A Millî Takımımızın Uluslar Ligi’nde oynadığı son üç maça baktığımızda ortaya çıkan tabloyu başarılı bulmak mümkün değil.
Fransa karşısında Kocaeli’de alınan 1-0’lık mağlubiyet, ardından Bursa’da İtalya karşısında gelen 4-1’lik ağır yenilgi ve son olarak Belçika deplasmanındaki 3-0’lık sonuç…
Üç maç, üç mağlubiyet, atılan bir gol ve yenilen sekiz gol. Elbette karşımızda Fransa, İtalya ve Belçika gibi dünya futbolunun önemli ülkeleri var. Zaten Uluslar Ligi’nin A seviyesinde mücadele etmenin anlamı da bu takımlarla oynayabilmek.
Dolayısıyla mesele bu üç karşılaşmanın tamamını kazanamamış olmak değil. Beni asıl düşündüren, ortaya koyduğumuz futbolun gelecek adına yeterince umut vermemesi.
Dünya Kupası sonrasında yeni bir sayfa açmamız gerekirken benzer sorunların devam ettiğini görüyoruz. Kadro tercihlerini, bazı oyunculardaki ısrarı ve özellikle hücum hattındaki seçimleri anlamakta zorlanıyorum. Elimizde Arda Güler gibi dünya futbolunun önemli genç yeteneklerinden biri var ama onu tamamlayacak takım oyununu sahaya koymakta zorlanıyoruz. Santrfor tercihinden orta saha kurgusuna kadar tartışılması gereken çok şey var. Millî Takım seviyesinde isimlerden önce sistemin, formanın ağırlığından önce sahadaki oyunun konuşulması gerekiyor.
Fakat benim üzerinde durmak istediğim daha büyük bir mesele var.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun Millî Takım maçlarını Anadolu’ya yayma kararını doğru buluyorum. Kocaeli doğru tercihtir, Bursa doğru tercihtir. Eskişehir, Konya, Samsun, Gaziantep ve Türkiye’nin diğer futbol şehirleri de Millî Takım’ı ağırlamalıdır. Çünkü bu takım İstanbul’un değil, Türkiye’nin takımıdır. Hele Bursa ve Kocaeli gibi futbolun gerçekten yaşandığı, taraftar kültürünün güçlü olduğu şehirlerde Millî Takım maçlarının oynanması büyük bir avantajdır.
Ancak maçı taraftar şehrine götürüyorsanız tribünü de o şehrin taraftarına açmanız gerekir.
Benim itiraz ettiğim nokta tam olarak burada. Sponsorların Türk futboluna ve Millî Takım’a sağladığı katkıyı küçümsemiyorum. Futbolun sponsora ihtiyacı var ve destek veren şirketlerin karşılığını alması son derece doğal.
Protokolün de davetlilerin de tribünde yeri olacaktır. Ancak sponsor ve davetli kontenjanları, o şehirde yaşayan gerçek futbol seyircisinin Millî Takım’a ulaşmasını zorlaştıracak ölçüye geldiğinde sistemin yeniden düşünülmesi gerekir.
Çünkü dolu koltukla dolu tribün aynı şey değildir.
Bir davetiyeyle maça gelen insanla günler öncesinden bilet arayan, formasını giyen, çocuğunun elinden tutup stada gelen ve doksan dakika boyunca takımını desteklemeye hazırlanan taraftarın oluşturduğu atmosfer aynı olmaz.
Bursa’ya Millî Takım maçı getirmenin anlamı, Bursa’nın futbol kültürünü o maçın içerisine katabilmektir. Kocaeli’de oynamanın anlamı da Kocaelispor taraftarının yıllardır oluşturduğu futbol atmosferinden yararlanabilmektir.
