kanıtı gibi sunulsa da, bu durumun bir "atıl kapasite" sorunu yarattığı yadsınamaz. Birçok dernek, kuruluş amaçlarını gerçekleştirmek yerine; sadece belirli bir grubun (hemşehri, meslek grubu vb.) lokal ihtiyaçlarını karşılayan, yılda bir kez genel kurul yapan ve geri kalan zamanda sadece "tabela" olarak varlığını sürdüren yapılar haline gelmiştir. Bu durum, sivil toplumun "sorun çözme" kapasitesini değil, "statüko koruma" eğilimini beslemektedir.

STK’ların en temel özelliği bağımsız olmasıdır. Ancak ülkemizde STK’lar, genellikle siyasetin birer basamağı, hatta "arka bahçesi" olarak kurgulanmaktadır. Seçim dönemlerinde sivil bir güç birliği oluşturmak yerine, siyasi partilere "oy deposu" olarak pazarlayıp, karşılığında ise siyasette makam yâda kamu kaynaklarından pay talep etme amacı gütmekteler. Bu düşünce, sivil toplumun "denetleyici" ve "eleştirel" rolünü yok ederek onu sistemin bir dişlisi haline getirmekten öteye geçirmemektedir.

Bir de madalyonun diğer tarafına bakarsak bütün bunların üzerinde amaçları doğrultusunda müthiş çaba gösteren derneklerde azımsanmayacak sayıdadır. Gerçekten ülkenin kanayan bir çok yarasına merhem olmaya çalışan, üretime, eğitime ve sosyal yaşama katkılar sunan STK’lar mevcuttur. Bursa özelinde Kadın Dayanışma derneklerinin birçoğu Türkiye’ye örnek projeler geliştirmektedirler. Son örnek te geçen günlerde Çamlıca Dernek Başkanı Hülya BOLAT bir paylaşım gönderdi. Bursa Büyükşehir Belediye öncülüğünde uluslararası Green Destinations işbirliğiyle hayata geçirilen Yeşil Bursa Sertifikasını almaya 3 dernek hak kazanmış. Bunlar, Nilüfer Çamlıca Kadın Dayanışma Derneği, Zeyniler Çalıkuşu Kadın Kooperatifi ve Cumalıkızık Kadın Kooperatifi dernekleri. Alkışlarımız bu derneklere. İşte olması gereken bu.

Sonuç olarak Türkiye’de dernekçilik, sayıca çok ama etkide sınırlı, tutkulu olmasına rağmen profesyonellikten uzak bir görüntü vermektedir. Eğer STK’lar, demokrasinin dördüncü gücü olacaksa, kahvehane kültüründen çıkıp akademi ve proje kültürüne dönüşmeli, siyasetin gölgesinden çıkarak topluma sadece "yardım" değil, "vizyon" vermelidir. Aksi takdirde 100 bin derneğin birçoğu, binlerce farklı tabela olarak kalmaya mahkûmdur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.