Türk siyasetinde bazı isimler vardır; söyledikleri yalnızca günlük siyaseti değil, siyasi takvimi de etkiler. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, hiç şüphesiz bu isimlerden biridir.
Yaklaşık otuz yıldır aktif siyasetin içinde bulunan Sayın Bahçeli’nin özellikle erken seçim konusundaki çıkışları, geçmişte birçok kez Türkiye’nin siyasi takvimini değiştirmiştir. Bu nedenle bu satırlar bir kulis bilgisi ya da duyum değil; yıllardır siyaseti takip eden bir gazeteci ve bir vatandaş olarak, geçmişten bugüne yaptığım bir siyasi tarih okumasıdır.
Geçmişe baktığımda dikkatimi çeken ortak bir özellik var. Türkiye’de erken seçim ihtimali ne zaman gündeme gelse, Devlet Bahçeli’nin açıklamaları her zaman belirleyici bir ağırlık taşımıştır. Bazen hiç beklenmeyen bir zamanda, bazen kendi siyasi hareketinin kısa vadeli hesaplarının aksine yaptığı değerlendirmeler, ülkeyi sandığa götüren sürecin başlangıcı olmuştur.
Bugün de siyaset yeni bir denge arayışının içerisinde.
Muhalefet yeniden şekilleniyor.
Yeni partiler kuruluyor.
Eski partiler kapanıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan gelişmeler muhalefet cephesinde yeni bir tablo oluşturuyor.
Bütün bunlar ister istemez “Acaba erken seçim ihtimali yeniden masaya gelir mi?” sorusunu gündeme taşıyor.
Anayasal açıdan bakıldığında da bu tartışmanın önemli bir boyutu bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için ya anayasa değişikliği yapılması ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması gerekiyor. Bu nedenle erken seçim tartışmaları sadece siyasi değil, aynı zamanda anayasal bir zeminde de değerlendiriliyor.
Siyasi tabloya baktığımızda erken seçimi mümkün kılabilecek unsurlar da var, zorlaştırabilecek unsurlar da…
Muhalefetin parçalı görüntüsü, yeni parti oluşumları ve muhalefet blokundaki yeniden yapılanma süreci, iktidar açısından erken seçimi daha elverişli bir seçenek hâline getirebilir. Muhalefetin çok parçalı yapısı, seçim stratejisi bakımından iktidarın elini güçlendiren önemli unsurlardan biri olarak görülebilir.
Ancak siyasetin sadece siyasi dengelerden ibaret olmadığını da unutmamak gerekiyor.
Sandığın en güçlü belirleyicisi çoğu zaman ekonomidir.
Bugün vatandaşın mutfağında konuşulan konu enflasyondur.
Hayat pahalılığıdır.
Geçim sıkıntısıdır.
Ekonomide yaşanan tabloyu herkes farklı kavramlarla ifade ediyor.
Kimisi durgunluk diyor.
Kimisi ekonomik sıkıntı diyor.
Kimisi kriz diyor.
Ben ise uzun zamandır Türkiye’nin ciddi bir iktisadi buhran yaşadığını düşünüyorum.
Belki bu kelime yüksek sesle dile getirilmiyor.
Ama buhran derinleşiyor.
İşte erken seçimin önündeki en büyük soru işareti de tam burada ortaya çıkıyor.
Siyasi şartlar erken seçimi mümkün kılabilir.
Ancak ekonomik şartlar buna ne kadar izin verir?
İktidar, seçmenin mutfağındaki yangın sürerken sandığa gitmeyi tercih eder mi?
Yoksa ekonomide toparlanma için biraz daha zaman mı ister?
Bu soruların cevabını bugün kimse kesin olarak veremez.
Ben de vermiyorum.
Ancak geçmişe baktığımda küçük de olsa bir ihtimal görüyorum.
Eğer önümüzdeki süreçte Devlet Bahçeli’den yeniden erken seçime ilişkin güçlü bir çıkış gelirse, bunu sürpriz olarak karşılamam.
Çünkü geçmişte bunun benzerlerini defalarca gördük.
Elbette bu bir kulis bilgisi değildir.
Bir temenni de değildir.
Sadece Türk siyasi tarihini okuyan bir gazetecinin yaptığı bir öngörüdür.
Yanılabilirim.
Çünkü siyaset matematik değil, yaşayan bir organizmadır.
Ancak bazen geleceği anlamanın en doğru yolu, geçmişin bıraktığı izleri doğru okuyabilmektir.
Benim yapmaya çalıştığım da tam olarak budur.
