Zeki Müren’i vefatının 30. yılında bir kez daha andık. Aradan otuz yıl geçti, ama sesi hâlâ radyolarda, eserleri hâlâ sahnelerde, adı hâlâ Bursa’yla birlikte anılıyor. Zeki Müren gibi bir sanatçı tek başına bir şehrin kültür tarihine yetecek kadar büyük bir değer.
Fakat Bursa’nın müzik hikâyesi ne Zeki Müren’le başladı ne de onunla bitti.
Müzeyyen Senar’ımız var. Keles’in Gököz köyünden çıkıp Türk Sanat Müziğinin “Diva”sı olan Müzeyyen Senar…
Zeki Müren’imiz var. Yıldırım Gürses, Erdinç Çelikkol gibi Türk musikisinin çok önemli isimleri var. Bir başka kulvarda kendisine bambaşka bir müzik dili kuran İlhan İrem’imiz var.
Bir şehirden bir büyük sanatçı çıkabilir, tesadüf dersiniz. Ama aynı şehir kuşaklar boyunca büyük yorumcular, bestekârlar ve müzik insanları yetiştiriyorsa artık tesadüften değil, bir kültürden bahsetmek gerekir.
Bursa’da o kültür var.
Üstelik Cumhuriyet döneminden de başlamıyor. Bursa bir Osmanlı başkentiydi. Sarayıyla, külliyeleriyle, tekkeleriyle, camileriyle, konaklarıyla bir medeniyet merkeziydi. Tekke ve cami musikisinden meşk geleneğine, Cumhuriyet döneminde kurulan musiki cemiyetlerine kadar uzanan güçlü bir damar bu şehirde yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor. Zeki Müren’in de yolunun geçtiği Bursa Türk Musiki Cemiyeti’nin köklerinin 1930’lara uzanması ve buradan nice önemli ismin yetişmesi bunun yakın tarihimizdeki karşılığı.
O hâlde soruyu sormamız gerekiyor: Bursa, bu büyük mirasının ne kadar farkında?
Elbette Zeki Müren’i anıyoruz. Müzeyyen Senar için programlar yapılıyor. İlhan İrem’i hatırlıyoruz. Konserler, sergiler, anma geceleri düzenleniyor. Bunların hepsi çok kıymetli. Emeği geçenlere de teşekkür etmek gerekiyor. Fakat Bursa’nın elindeki kültürel sermaye, yıldönümlerinde yapılan anma programlarından çok daha büyük.
Bence artık bu isimleri ayrı ayrı anmanın yanında aynı büyük Bursa hikâyesinin içerisinde buluşturmalıyız.
Bursa’nın yaşayan bir Musiki ve Müzik Hafızası Merkezi neden olmasın?
Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e, Yıldırım Gürses’ten Erdinç Çelikkol’a, İlhan İrem’e ve Bursa’nın yetiştirdiği diğer isimlere uzanan bir merkez…
Sadece fotoğrafların ve eşyaların sergilendiği klasik bir müze de değil. Plakların dinlenebildiği, notaların ve bestelerin dijital ortamda incelenebildiği, gençlerin makam ve usul öğrenebildiği, ustaların gençlerle buluştuğu, meşklerin ve küçük konserlerin gerçekleştirildiği yaşayan bir mekân.
Bunun turizm tarafını da düşünmeliyiz.
Bursa’ya gelenlere Ulu Cami’yi, Hanlar Bölgesi’ni, Tophane’yi, Cumalıkızık’ı anlatıyoruz. Neden şehrin sesini de anlatmayalım? Zeki Müren’den Müzeyyen Senar’a uzanan bir Bursa müzik rotası neden oluşturulmasın?
Hatta Bursa’nın uluslararası bir Türk Musikisi Festivali neden olmasın?
Türkiye’den, Balkanlardan ve Türk dünyasından sanatçıların geldiği; Bursa’nın yetiştirdiği ustaların eserlerinin yeniden yorumlandığı; gençlerle ustaların aynı sahnede buluştuğu bir festival bu şehre fazlasıyla yakışır.
Çünkü kültürel miras yalnızca bir hanı, hamamı veya tarihî yapıyı restore etmek değildir. Bir şarkıyı yaşatmak da kültürel mirastır. Bir makamı yeni kuşağa öğretmek, eski bir plağı korumak, bir bestekârın notasını arşivlemek ve bir sanatçının hikâyesini çocuklara anlatmak da aynı derecede önemlidir.
Zeki Müren’in vefatının üzerinden otuz yıl geçti. Hâlâ dinliyoruz.
Müzeyyen Senar’ı hâlâ dinliyoruz.
İlhan İrem’i hâlâ dinliyoruz.
Demek ki Bursa’nın yalnızca görülecek bir tarihi yok; dinlenecek bir tarihi de var.
Bursa Osmanlı’nın başkentlerinden biridir, sanayinin ve üretimin merkezidir. Ama aynı zamanda musikinin de başkentlerinden biridir.