Bursa’da İtalya karşısında alınan 4-1’lik mağlubiyette benim içime sinmeyen sadece skor değildi. Bursa gibi Bursaspor taraftarının yıllardır Türkiye’ye tribün kültürünün en güçlü örneklerini gösterdiği bir şehirde Millî Takım maçının çok daha başka bir atmosfere dönüşmesini beklerdim. Aynı rahatsızlığın Kocaeli’de de taraftarlar tarafından dile getirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Çözümü de zor değil. Sponsorlar davetlilerini ağırlasın, protokolün yeri ayrılsın, Millî Takım’a ekonomik katkı sağlayan şirketler bunun karşılığını alsın. Ancak tribünün büyük çoğunluğu gerçek taraftara bırakılsın. Maç hangi şehirde oynanıyorsa o şehirde yaşayan insanların makul fiyatlarla bilete ulaşabilmesi için ciddi bir kontenjan ayrılsın. Hatta Bursaspor, Kocaelispor veya Millî Takım’ın gittiği şehrin kulübünün sezonluk bilet sahiplerine sınırlı bir öncelik tanınması dahi düşünülebilir.
Çünkü Millî Takım’ı Anadolu’ya götürmenin amacı yalnızca stadı değiştirmek olmamalı. Amaç atmosferi değiştirmek, Millî Takım ile şehir arasında bağ kurmak olmalı. Maç haftasında şehir bunu hissetmeli; çarşıda forma görülmeli, sokakta maç konuşulmalı ve doksan dakika boyunca tribünden gerçek bir ev sahibi desteği gelmeli.
Sahaya dönersek orada da ciddi bir muhasebeye ihtiyacımız olduğu ortada. Üç maçta alınan üç mağlubiyet ve ortaya konulan yetersiz futbol, teknik heyetin kadro tercihinden oyun planına kadar birçok konuyu yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Bu seviyede rakiplerin güçlü olması mazeret değil; zaten güçlülerle mücadele ederek ne durumda olduğumuzu göreceğiz.
Ama Federasyonun da saha dışındaki meseleyi değerlendirmesi gerekiyor. Millî Takım hepimizin. Bursa’ya geliyorsa Bursalı bunu hissetmeli, Kocaeli’ye gidiyorsa Kocaelili o maçın kendi şehrinde oynandığını yaşayabilmeli.
Sponsor futbolun destekçisidir ve öyle de kalmalıdır.
Futbolun asıl sahibi ise taraftardır.
Millî Takım’ı Anadolu’ya götürmek doğru bir karar. Şimdi yapılması gereken, Millî Takım’ı Anadolu’nun gerçek taraftarıyla da buluşturmaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
MUSTAFA EFE
Millî Takım Halktan Uzaklaşmamalı
A Millî Takımımızın Uluslar Ligi’nde oynadığı son üç maça baktığımızda ortaya çıkan tabloyu başarılı bulmak mümkün değil.
Fransa karşısında Kocaeli’de alınan 1-0’lık mağlubiyet, ardından Bursa’da İtalya karşısında gelen 4-1’lik ağır yenilgi ve son olarak Belçika deplasmanındaki 3-0’lık sonuç…
Üç maç, üç mağlubiyet, atılan bir gol ve yenilen sekiz gol. Elbette karşımızda Fransa, İtalya ve Belçika gibi dünya futbolunun önemli ülkeleri var. Zaten Uluslar Ligi’nin A seviyesinde mücadele etmenin anlamı da bu takımlarla oynayabilmek.
Dolayısıyla mesele bu üç karşılaşmanın tamamını kazanamamış olmak değil. Beni asıl düşündüren, ortaya koyduğumuz futbolun gelecek adına yeterince umut vermemesi.
Dünya Kupası sonrasında yeni bir sayfa açmamız gerekirken benzer sorunların devam ettiğini görüyoruz. Kadro tercihlerini, bazı oyunculardaki ısrarı ve özellikle hücum hattındaki seçimleri anlamakta zorlanıyorum. Elimizde Arda Güler gibi dünya futbolunun önemli genç yeteneklerinden biri var ama onu tamamlayacak takım oyununu sahaya koymakta zorlanıyoruz. Santrfor tercihinden orta saha kurgusuna kadar tartışılması gereken çok şey var. Millî Takım seviyesinde isimlerden önce sistemin, formanın ağırlığından önce sahadaki oyunun konuşulması gerekiyor.
Fakat benim üzerinde durmak istediğim daha büyük bir mesele var.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun Millî Takım maçlarını Anadolu’ya yayma kararını doğru buluyorum. Kocaeli doğru tercihtir, Bursa doğru tercihtir. Eskişehir, Konya, Samsun, Gaziantep ve Türkiye’nin diğer futbol şehirleri de Millî Takım’ı ağırlamalıdır. Çünkü bu takım İstanbul’un değil, Türkiye’nin takımıdır. Hele Bursa ve Kocaeli gibi futbolun gerçekten yaşandığı, taraftar kültürünün güçlü olduğu şehirlerde Millî Takım maçlarının oynanması büyük bir avantajdır.
