Memleketimde “Fatma” ismi son zamanlarda tuhaf bir şekilde iki farklı hikâyenin başkahramanı gibi karşımıza çıkıyor.
Bir tarafta finans dünyasının karmaşık koridorlarında dolaşan, fonlardan, borsalardan, milyonlardan ve milyarlardan söz edilen bir Fatma…
Diğer tarafta ise İzmit’in seçilmiş Belediye Başkanı Fatma.
Birinin hikâyesinde bedavacılık ile okunan okullar, nasıl tırmanıldığı bilinmeyen siyasi kariyer basamakları ve nerden elde edildiği belli olmayan ama fona giren paralar. 2008 de iki ay çalıştığı belediye şirketinde 100.000 dolara yakın burs ile yurtdışında okuyan Fatma 2026 yılında 450 milyon dolarlık (2.300.000.000 TL) fon geliriyle konuşuluyor. Her sene rakamlar büyüyor, kasalar doluyor.
Diğer Fatma ise hikâyesinde ise para kreşe, kütüphaneye, sosyal desteğe, öğrenciye ve kente hizmet olarak dönüyor. Biri elini kolunu sallayarak hesap vermeye gerek duymadan, gariban soygunuyla elde edilen gelirlerle gününü gün ediyor. Diğeri hapishane koridorlarında ülkesi için dertlenerek volta atıyor.
Bu ülke için hangi Fatma muteber;
“Halkını Soyan mı, ülkesine katkı koyan mı?”
Elbette burada “soyan” ve “koyan” kelimelerini hukuki bir hüküm olarak değil, memleketin adalet ve siyaset anlayışındaki çelişkilere dikkat çeken bir ironi olarak kullanıyorum.
Bir tarafta finans dünyasının tartışmalı işlemleri, fonlar, borsa hareketleri ve kamuoyuna yansıyan milyarlık iddialarla anılan ama hakkında hiçbir işlem yapılmayan iktidar partisinin genel başkan yardımcısı…
Bir tarafta iddianamesi bile yazılmadan tutuklanan, içişleri bakanlığınca görevden el çektirilen muhalefetin belediye başkanı…
Biri parayı fona koyuyor, diğeri emeğini kente koyuyor…
Biri servetini kasaya koyuyor, diğeri ömrünü kodese koyuyor…
Bu ülkede önemli olan kasayı kimin doldurduğu değil, o kasadan kimin faydalandığı ya da nemalandırıldığıdır.
Asıl mesele ise vatandaşın sormaya hakkı olan “Adalet herkese aynı mesafede mi?” sorusuna bulamadığı cevaptır.
Çünkü adaletin terazisi bir gün birine ağır, ertesi gün diğerine hafif gelmeye başlarsa, toplumun adalete olan güveni de yara alır. Ve kendi adaletini kendisi aramaya kalkar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
Vatandaşı Soyup, Parayı Sayan’lar
Memleketimde “Fatma” ismi son zamanlarda tuhaf bir şekilde iki farklı hikâyenin başkahramanı gibi karşımıza çıkıyor.
Bir tarafta finans dünyasının karmaşık koridorlarında dolaşan, fonlardan, borsalardan, milyonlardan ve milyarlardan söz edilen bir Fatma…
Diğer tarafta ise İzmit’in seçilmiş Belediye Başkanı Fatma.
Birinin hikâyesinde bedavacılık ile okunan okullar, nasıl tırmanıldığı bilinmeyen siyasi kariyer basamakları ve nerden elde edildiği belli olmayan ama fona giren paralar. 2008 de iki ay çalıştığı belediye şirketinde 100.000 dolara yakın burs ile yurtdışında okuyan Fatma 2026 yılında 450 milyon dolarlık (2.300.000.000 TL) fon geliriyle konuşuluyor. Her sene rakamlar büyüyor, kasalar doluyor.
Diğer Fatma ise hikâyesinde ise para kreşe, kütüphaneye, sosyal desteğe, öğrenciye ve kente hizmet olarak dönüyor. Biri elini kolunu sallayarak hesap vermeye gerek duymadan, gariban soygunuyla elde edilen gelirlerle gününü gün ediyor. Diğeri hapishane koridorlarında ülkesi için dertlenerek volta atıyor.
Bu ülke için hangi Fatma muteber;
“Halkını Soyan mı, ülkesine katkı koyan mı?”
Elbette burada “soyan” ve “koyan” kelimelerini hukuki bir hüküm olarak değil, memleketin adalet ve siyaset anlayışındaki çelişkilere dikkat çeken bir ironi olarak kullanıyorum.
Bir tarafta finans dünyasının tartışmalı işlemleri, fonlar, borsa hareketleri ve kamuoyuna yansıyan milyarlık iddialarla anılan ama hakkında hiçbir işlem yapılmayan iktidar partisinin genel başkan yardımcısı…
Bir tarafta iddianamesi bile yazılmadan tutuklanan, içişleri bakanlığınca görevden el çektirilen muhalefetin belediye başkanı…
Biri parayı fona koyuyor, diğeri emeğini kente koyuyor…
Biri servetini kasaya koyuyor, diğeri ömrünü kodese koyuyor…
Bu ülkede önemli olan kasayı kimin doldurduğu değil, o kasadan kimin faydalandığı ya da nemalandırıldığıdır.
Asıl mesele ise vatandaşın sormaya hakkı olan “Adalet herkese aynı mesafede mi?” sorusuna bulamadığı cevaptır.
Çünkü adaletin terazisi bir gün birine ağır, ertesi gün diğerine hafif gelmeye başlarsa, toplumun adalete olan güveni de yara alır. Ve kendi adaletini kendisi aramaya kalkar.