Şimdi bize düşen, bu büyük isimleri yalnızca hatırlamak değil, onların seslerinden Bursa’nın gelecek kuşaklara bırakacağı yeni bir kültür mirası kurmaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUSTAFA EFE
Bursa’nın Sesi
Zeki Müren’i vefatının 30. yılında bir kez daha andık. Aradan otuz yıl geçti, ama sesi hâlâ radyolarda, eserleri hâlâ sahnelerde, adı hâlâ Bursa’yla birlikte anılıyor. Zeki Müren gibi bir sanatçı tek başına bir şehrin kültür tarihine yetecek kadar büyük bir değer.
Fakat Bursa’nın müzik hikâyesi ne Zeki Müren’le başladı ne de onunla bitti.
Müzeyyen Senar’ımız var. Keles’in Gököz köyünden çıkıp Türk Sanat Müziğinin “Diva”sı olan Müzeyyen Senar…
Zeki Müren’imiz var. Yıldırım Gürses, Erdinç Çelikkol gibi Türk musikisinin çok önemli isimleri var. Bir başka kulvarda kendisine bambaşka bir müzik dili kuran İlhan İrem’imiz var.
Bir şehirden bir büyük sanatçı çıkabilir, tesadüf dersiniz. Ama aynı şehir kuşaklar boyunca büyük yorumcular, bestekârlar ve müzik insanları yetiştiriyorsa artık tesadüften değil, bir kültürden bahsetmek gerekir.
Bursa’da o kültür var.
Üstelik Cumhuriyet döneminden de başlamıyor. Bursa bir Osmanlı başkentiydi. Sarayıyla, külliyeleriyle, tekkeleriyle, camileriyle, konaklarıyla bir medeniyet merkeziydi. Tekke ve cami musikisinden meşk geleneğine, Cumhuriyet döneminde kurulan musiki cemiyetlerine kadar uzanan güçlü bir damar bu şehirde yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor. Zeki Müren’in de yolunun geçtiği Bursa Türk Musiki Cemiyeti’nin köklerinin 1930’lara uzanması ve buradan nice önemli ismin yetişmesi bunun yakın tarihimizdeki karşılığı.
O hâlde soruyu sormamız gerekiyor: Bursa, bu büyük mirasının ne kadar farkında?
Elbette Zeki Müren’i anıyoruz. Müzeyyen Senar için programlar yapılıyor. İlhan İrem’i hatırlıyoruz. Konserler, sergiler, anma geceleri düzenleniyor. Bunların hepsi çok kıymetli. Emeği geçenlere de teşekkür etmek gerekiyor. Fakat Bursa’nın elindeki kültürel sermaye, yıldönümlerinde yapılan anma programlarından çok daha büyük.
Bence artık bu isimleri ayrı ayrı anmanın yanında aynı büyük Bursa hikâyesinin içerisinde buluşturmalıyız.
Bursa’nın yaşayan bir Musiki ve Müzik Hafızası Merkezi neden olmasın?
Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e, Yıldırım Gürses’ten Erdinç Çelikkol’a, İlhan İrem’e ve Bursa’nın yetiştirdiği diğer isimlere uzanan bir merkez…
Sadece fotoğrafların ve eşyaların sergilendiği klasik bir müze de değil. Plakların dinlenebildiği, notaların ve bestelerin dijital ortamda incelenebildiği, gençlerin makam ve usul öğrenebildiği, ustaların gençlerle buluştuğu, meşklerin ve küçük konserlerin gerçekleştirildiği yaşayan bir mekân.
Bunun turizm tarafını da düşünmeliyiz.
Bursa’ya gelenlere Ulu Cami’yi, Hanlar Bölgesi’ni, Tophane’yi, Cumalıkızık’ı anlatıyoruz. Neden şehrin sesini de anlatmayalım? Zeki Müren’den Müzeyyen Senar’a uzanan bir Bursa müzik rotası neden oluşturulmasın?
Hatta Bursa’nın uluslararası bir Türk Musikisi Festivali neden olmasın?
Türkiye’den, Balkanlardan ve Türk dünyasından sanatçıların geldiği; Bursa’nın yetiştirdiği ustaların eserlerinin yeniden yorumlandığı; gençlerle ustaların aynı sahnede buluştuğu bir festival bu şehre fazlasıyla yakışır.
Çünkü kültürel miras yalnızca bir hanı, hamamı veya tarihî yapıyı restore etmek değildir. Bir şarkıyı yaşatmak da kültürel mirastır. Bir makamı yeni kuşağa öğretmek, eski bir plağı korumak, bir bestekârın notasını arşivlemek ve bir sanatçının hikâyesini çocuklara anlatmak da aynı derecede önemlidir.
Zeki Müren’in vefatının üzerinden otuz yıl geçti. Hâlâ dinliyoruz.
Müzeyyen Senar’ı hâlâ dinliyoruz.
İlhan İrem’i hâlâ dinliyoruz.
Demek ki Bursa’nın yalnızca görülecek bir tarihi yok; dinlenecek bir tarihi de var.
Bursa Osmanlı’nın başkentlerinden biridir, sanayinin ve üretimin merkezidir. Ama aynı zamanda musikinin de başkentlerinden biridir.
Şimdi bize düşen, bu büyük isimleri yalnızca hatırlamak değil, onların seslerinden Bursa’nın gelecek kuşaklara bırakacağı yeni bir kültür mirası kurmaktır.