Eski günleri özlemle yad etmeye, o zamanların helal helal tüten insanlığıyla bugünün buz gibi soğukluğunu kıyaslamaya devam ediyorum. Nereye dönsem, neye elime atsam "Ulan biz ne ara bu kadar mekanik, bu kadar duygusuz olduk?" diye sormaktan alıkoyamıyorum kendimi.
Geçen gün mahallede acil bir şey lazım oldu, köşedeki o dev zincir marketlerden birine girdim. Kasada önümdeki adamın hesabı 150 lira 1 kuruş tuttu. Adam cebini aradı taradı, bozuk çıkmadı. "Kardeşim 1 kuruşum eksik, sonra getirip vereyim" dedi. Kasadaki çocuk yüzüne bile bakmadan, robot gibi "Sistem izin vermiyor abi, 1 kuruş eksikse ürünü geçemem" çekip poşeti adama vermedi. Adam mahcup oldu, boynunu büktü gitti.
Ulan durdum kaldım öylece. Gözlerimin önüne bizim çocukluğumuzun emektar mahalle bakkalları geldi.
Eskiden mahalle bakkalı dediğin adam sadece bakkal değildi kardeşim. Mahallenin sırdaşıydı, bekçisiydi, emniyet supabıydı. Tatile ya da memlekete gidilirken evin anahtarı Bakkal Hüseyin Amca’ya emanet edilirdi. Okuldan dönen çocuğun cebinde harçlığı yoksa, Hüseyin Amca "Geç bakalım, paran yoksa sonra verirsin" der, defteri açar, gülümseyerek yazar ama asla adama kendini gariban hissettirmezdi. Ay sonu maaş alınınca o defter kapanır, bir de üstüne çay ısmarlanırdı. Güven vardı aramızda, samimiyet vardı.
Şimdi ne oldu peki? Mahalle aralarını devasa, ışıklı zincir marketler sardı. Bakkallarımızı tek tek kurban ettik o haramzade soğukluğa. Evet, belki her aradığını buluyorsun ama insanlığı bulamıyorsun o rafların arasında. Kasadaki çocuk suçlu değil, onu o hale getiren sistem bozuk. Yüzüne bakmayan, bir "Hayırlı işler" demene bile tepki vermeyen, 1 kuruşun eksikse arkandan laf eden bir düzene teslim olduk.
Biz o veresiye defterlerinin arasında sadece veresiye biriktirmedik; sadakati, komşuluğu ve insan olmayı biriktirdik. Güven dediğimiz o yüce duyguyu, üç beş kuruşluk indirim uğruna market kasalarında bozdurduk.
Şimdi sorun kendinize beyler: İki kuruş ucuz alacaksın diye o soğuk market kasalarına muhtaç kalmak mı güzel, yoksa kapısından girdiğinde "Ooo hoş geldin komşu" diye karşılayan mahalle bakkalının samimiyeti mi? Biz kendi ellerimizle o sıcaklığı bitirdik, şimdi soğuktan donuyoruz haberimiz yok!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Bakkal Hüseyin Amca’yı kime kurban ettik?
Eski günleri özlemle yad etmeye, o zamanların helal helal tüten insanlığıyla bugünün buz gibi soğukluğunu kıyaslamaya devam ediyorum. Nereye dönsem, neye elime atsam "Ulan biz ne ara bu kadar mekanik, bu kadar duygusuz olduk?" diye sormaktan alıkoyamıyorum kendimi.
Geçen gün mahallede acil bir şey lazım oldu, köşedeki o dev zincir marketlerden birine girdim. Kasada önümdeki adamın hesabı 150 lira 1 kuruş tuttu. Adam cebini aradı taradı, bozuk çıkmadı. "Kardeşim 1 kuruşum eksik, sonra getirip vereyim" dedi. Kasadaki çocuk yüzüne bile bakmadan, robot gibi "Sistem izin vermiyor abi, 1 kuruş eksikse ürünü geçemem" çekip poşeti adama vermedi. Adam mahcup oldu, boynunu büktü gitti.
Ulan durdum kaldım öylece. Gözlerimin önüne bizim çocukluğumuzun emektar mahalle bakkalları geldi.
Eskiden mahalle bakkalı dediğin adam sadece bakkal değildi kardeşim. Mahallenin sırdaşıydı, bekçisiydi, emniyet supabıydı. Tatile ya da memlekete gidilirken evin anahtarı Bakkal Hüseyin Amca’ya emanet edilirdi. Okuldan dönen çocuğun cebinde harçlığı yoksa, Hüseyin Amca "Geç bakalım, paran yoksa sonra verirsin" der, defteri açar, gülümseyerek yazar ama asla adama kendini gariban hissettirmezdi. Ay sonu maaş alınınca o defter kapanır, bir de üstüne çay ısmarlanırdı. Güven vardı aramızda, samimiyet vardı.
Şimdi ne oldu peki? Mahalle aralarını devasa, ışıklı zincir marketler sardı. Bakkallarımızı tek tek kurban ettik o haramzade soğukluğa. Evet, belki her aradığını buluyorsun ama insanlığı bulamıyorsun o rafların arasında. Kasadaki çocuk suçlu değil, onu o hale getiren sistem bozuk. Yüzüne bakmayan, bir "Hayırlı işler" demene bile tepki vermeyen, 1 kuruşun eksikse arkandan laf eden bir düzene teslim olduk.
Biz o veresiye defterlerinin arasında sadece veresiye biriktirmedik; sadakati, komşuluğu ve insan olmayı biriktirdik. Güven dediğimiz o yüce duyguyu, üç beş kuruşluk indirim uğruna market kasalarında bozdurduk.
Şimdi sorun kendinize beyler: İki kuruş ucuz alacaksın diye o soğuk market kasalarına muhtaç kalmak mı güzel, yoksa kapısından girdiğinde "Ooo hoş geldin komşu" diye karşılayan mahalle bakkalının samimiyeti mi? Biz kendi ellerimizle o sıcaklığı bitirdik, şimdi soğuktan donuyoruz haberimiz yok!