Bursa’da kestane öyle marketten alınıp fırına atılan bir şey değildir. Kestane iştir, emektir, sabırdır. Kışın geldiğini takvimden değil, sokakta kestane kokusu duyunca anlarsın. O koku geldiyse bilirsin ki hava soğumuş, akşamlar uzamış, insanlar eve biraz daha erken çekilmeye başlamıştır.
Eskiden soba üstünde kızarırdı kestane. Şimdi soba azaldı ama alışkanlık gitmedi. Tava var, fırın var, hatta airfryer diyenler bile çıktı ama kusura bakmasınlar, kestane soba ister. Arada patlayacak, biri “irktim” diyecek, biri “eli yanmasın” diye uyaracak. O telaşın kendisi keyiftir zaten.
Kestane kızarken acele edilmez. Sürekli başında durursun ama bir yandan da muhabbete dalarsın. Bir tanesi erken alınır, içi ham çıkar; herkes “biraz daha duracaktı” der. Öbürü unutulur, yanar; “bunu kaçırdık” diye söylenilir. Hayatta da böyledir zaten, tam ayarında olan azdır.
Bursa’da kestane demek, oturmak demektir. Ayakta yenmez. Bir yere kurulursun. Çay varsa çay, kahve varsa kahve… Konu kendiliğinden açılır. Kimse “hadi muhabbet edelim” demez ama edilir. Eski günler gelir, mahalle konuşulur, artık olmayan şeyler anılır. Kestane burada bahane olur, asıl mesele bir arada olmaktır.
Bazı akşamlar sessizlik olur. O da muhabbetten sayılır. Herkes kestanesini soyar, arada biri “bu iyi oldu” der, öbürü başını sallar. Dışarıda soğuk vardır ama içeride bir sıcaklık dolaşır. O sıcaklık sadece kestaneden gelmez, onu herkes bilir.
Kışın sahneden çıkıp eve döndüğümde en çok yakışan şeylerden biridir kestane. Günün yorgunluğunu alır. Şarkılar susar, kelimeler azalır. Kalan şey, o yavaşlık olur. Bursa’da kış biraz da bunu öğretir insana: Yavaşlamayı.
Kestane bittiğinde akşam da bitmiş sayılır. Kabuklar kenara alınır, eller ısınmıştır. İçinde bir huzur kalır. Dışarıda kış devam eder ama sen payına düşeni almışsındır.
Bursa’da kış işte böyle…
Kestane kızar, muhabbet demlenir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Kestane Kızar, Muhabbet Demlenir
Bursa’da kestane öyle marketten alınıp fırına atılan bir şey değildir. Kestane iştir, emektir, sabırdır. Kışın geldiğini takvimden değil, sokakta kestane kokusu duyunca anlarsın. O koku geldiyse bilirsin ki hava soğumuş, akşamlar uzamış, insanlar eve biraz daha erken çekilmeye başlamıştır.
Eskiden soba üstünde kızarırdı kestane. Şimdi soba azaldı ama alışkanlık gitmedi. Tava var, fırın var, hatta airfryer diyenler bile çıktı ama kusura bakmasınlar, kestane soba ister. Arada patlayacak, biri “irktim” diyecek, biri “eli yanmasın” diye uyaracak. O telaşın kendisi keyiftir zaten.
Kestane kızarken acele edilmez. Sürekli başında durursun ama bir yandan da muhabbete dalarsın. Bir tanesi erken alınır, içi ham çıkar; herkes “biraz daha duracaktı” der. Öbürü unutulur, yanar; “bunu kaçırdık” diye söylenilir. Hayatta da böyledir zaten, tam ayarında olan azdır.
Bursa’da kestane demek, oturmak demektir. Ayakta yenmez. Bir yere kurulursun. Çay varsa çay, kahve varsa kahve… Konu kendiliğinden açılır. Kimse “hadi muhabbet edelim” demez ama edilir. Eski günler gelir, mahalle konuşulur, artık olmayan şeyler anılır. Kestane burada bahane olur, asıl mesele bir arada olmaktır.
Bazı akşamlar sessizlik olur. O da muhabbetten sayılır. Herkes kestanesini soyar, arada biri “bu iyi oldu” der, öbürü başını sallar. Dışarıda soğuk vardır ama içeride bir sıcaklık dolaşır. O sıcaklık sadece kestaneden gelmez, onu herkes bilir.
Kışın sahneden çıkıp eve döndüğümde en çok yakışan şeylerden biridir kestane. Günün yorgunluğunu alır. Şarkılar susar, kelimeler azalır. Kalan şey, o yavaşlık olur. Bursa’da kış biraz da bunu öğretir insana: Yavaşlamayı.
Kestane bittiğinde akşam da bitmiş sayılır. Kabuklar kenara alınır, eller ısınmıştır. İçinde bir huzur kalır. Dışarıda kış devam eder ama sen payına düşeni almışsındır.
Bursa’da kış işte böyle…
Kestane kızar, muhabbet demlenir.