Dostlar, takvimler nihayet 1 Ağustos’u gösterdi; yazın en civcivli, sıcağın en delikanlı zamanına resmen adım attık. Bursa’da olanlar bilir; Ağustos geldi mi Uludağ’ın o serin esintisi bile nazlanır, şehrin üzerine sanki görünmez bir fırın kapağı açılır. Şöyle Heykel’e doğru bir yürüyeyim deseniz, asfalttan yükselen hararet adamın yüzüne çarpar; çarşıda pazarda mendille alnını silen amcalardan, gölge köşe arayan esnaftan geçilmez. Biz bu topraklarda doğduk, bu sokaklarda büyüdük; Bursa’nın sıcağına da ayazına da şerbetliyizdir evelallah. Ama gelin görün ki bu sene Ağustos sadece havayı değil, sokağın gündemini de fena halde pişiriyor.
Şimdi bu kavurucu günlerde millet olarak iki büyük imtihanımız var: Biri gölgede kırk dereceyi bulan hava sıcaklığı, diğeri ise çarşıda pazarda etiketlerin getirdiği o malum cüzdan yangını. Esnaf kan ter içinde tezgahının başında rızkını arıyor, vatandaş filesini doldurabilmek için pazar pazar en uygun köşeyi kolluyor. Bizim insanımız cefakardır; sıcağa dayanır, sabreder, "Ağustos’un yarısı yaz, yarısı kıştır" diyerek teselli bulur da, şu hayat pahalılığının getirdiği hararetin önüne bir türlü serinletici bir çare bulunamaz.
Üstüne bir de şu bitmek bilmeyen yol ve altyapı çalışmaları eklenince, sıcaklık iki katına çıkıyor sanki. Hangi sokağa girseniz bir iş makinesi, bir toz duman… Tabii ki hizmete lafımız yok, baş göz üstüne; ama tam da bu ağustos sıcağında, köstebek yuvasına dönen yollarda araba kullanmak, o tozun toprağın içinde yürümek vatandaşı inceden bunaltıyor. Hani insan içinden sitem etmeden duramıyor: "Yahu bu yollarda petrol mü arıyoruz, yoksa sıcağın tadını mı çıkarıyoruz?" diye tatlı sert sormak sokağın hakkıdır.
Sözün özü aziz okurlar; Ağustos ayı berekettir, hasattır, yazın zirvesidir. Havalar ne kadar yanarsa yansın, yollar ne kadar kazılırsa kazılsın; bizim Bursa insanının o samimi sohbeti, kahvehanelerdeki o serin muhabbeti hiçbir şeye değişilmez. Önemli olan kalplerimiz soğumasın, insanlığımız, vicdanımız kurumasın. Klimaların altında pineklemek yerine, bu sıcakta alın teri döken esnafımıza bir selam verip halini hatırını sormayı ihmal etmeyin. Hepinize bol bereketli, kazasız belasız ve serin esintili bir Ağustos ayı diliyorum. Haftaya aynı köşede, yine sokağın kalbinde buluşmak üzere; kalın sağlıcakla!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Asfalttan yükselen hararet, cüzdandaki yangın!
Dostlar, takvimler nihayet 1 Ağustos’u gösterdi; yazın en civcivli, sıcağın en delikanlı zamanına resmen adım attık. Bursa’da olanlar bilir; Ağustos geldi mi Uludağ’ın o serin esintisi bile nazlanır, şehrin üzerine sanki görünmez bir fırın kapağı açılır. Şöyle Heykel’e doğru bir yürüyeyim deseniz, asfalttan yükselen hararet adamın yüzüne çarpar; çarşıda pazarda mendille alnını silen amcalardan, gölge köşe arayan esnaftan geçilmez. Biz bu topraklarda doğduk, bu sokaklarda büyüdük; Bursa’nın sıcağına da ayazına da şerbetliyizdir evelallah. Ama gelin görün ki bu sene Ağustos sadece havayı değil, sokağın gündemini de fena halde pişiriyor.
Şimdi bu kavurucu günlerde millet olarak iki büyük imtihanımız var: Biri gölgede kırk dereceyi bulan hava sıcaklığı, diğeri ise çarşıda pazarda etiketlerin getirdiği o malum cüzdan yangını. Esnaf kan ter içinde tezgahının başında rızkını arıyor, vatandaş filesini doldurabilmek için pazar pazar en uygun köşeyi kolluyor. Bizim insanımız cefakardır; sıcağa dayanır, sabreder, "Ağustos’un yarısı yaz, yarısı kıştır" diyerek teselli bulur da, şu hayat pahalılığının getirdiği hararetin önüne bir türlü serinletici bir çare bulunamaz.
Üstüne bir de şu bitmek bilmeyen yol ve altyapı çalışmaları eklenince, sıcaklık iki katına çıkıyor sanki. Hangi sokağa girseniz bir iş makinesi, bir toz duman… Tabii ki hizmete lafımız yok, baş göz üstüne; ama tam da bu ağustos sıcağında, köstebek yuvasına dönen yollarda araba kullanmak, o tozun toprağın içinde yürümek vatandaşı inceden bunaltıyor. Hani insan içinden sitem etmeden duramıyor: "Yahu bu yollarda petrol mü arıyoruz, yoksa sıcağın tadını mı çıkarıyoruz?" diye tatlı sert sormak sokağın hakkıdır.
Sözün özü aziz okurlar; Ağustos ayı berekettir, hasattır, yazın zirvesidir. Havalar ne kadar yanarsa yansın, yollar ne kadar kazılırsa kazılsın; bizim Bursa insanının o samimi sohbeti, kahvehanelerdeki o serin muhabbeti hiçbir şeye değişilmez. Önemli olan kalplerimiz soğumasın, insanlığımız, vicdanımız kurumasın. Klimaların altında pineklemek yerine, bu sıcakta alın teri döken esnafımıza bir selam verip halini hatırını sormayı ihmal etmeyin. Hepinize bol bereketli, kazasız belasız ve serin esintili bir Ağustos ayı diliyorum. Haftaya aynı köşede, yine sokağın kalbinde buluşmak üzere; kalın sağlıcakla!