Bazı kaset kapakları vardı, daha şarkıyı dinlemeden içini titretirdi insanın. O fotoğraflar, o pozlar, o yazı tipleri... Sanki kapağa değil de ruhumuza yapılmış bir baskıydı onlar.
Elimizdeki üç beş harçlıkla gittiğimiz kasetçide, bazen sadece kapağına vurulup aldığımız albümler olurdu. Dinleyince beğenmezsek de kimseye çaktırmazdık. “Abi sound farklı ama sözler derin” falan diyerek sahiplenirdik. Çünkü o kaset artık bizimdi. O kapaktaki sanatçının bakışıyla, pozuyla, yüzündeki ışıkla bir bağ kurmuştuk bir kere.
Kasetin arkasını çevirirdik sonra... Şarkı isimleri yazardı sıralı.
“1. Gidemediklerimiz”,
“2. Yalancı Bahar”,
“3. Bir Tek Sen”
diye giderdi mesela. Daha dinlemeden “vay be” derdik, “şu şarkı kesin bana dokunur!”
Kimimiz kasetin içine konan o minik kitapçıklara mektup yazar gibi bakardı. Sanatçının teşekkür ettiği isimleri okurduk tek tek. “Aysun’a sonsuz teşekkürler” yazardı bir yerde, biz de düşünürdük: “Kim bu Aysun acaba? İlham mı verdin ablamız?”
Kaset kapağı bizim için sadece bir ambalaj değildi. Hayallerdi, duyguydu, özlemdi.
O albümün kapağına bakarken içimizde bir dünya kurardık.
Sahneler, ilişkiler, vedalar...
Hiç yaşamamış olsak bile, yaşanmış kadar gerçek olurdu onlar.
Bugün Spotify açınca her şey var ama hiçbir şey yok gibi. Albüm kapağı yok, dokunma yok, hayal kurma yok. Şarkılar bir tık uzakta ama ruh bir tık kadar yakın değil artık.
O yüzden hâlâ çekmecemde birkaç eski kaset durur.
Kapağı yırtık, rengi solmuş…
Ama içindeki hayaller hâlâ yepyeni.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Kaset Kapaklarından Hayal Kurmak
Bazı kaset kapakları vardı, daha şarkıyı dinlemeden içini titretirdi insanın. O fotoğraflar, o pozlar, o yazı tipleri... Sanki kapağa değil de ruhumuza yapılmış bir baskıydı onlar.
Elimizdeki üç beş harçlıkla gittiğimiz kasetçide, bazen sadece kapağına vurulup aldığımız albümler olurdu. Dinleyince beğenmezsek de kimseye çaktırmazdık. “Abi sound farklı ama sözler derin” falan diyerek sahiplenirdik. Çünkü o kaset artık bizimdi. O kapaktaki sanatçının bakışıyla, pozuyla, yüzündeki ışıkla bir bağ kurmuştuk bir kere.
Kasetin arkasını çevirirdik sonra... Şarkı isimleri yazardı sıralı.
“1. Gidemediklerimiz”,
“2. Yalancı Bahar”,
“3. Bir Tek Sen”
diye giderdi mesela. Daha dinlemeden “vay be” derdik, “şu şarkı kesin bana dokunur!”
Kimimiz kasetin içine konan o minik kitapçıklara mektup yazar gibi bakardı. Sanatçının teşekkür ettiği isimleri okurduk tek tek. “Aysun’a sonsuz teşekkürler” yazardı bir yerde, biz de düşünürdük: “Kim bu Aysun acaba? İlham mı verdin ablamız?”
Kaset kapağı bizim için sadece bir ambalaj değildi. Hayallerdi, duyguydu, özlemdi.
O albümün kapağına bakarken içimizde bir dünya kurardık.
Sahneler, ilişkiler, vedalar...
Hiç yaşamamış olsak bile, yaşanmış kadar gerçek olurdu onlar.
Bugün Spotify açınca her şey var ama hiçbir şey yok gibi. Albüm kapağı yok, dokunma yok, hayal kurma yok. Şarkılar bir tık uzakta ama ruh bir tık kadar yakın değil artık.
O yüzden hâlâ çekmecemde birkaç eski kaset durur.
Kapağı yırtık, rengi solmuş…
Ama içindeki hayaller hâlâ yepyeni.