Bu hafta sonu misafirimiz vardı Bursa’da. Öyle alışveriş için, gezip fotoğraf çekip dönmelik değil; adamın niyeti baştan belliydi. “Ben termale geldim” dedi. Haklıydı. Bursa’ya kışın gelip de termali pas geçmek, simit alıp susamsız yemek gibi bir şeydir.
Uludağ’ın eteğinde, bildik termallerden birine gittik. Daha kapıdan girerken insanın üstünden şehir düşüyor. Dışarıda ayaz, içeride buhar… Montu çıkarırken bile bir rahatlama geliyor. Sanki omuzlardan yük alınıyor. Bursa’nın kışı serttir ama termali daha serttir, öyle hemen bırakmaz adamı.
Sıcak suya girince zaman başka akıyor. Telefon akla gelmiyor, saat umursanmıyor. Kimse acele etmiyor. Herkes aynı fikirde: “Biraz daha duralım.” Suyun buharı tavana yükselirken, insanın içi de yavaş yavaş gevşiyor. Konuşmalar azalıyor, yüzler yumuşuyor. Bursa’da termal biraz da susmak demek.
Misafir şaşkın tabii. “Bizde böyle şey yok” diyor. Anlatmaya çalışıyorum ama anlatılacak gibi değil. Bursa’nın suyu başka. Sıcaklığı değil meselesi, hissi başka. O su yıllardır akıyor, kim bilir kaç neslin yorgunluğunu almış. İnsanın içine işlerken, sanki geçmişten bir şeyler de getiriyor.
Termalde herkes eşittir. Kim olduğunun, ne iş yaptığının bir önemi kalmaz. Havlunu alıp girersin. Yanındaki adamla göz göze gelirsin, başınla selam verirsin. Yetiyor. Uzun muhabbete gerek yok. Bursa’da bazı şeyler sessiz yaşanır.
Çıkınca bir hafiflik oluyor. Öyle “dinlendim” değil, “rahatladım” hissi. Üzerine çay içtik, camdan Uludağ’a baktık. Kar var mı yok mu belli değil ama hava kış. İçerisi sıcak, dışarısı soğuk… Bursa’nın en sevdiğim hali bu işte.
Misafir giderken şunu dedi: “Bursa’ya bir daha gelirim ama yazın değil.” Güldüm. Çünkü bu şehir kendini en güzel kışın anlatır. Termaliyle, buharıyla, yavaşlığıyla…
Bursa’da kış üşütmez.
Doğru yere girersen, içini ısıtır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Bursa’da sıcak suya düşmek
Bu hafta sonu misafirimiz vardı Bursa’da. Öyle alışveriş için, gezip fotoğraf çekip dönmelik değil; adamın niyeti baştan belliydi. “Ben termale geldim” dedi. Haklıydı. Bursa’ya kışın gelip de termali pas geçmek, simit alıp susamsız yemek gibi bir şeydir.
Uludağ’ın eteğinde, bildik termallerden birine gittik. Daha kapıdan girerken insanın üstünden şehir düşüyor. Dışarıda ayaz, içeride buhar… Montu çıkarırken bile bir rahatlama geliyor. Sanki omuzlardan yük alınıyor. Bursa’nın kışı serttir ama termali daha serttir, öyle hemen bırakmaz adamı.
Sıcak suya girince zaman başka akıyor. Telefon akla gelmiyor, saat umursanmıyor. Kimse acele etmiyor. Herkes aynı fikirde: “Biraz daha duralım.” Suyun buharı tavana yükselirken, insanın içi de yavaş yavaş gevşiyor. Konuşmalar azalıyor, yüzler yumuşuyor. Bursa’da termal biraz da susmak demek.
Misafir şaşkın tabii. “Bizde böyle şey yok” diyor. Anlatmaya çalışıyorum ama anlatılacak gibi değil. Bursa’nın suyu başka. Sıcaklığı değil meselesi, hissi başka. O su yıllardır akıyor, kim bilir kaç neslin yorgunluğunu almış. İnsanın içine işlerken, sanki geçmişten bir şeyler de getiriyor.
Termalde herkes eşittir. Kim olduğunun, ne iş yaptığının bir önemi kalmaz. Havlunu alıp girersin. Yanındaki adamla göz göze gelirsin, başınla selam verirsin. Yetiyor. Uzun muhabbete gerek yok. Bursa’da bazı şeyler sessiz yaşanır.
Çıkınca bir hafiflik oluyor. Öyle “dinlendim” değil, “rahatladım” hissi. Üzerine çay içtik, camdan Uludağ’a baktık. Kar var mı yok mu belli değil ama hava kış. İçerisi sıcak, dışarısı soğuk… Bursa’nın en sevdiğim hali bu işte.
Misafir giderken şunu dedi: “Bursa’ya bir daha gelirim ama yazın değil.” Güldüm. Çünkü bu şehir kendini en güzel kışın anlatır. Termaliyle, buharıyla, yavaşlığıyla…
Bursa’da kış üşütmez.
Doğru yere girersen, içini ısıtır.