Dostlar, hani geçen hafta Ağustos’un o kavurucu sıcağından, asfalttan yükselen hararetten dert yanmıştık ya; meğer o sıcağın arkasında saklanan koskoca bir Bursa geleneği varmış da haberimiz yokmuş! Ağustos ayı bizim buralarda sadece tatil, deniz, gölge arayışı demek değildir. Ağustos demek; Yenişehir ovasının o kıpkırmızı, mis kokulu domateslerinin tezgahlara inmesi, mahalle aralarında tatlı bir kışa hazırlık telaşının baş göstermesi demektir. Şöyle ara sokaklara bir göz atın hele; balkonlardan sarkan tarhana bezlerini, apartman bahçelerinde bismillah denilerek yakılan salça kazanlarını görmeye başladıysanız, bilin ki kış hazırlığı resmen başlamıştır.
Bizim insanımız çalışkandır, cefakardır ama en çok da ağzının tadını bilir. Şimdi marketlerde kavanoz kavanoz hazır salçalar sıra sıra dizilmiş bekliyor, yalan yok. Ama hangi hazır salça, mahalledeki teyzelerin, annelerin el emeği göz nuruyla, odun ateşinde saatlerce kaynattığı o buram buram memleket kokan ev salçasının yerini tutabilir? Tutamaz kardeşim! Bizim lügatimizde "Kışın hazır salça yiyen bizden değildir" gibi gizli bir kural vardır. O salçanın kokusu sokağa bir yayıldı mı, karşı komşunun hakkı geçmesin diye bir tabak da ona uzatmak bu toprakların yazılmamış kanunudur.
Tabii bu işin bir de o bildiğimiz, insanı gülümseten mahalle komedisi kısmı var. Apartman bahçesinde kazanı kurup ateşi körükleyen Ayşe Teyze ile "Çamaşırlarım is koktu" diye balkondan seslenen fistanlı komşunun o tatlı didişmesi, bu mevsimin şanındandır. Dumandan gözü yaşaranlar mı dersin, kazanın başında nöbet tutarken sıcaktan pişip "Bir daha tövbe yapmayacağım" deyip her sene aynı hevesle kazanın başına geçenler mi dersin… Hele o domatesleri taşımak için seferber edilen ailenin erkekleri! Kasaları arabadan eve taşırken çekilen o "of"lar, "puf"lar, salçalı ekmeğin üzerine sürülen ilk lokmayla birlikte unutulur gider.
Sözün özü aziz okurlar; bu telaş sadece bir kış hazırlığı değil, bizi biz yapan, komşuluğu, paylaşmayı hatırlatan en güzel bağımızdır. Hazıra konmanın moda olduğu şu devirde, toprağın bereketine emek veren, alın teriyle o kazanları kaynatan tüm analarımızın, esnafımızın ellerinden öpüyorum. Kazanlarınız dert görmesin, ağzınızın tadı hiç bozulmasın. Haftaya yine sokağın sesinde, mahallenin en sıcak köşesinde buluşmak üzere; kalın sağlıcakla!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Bursa’da Salçalık Domates Telaşı Başladı!
Dostlar, hani geçen hafta Ağustos’un o kavurucu sıcağından, asfalttan yükselen hararetten dert yanmıştık ya; meğer o sıcağın arkasında saklanan koskoca bir Bursa geleneği varmış da haberimiz yokmuş! Ağustos ayı bizim buralarda sadece tatil, deniz, gölge arayışı demek değildir. Ağustos demek; Yenişehir ovasının o kıpkırmızı, mis kokulu domateslerinin tezgahlara inmesi, mahalle aralarında tatlı bir kışa hazırlık telaşının baş göstermesi demektir. Şöyle ara sokaklara bir göz atın hele; balkonlardan sarkan tarhana bezlerini, apartman bahçelerinde bismillah denilerek yakılan salça kazanlarını görmeye başladıysanız, bilin ki kış hazırlığı resmen başlamıştır.
Bizim insanımız çalışkandır, cefakardır ama en çok da ağzının tadını bilir. Şimdi marketlerde kavanoz kavanoz hazır salçalar sıra sıra dizilmiş bekliyor, yalan yok. Ama hangi hazır salça, mahalledeki teyzelerin, annelerin el emeği göz nuruyla, odun ateşinde saatlerce kaynattığı o buram buram memleket kokan ev salçasının yerini tutabilir? Tutamaz kardeşim! Bizim lügatimizde "Kışın hazır salça yiyen bizden değildir" gibi gizli bir kural vardır. O salçanın kokusu sokağa bir yayıldı mı, karşı komşunun hakkı geçmesin diye bir tabak da ona uzatmak bu toprakların yazılmamış kanunudur.
Tabii bu işin bir de o bildiğimiz, insanı gülümseten mahalle komedisi kısmı var. Apartman bahçesinde kazanı kurup ateşi körükleyen Ayşe Teyze ile "Çamaşırlarım is koktu" diye balkondan seslenen fistanlı komşunun o tatlı didişmesi, bu mevsimin şanındandır. Dumandan gözü yaşaranlar mı dersin, kazanın başında nöbet tutarken sıcaktan pişip "Bir daha tövbe yapmayacağım" deyip her sene aynı hevesle kazanın başına geçenler mi dersin… Hele o domatesleri taşımak için seferber edilen ailenin erkekleri! Kasaları arabadan eve taşırken çekilen o "of"lar, "puf"lar, salçalı ekmeğin üzerine sürülen ilk lokmayla birlikte unutulur gider.
Sözün özü aziz okurlar; bu telaş sadece bir kış hazırlığı değil, bizi biz yapan, komşuluğu, paylaşmayı hatırlatan en güzel bağımızdır. Hazıra konmanın moda olduğu şu devirde, toprağın bereketine emek veren, alın teriyle o kazanları kaynatan tüm analarımızın, esnafımızın ellerinden öpüyorum. Kazanlarınız dert görmesin, ağzınızın tadı hiç bozulmasın. Haftaya yine sokağın sesinde, mahallenin en sıcak köşesinde buluşmak üzere; kalın sağlıcakla!