Ramazan geldi mi, şehrin havası değişir işte… Bursa’da öyle kuru bir alışkanlık değil, resmen ruhlara dokunur. Sabah erken uyanırsın, sahur telaşı başlar; fırından taze pideler çıkar, hurmalar dizilir masaya. Ama bir garip huzur vardır o telaşın içinde. İnsan ister istemez yavaşlar, sabır gelir içe.
Ben Bursalıyım ya, eskiden Emir Sultan’a doğru yürürdük akşamüstü… Teravih sonrası avluda çocuklar koşuşturur, Karagöz-Hacivat’ı izlerdik, büyükler sohbet ederdi. Bu şehirde Ramazan demek sadece oruç değil; paylaşmak, komşuyu düşünmek, sofrayı misafirsiz bırakmamak demek. Yani bir tabak fazla koymak sadece gelenek değil, gönülden gelen bir ihtiyaç gibi.
Gün boyu insan biraz daha sakin oluyor, konuşurken dikkat ediyor, trafikte bile tahammül artıyor sanki. İster istemez maneviyat sarıyor şehri. Ulu Cami’nin avlusuna bir bakın; akşam ezanı çalar çalmaz herkes orada… Eller semaya kalkıyor, dualar birleşiyor. İnsan kalbinin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlıyor.
Ramazan aynı zamanda hayır ayı. Komşuya göndereceğin bir tatlı, bir öğrenciyi sevindirecek küçük bir yardım, ihtiyacı olan birine uzatılan el… İşte o an şehrin ruhu parlar. Umudu kesmemek gerektiğini hatırlatır bize. Her tabakta biraz sevgi, her lokmada biraz şükür vardır.
Ben sahneye çıktığım akşamlarda da bunu hissediyorum. Şarkılar değişiyor, insanlar eğlenmek için değil, birlikte olmak için geliyor. Masalar uzun, çaylar bitmiyor, muhabbet uzuyor. Ramazan, hem insanı hem şehri yavaşlatıyor ama aynı zamanda gönülleri büyütüyor.
Bursa’da Ramazan işte böyle bir şey: Evliyalar şehrinde ruhun güzelleştiği, sofraların taştığı, gönüllerin birleştiği bir ay. Pideyi keserken, hurmayı paylaşırken, Karagöz-Hacivat’a gülerken… İnsan bir kez daha anlıyor, hayat sadece telaş değilmiş, paylaşmak da varmış.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
Ramazan, Bursa'ya çok iyi geldi!
Ramazan geldi mi, şehrin havası değişir işte… Bursa’da öyle kuru bir alışkanlık değil, resmen ruhlara dokunur. Sabah erken uyanırsın, sahur telaşı başlar; fırından taze pideler çıkar, hurmalar dizilir masaya. Ama bir garip huzur vardır o telaşın içinde. İnsan ister istemez yavaşlar, sabır gelir içe.
Ben Bursalıyım ya, eskiden Emir Sultan’a doğru yürürdük akşamüstü… Teravih sonrası avluda çocuklar koşuşturur, Karagöz-Hacivat’ı izlerdik, büyükler sohbet ederdi. Bu şehirde Ramazan demek sadece oruç değil; paylaşmak, komşuyu düşünmek, sofrayı misafirsiz bırakmamak demek. Yani bir tabak fazla koymak sadece gelenek değil, gönülden gelen bir ihtiyaç gibi.
Gün boyu insan biraz daha sakin oluyor, konuşurken dikkat ediyor, trafikte bile tahammül artıyor sanki. İster istemez maneviyat sarıyor şehri. Ulu Cami’nin avlusuna bir bakın; akşam ezanı çalar çalmaz herkes orada… Eller semaya kalkıyor, dualar birleşiyor. İnsan kalbinin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlıyor.
Ramazan aynı zamanda hayır ayı. Komşuya göndereceğin bir tatlı, bir öğrenciyi sevindirecek küçük bir yardım, ihtiyacı olan birine uzatılan el… İşte o an şehrin ruhu parlar. Umudu kesmemek gerektiğini hatırlatır bize. Her tabakta biraz sevgi, her lokmada biraz şükür vardır.
Ben sahneye çıktığım akşamlarda da bunu hissediyorum. Şarkılar değişiyor, insanlar eğlenmek için değil, birlikte olmak için geliyor. Masalar uzun, çaylar bitmiyor, muhabbet uzuyor. Ramazan, hem insanı hem şehri yavaşlatıyor ama aynı zamanda gönülleri büyütüyor.
Bursa’da Ramazan işte böyle bir şey: Evliyalar şehrinde ruhun güzelleştiği, sofraların taştığı, gönüllerin birleştiği bir ay. Pideyi keserken, hurmayı paylaşırken, Karagöz-Hacivat’a gülerken… İnsan bir kez daha anlıyor, hayat sadece telaş değilmiş, paylaşmak da varmış.