“Asıl olay buymuş meğer” deyip kalktık ya gözlemeciden… Ama insanın aklı da, ruhu da orada kalıyor biraz. Teyzenin o lafı kulağımda dönüp duruyor:
“Dağ aceleyi sevmez.”
Arabaya bindim, ağır ağır inmeye başladım Kaz Dağları eteklerinden. Gaz desen yok, korna desen yok. Kendi kendime dedim ki… “Şu an Bursa’da olsaydım, akşam Acemler Kavşağı trafiğine denk gelseydim var ya… çoktan tansiyon çıkmıştı.”
Orada herkes bir yere yetişme derdinde. Korna sesleri, sinirler, stres… Ama burada? Kimsenin acelesi yok. Yol senin, manzara senin. İstersen dur, istersen bak, istersen hiçbir şey yapma.
Biraz ileride küçük bir köy kahvesi gördüm. Hani öyle süslü püslü değil, bildiğin köy kahvesi. Önünde birkaç masa, içeride soba köşesi… Çektim arabayı kenara, “Bir çay içmeden gitmek olmaz” dedim.
Girdim içeri, “Selamün aleyküm” dedim.
Hepsi birden, “Aleyküm selam, hoş geldin” dedi.
Bak “hoş geldin” diyor adam, tanımıyor bile.
Oturdum, çay geldi. İnce belli bardakta, mis gibi. Daha ilk yudumda anlıyorsun zaten farkı.
Gülümsedi. “İyi kaçmışsın. Ama bak, burada acele yok” dedi.
Dedim içimden, yine aynı söz…
Sohbet başladı. Zeytinden girdik, havadan çıktık. Kimse telefona bakmıyor, kimse “işim var” demiyor. Çay bitiyor, biri “Tazeleyelim” diyor.
Bir ara sustum, sadece dinledim. O an fark ettim… Şehirde insan konuşmaktan yoruluyor, burada susmak bile iyi geliyor.
Kalkarken “Hadi ben kaçayım” dedim yine alışkanlıkla.
Amcalardan biri güldü:
“Kaçma oğlum, burada kimse kovalamaz seni” dedi.
Diğeri de ekledi:
“Yolun açık olsun, yine gel. Allah kazadan beladan korusun.”
İşte o an… O sözler var ya… İçine işliyor insanın.
Arabaya bindim, yola koyuldum. Ama bu sefer kafamda ne trafik var ne stres.
Şunu düşündüm…
Bursa’da akşam olunca insan sıkışıyor, daralıyor. Ama burada insan açılıyor.
Demek ki mesele yer değilmiş sadece…
Mesele biraz da yavaşlayabilmekmiş.
Ve kabul edelim…
Dağ gerçekten aceleyi hiç sevmiyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Kaz Dağları’nda gözleme - 2
“Asıl olay buymuş meğer” deyip kalktık ya gözlemeciden… Ama insanın aklı da, ruhu da orada kalıyor biraz. Teyzenin o lafı kulağımda dönüp duruyor:
“Dağ aceleyi sevmez.”
Arabaya bindim, ağır ağır inmeye başladım Kaz Dağları eteklerinden. Gaz desen yok, korna desen yok. Kendi kendime dedim ki… “Şu an Bursa’da olsaydım, akşam Acemler Kavşağı trafiğine denk gelseydim var ya… çoktan tansiyon çıkmıştı.”
Orada herkes bir yere yetişme derdinde. Korna sesleri, sinirler, stres… Ama burada? Kimsenin acelesi yok. Yol senin, manzara senin. İstersen dur, istersen bak, istersen hiçbir şey yapma.
Biraz ileride küçük bir köy kahvesi gördüm. Hani öyle süslü püslü değil, bildiğin köy kahvesi. Önünde birkaç masa, içeride soba köşesi… Çektim arabayı kenara, “Bir çay içmeden gitmek olmaz” dedim.
Girdim içeri, “Selamün aleyküm” dedim.
Hepsi birden, “Aleyküm selam, hoş geldin” dedi.
Bak “hoş geldin” diyor adam, tanımıyor bile.
Oturdum, çay geldi. İnce belli bardakta, mis gibi. Daha ilk yudumda anlıyorsun zaten farkı.
Yan masadaki amca döndü:
“Nereden geliyorsun?” dedi.
“Bursa’dan, yazlığa geldik Altınoluk tarafına” dedim.
Gülümsedi. “İyi kaçmışsın. Ama bak, burada acele yok” dedi.
Dedim içimden, yine aynı söz…
Sohbet başladı. Zeytinden girdik, havadan çıktık. Kimse telefona bakmıyor, kimse “işim var” demiyor. Çay bitiyor, biri “Tazeleyelim” diyor.
Bir ara sustum, sadece dinledim. O an fark ettim… Şehirde insan konuşmaktan yoruluyor, burada susmak bile iyi geliyor.
Kalkarken “Hadi ben kaçayım” dedim yine alışkanlıkla.
Amcalardan biri güldü:
“Kaçma oğlum, burada kimse kovalamaz seni” dedi.
Diğeri de ekledi:
“Yolun açık olsun, yine gel. Allah kazadan beladan korusun.”
İşte o an… O sözler var ya… İçine işliyor insanın.
Arabaya bindim, yola koyuldum. Ama bu sefer kafamda ne trafik var ne stres.
Şunu düşündüm…
Bursa’da akşam olunca insan sıkışıyor, daralıyor. Ama burada insan açılıyor.
Demek ki mesele yer değilmiş sadece…
Mesele biraz da yavaşlayabilmekmiş.
Ve kabul edelim…
Dağ gerçekten aceleyi hiç sevmiyor.