Ancak maçı taraftar şehrine götürüyorsanız tribünü de o şehrin taraftarına açmanız gerekir.
Benim itiraz ettiğim nokta tam olarak burada. Sponsorların Türk futboluna ve Millî Takım’a sağladığı katkıyı küçümsemiyorum. Futbolun sponsora ihtiyacı var ve destek veren şirketlerin karşılığını alması son derece doğal.
Protokolün de davetlilerin de tribünde yeri olacaktır. Ancak sponsor ve davetli kontenjanları, o şehirde yaşayan gerçek futbol seyircisinin Millî Takım’a ulaşmasını zorlaştıracak ölçüye geldiğinde sistemin yeniden düşünülmesi gerekir.
Çünkü dolu koltukla dolu tribün aynı şey değildir.
Bir davetiyeyle maça gelen insanla günler öncesinden bilet arayan, formasını giyen, çocuğunun elinden tutup stada gelen ve doksan dakika boyunca takımını desteklemeye hazırlanan taraftarın oluşturduğu atmosfer aynı olmaz.
Bursa’ya Millî Takım maçı getirmenin anlamı, Bursa’nın futbol kültürünü o maçın içerisine katabilmektir. Kocaeli’de oynamanın anlamı da Kocaelispor taraftarının yıllardır oluşturduğu futbol atmosferinden yararlanabilmektir.
Bursa’da İtalya karşısında alınan 4-1’lik mağlubiyette benim içime sinmeyen sadece skor değildi. Bursa gibi Bursaspor taraftarının yıllardır Türkiye’ye tribün kültürünün en güçlü örneklerini gösterdiği bir şehirde Millî Takım maçının çok daha başka bir atmosfere dönüşmesini beklerdim. Aynı rahatsızlığın Kocaeli’de de taraftarlar tarafından dile getirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Çözümü de zor değil. Sponsorlar davetlilerini ağırlasın, protokolün yeri ayrılsın, Millî Takım’a ekonomik katkı sağlayan şirketler bunun karşılığını alsın. Ancak tribünün büyük çoğunluğu gerçek taraftara bırakılsın. Maç hangi şehirde oynanıyorsa o şehirde yaşayan insanların makul fiyatlarla bilete ulaşabilmesi için ciddi bir kontenjan ayrılsın. Hatta Bursaspor, Kocaelispor veya Millî Takım’ın gittiği şehrin kulübünün sezonluk bilet sahiplerine sınırlı bir öncelik tanınması dahi düşünülebilir.
Çünkü Millî Takım’ı Anadolu’ya götürmenin amacı yalnızca stadı değiştirmek olmamalı. Amaç atmosferi değiştirmek, Millî Takım ile şehir arasında bağ kurmak olmalı. Maç haftasında şehir bunu hissetmeli; çarşıda forma görülmeli, sokakta maç konuşulmalı ve doksan dakika boyunca tribünden gerçek bir ev sahibi desteği gelmeli.
Sahaya dönersek orada da ciddi bir muhasebeye ihtiyacımız olduğu ortada. Üç maçta alınan üç mağlubiyet ve ortaya konulan yetersiz futbol, teknik heyetin kadro tercihinden oyun planına kadar birçok konuyu yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Bu seviyede rakiplerin güçlü olması mazeret değil; zaten güçlülerle mücadele ederek ne durumda olduğumuzu göreceğiz.
Ama Federasyonun da saha dışındaki meseleyi değerlendirmesi gerekiyor. Millî Takım hepimizin. Bursa’ya geliyorsa Bursalı bunu hissetmeli, Kocaeli’ye gidiyorsa Kocaelili o maçın kendi şehrinde oynandığını yaşayabilmeli.
Sponsor futbolun destekçisidir ve öyle de kalmalıdır.
Futbolun asıl sahibi ise taraftardır.
Millî Takım’ı Anadolu’ya götürmek doğru bir karar. Şimdi yapılması gereken, Millî Takım’ı Anadolu’nun gerçek taraftarıyla da buluşturmaktır.