Son sözü ise her zaman olduğu gibi yine zaman söyleyecektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUSTAFA EFE
Devlet Bey erken seçim derse…
Türk siyasetinde bazı isimler vardır; söyledikleri yalnızca günlük siyaseti değil, siyasi takvimi de etkiler. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, hiç şüphesiz bu isimlerden biridir.
Yaklaşık otuz yıldır aktif siyasetin içinde bulunan Sayın Bahçeli’nin özellikle erken seçim konusundaki çıkışları, geçmişte birçok kez Türkiye’nin siyasi takvimini değiştirmiştir. Bu nedenle bu satırlar bir kulis bilgisi ya da duyum değil; yıllardır siyaseti takip eden bir gazeteci ve bir vatandaş olarak, geçmişten bugüne yaptığım bir siyasi tarih okumasıdır.
Geçmişe baktığımda dikkatimi çeken ortak bir özellik var. Türkiye’de erken seçim ihtimali ne zaman gündeme gelse, Devlet Bahçeli’nin açıklamaları her zaman belirleyici bir ağırlık taşımıştır. Bazen hiç beklenmeyen bir zamanda, bazen kendi siyasi hareketinin kısa vadeli hesaplarının aksine yaptığı değerlendirmeler, ülkeyi sandığa götüren sürecin başlangıcı olmuştur.
Bugün de siyaset yeni bir denge arayışının içerisinde.
Muhalefet yeniden şekilleniyor.
Yeni partiler kuruluyor.
Eski partiler kapanıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan gelişmeler muhalefet cephesinde yeni bir tablo oluşturuyor.
Bütün bunlar ister istemez “Acaba erken seçim ihtimali yeniden masaya gelir mi?” sorusunu gündeme taşıyor.
Anayasal açıdan bakıldığında da bu tartışmanın önemli bir boyutu bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için ya anayasa değişikliği yapılması ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması gerekiyor. Bu nedenle erken seçim tartışmaları sadece siyasi değil, aynı zamanda anayasal bir zeminde de değerlendiriliyor.
Siyasi tabloya baktığımızda erken seçimi mümkün kılabilecek unsurlar da var, zorlaştırabilecek unsurlar da…
Muhalefetin parçalı görüntüsü, yeni parti oluşumları ve muhalefet blokundaki yeniden yapılanma süreci, iktidar açısından erken seçimi daha elverişli bir seçenek hâline getirebilir. Muhalefetin çok parçalı yapısı, seçim stratejisi bakımından iktidarın elini güçlendiren önemli unsurlardan biri olarak görülebilir.
Ancak siyasetin sadece siyasi dengelerden ibaret olmadığını da unutmamak gerekiyor.
Sandığın en güçlü belirleyicisi çoğu zaman ekonomidir.
Bugün vatandaşın mutfağında konuşulan konu enflasyondur.
Hayat pahalılığıdır.
Geçim sıkıntısıdır.
Ekonomide yaşanan tabloyu herkes farklı kavramlarla ifade ediyor.
Kimisi durgunluk diyor.
Kimisi ekonomik sıkıntı diyor.
Kimisi kriz diyor.
Ben ise uzun zamandır Türkiye’nin ciddi bir iktisadi buhran yaşadığını düşünüyorum.
Belki bu kelime yüksek sesle dile getirilmiyor.
Ama buhran derinleşiyor.
İşte erken seçimin önündeki en büyük soru işareti de tam burada ortaya çıkıyor.
Siyasi şartlar erken seçimi mümkün kılabilir.
Ancak ekonomik şartlar buna ne kadar izin verir?
İktidar, seçmenin mutfağındaki yangın sürerken sandığa gitmeyi tercih eder mi?
Yoksa ekonomide toparlanma için biraz daha zaman mı ister?
Bu soruların cevabını bugün kimse kesin olarak veremez.
Ben de vermiyorum.
Ancak geçmişe baktığımda küçük de olsa bir ihtimal görüyorum.
Eğer önümüzdeki süreçte Devlet Bahçeli’den yeniden erken seçime ilişkin güçlü bir çıkış gelirse, bunu sürpriz olarak karşılamam.
Çünkü geçmişte bunun benzerlerini defalarca gördük.
Elbette bu bir kulis bilgisi değildir.
Bir temenni de değildir.
Sadece Türk siyasi tarihini okuyan bir gazetecinin yaptığı bir öngörüdür.
Yanılabilirim.
Çünkü siyaset matematik değil, yaşayan bir organizmadır.
Ancak bazen geleceği anlamanın en doğru yolu, geçmişin bıraktığı izleri doğru okuyabilmektir.
Benim yapmaya çalıştığım da tam olarak budur.
Son sözü ise her zaman olduğu gibi yine zaman söyleyecektir.