Takvimler öyle söylüyor. Mesajlar geliyor. Sosyal medya dolup taşıyor.
Ama içimizde bir şey aynı şeyi söylemiyor.
Sokaklara bakıyorum, eskisi gibi değil.
Kapılar çalınmıyor, çocuk sesleri eskisi kadar yükselmiyor.
Şeker toplamak için heyecanla koşan çocukların yerini, ekran başında sessizleşen bir nesil aldı.
Bayram mesajları bile artık kopyala-yapıştır.
Aynı cümleler, aynı emojiler…
Ama samimiyet yok.
Bir şey eksik…
Ama ne?
Belki de biz…
Evet, biz eksildik bu bayramlardan.
Sadece kalabalıklar değil azalan, duygular azaldı.
Ziyaretler azaldı, hatırlamalar azaldı.
En çok da “gönülden olma hali” azaldı.
Eskiden bayram bir duruştu.
Bir terbiyeydi.
Bir saygıydı.
Büyüğün eli öpülürken sadece bir gelenek yapılmazdı; bir bağ kurulurdu.
Şimdi ise çoğu kişi için bayram, sadece “tatil” demek.
Kaç gün izin var, nereye gidilecek, hangi plan yapılacak…
Ama kimse şunu sormuyor:
“Kim unutuldu bu bayramda?”
Oysa bayram; paylaşmak demekti.
Fakiri gözetmekti.
Bir kapıyı çalıp “aklındaydın” diyebilmekti.
Kırgına gitmekti, gururu bir kenara bırakmaktı.
Şimdi soruyorum:
Kaçımız gerçekten bir gönül almaya gidiyor?
Kaçımız bir yaşlının kapısını çalıp elini tutuyor?
Kaçımız bir çocuğun başını okşayıp onun bayramını bayram yapıyor?
Kaçımız sadece “hatırlamak” için bir adım atıyor?
Bayramın ruhu, sofralarda değil; kalplerde yaşar.
Ama biz kalpleri biraz ihmal ettik.
Kalabalık sofralar kurduk ama içtenliği eksik bıraktık.
Fotoğraflar çektik ama anı yaşayamadık.
Belki de sorun bayramın değişmesi değil…
Bizim değişmemiz.
Belki de biz hızlandıkça, bayram yavaş kaldı.
Biz uzaklaştıkça, bayram da bizden uzaklaştı.
Ama hâlâ geç değil.
Belki de bu bayram, kendimize dönüp şunu sormalıyız:
“Ben bu bayram kimin yüzünü güldürdüm?”
“Kim benim sayemde yalnız hissetmedi?”
“Ben gerçekten bayramı yaşadım mı?”
Çünkü bayram;
Sadece kutlanan bir gün değil,
Hissedilen bir şeydir.
Eğer bu sorulara verecek bir cevabımız yoksa…
İşte o zaman bayram sadece takvimde kalır.
Ama eğer bir kalbe dokunabiliyorsak,
Bir kırgınlığı onarabiliyorsak,
Birine “iyi ki varsın” dedirtebiliyorsak…
İşte o zaman bayram, yeniden bayram olur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Bayram var ama ruhu nerede?
Ramazan Bayramı geldi…
Peki gerçekten geldi mi?
Takvimler öyle söylüyor. Mesajlar geliyor. Sosyal medya dolup taşıyor.
Ama içimizde bir şey aynı şeyi söylemiyor.
Sokaklara bakıyorum, eskisi gibi değil.
Kapılar çalınmıyor, çocuk sesleri eskisi kadar yükselmiyor.
Şeker toplamak için heyecanla koşan çocukların yerini, ekran başında sessizleşen bir nesil aldı.
Bayram mesajları bile artık kopyala-yapıştır.
Aynı cümleler, aynı emojiler…
Ama samimiyet yok.
Bir şey eksik…
Ama ne?
Belki de biz…
Evet, biz eksildik bu bayramlardan.
Sadece kalabalıklar değil azalan, duygular azaldı.
Ziyaretler azaldı, hatırlamalar azaldı.
En çok da “gönülden olma hali” azaldı.
Eskiden bayram bir duruştu.
Bir terbiyeydi.
Bir saygıydı.
Büyüğün eli öpülürken sadece bir gelenek yapılmazdı; bir bağ kurulurdu.
Şimdi ise çoğu kişi için bayram, sadece “tatil” demek.
Kaç gün izin var, nereye gidilecek, hangi plan yapılacak…
Ama kimse şunu sormuyor:
“Kim unutuldu bu bayramda?”
Oysa bayram; paylaşmak demekti.
Fakiri gözetmekti.
Bir kapıyı çalıp “aklındaydın” diyebilmekti.
Kırgına gitmekti, gururu bir kenara bırakmaktı.
Şimdi soruyorum:
Kaçımız gerçekten bir gönül almaya gidiyor?
Kaçımız bir yaşlının kapısını çalıp elini tutuyor?
Kaçımız bir çocuğun başını okşayıp onun bayramını bayram yapıyor?
Kaçımız sadece “hatırlamak” için bir adım atıyor?
Bayramın ruhu, sofralarda değil; kalplerde yaşar.
Ama biz kalpleri biraz ihmal ettik.
Kalabalık sofralar kurduk ama içtenliği eksik bıraktık.
Fotoğraflar çektik ama anı yaşayamadık.
Belki de sorun bayramın değişmesi değil…
Bizim değişmemiz.
Belki de biz hızlandıkça, bayram yavaş kaldı.
Biz uzaklaştıkça, bayram da bizden uzaklaştı.
Ama hâlâ geç değil.
Belki de bu bayram, kendimize dönüp şunu sormalıyız:
“Ben bu bayram kimin yüzünü güldürdüm?”
“Kim benim sayemde yalnız hissetmedi?”
“Ben gerçekten bayramı yaşadım mı?”
Çünkü bayram;
Sadece kutlanan bir gün değil,
Hissedilen bir şeydir.
Eğer bu sorulara verecek bir cevabımız yoksa…
İşte o zaman bayram sadece takvimde kalır.
Ama eğer bir kalbe dokunabiliyorsak,
Bir kırgınlığı onarabiliyorsak,
Birine “iyi ki varsın” dedirtebiliyorsak…
İşte o zaman bayram, yeniden bayram olur.