Son günlerde Bursa’nın farklı ilçelerinden tarımsal destek haberleri geliyor. Bir belediyemiz 75 bin çilek fidesi dağıtıyor, bir başkası binlerce zeytin fidanını toprakla buluşturuyor. Büyükşehir Belediyemizin mazot ve tohum destekleri, diğer belediyelerimizin fide, fidan, gübre ve ekipman yardımları da üreticinin yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.
Öncelikle hakkını teslim edelim. Bunların hepsi doğru, kıymetli ve desteklenmesi gereken çalışmalar. Üretim maliyetlerinin arttığı, çiftçinin finansmana erişmekte zorlandığı bir dönemde yerel yönetimlerin tarıma kaynak ayırması son derece önemli. Emeği geçenleri kutlamak gerekiyor.
Ancak bütün bu güzel çalışmaların ardından aklıma bir soru geliyor: Tarımsal kalkınmayı yalnızca belediyelerin gayretiyle ne kadar ileriye taşıyabiliriz?
Bir kuşun tek kanatla uçamayacağı gibi tarımsal kalkınmanın da yalnızca bir kurumun çabasıyla gerçekleşmesini bekleyemeyiz.
Belediyelerimiz destek veriyor, projeler hazırlıyor, üreticiye ulaşmaya çalışıyor. Peki bu işin gerçek muhatapları olan ziraat odalarımız, üretici birliklerimiz, tarımsal kalkınma kooperatiflerimiz, ticaret borsalarımız ve ilgili meslek kuruluşlarımız kolektif olarak nerede?
Elbette bu kuruluşların çalışmalarını ve belediyelerle gerçekleştirdikleri iş birliklerini yok saymıyorum. Ancak ihtiyaç duyduğumuz şey, dönemsel destek programlarının ötesine geçen, bütün paydaşların aynı masada buluştuğu kalıcı bir tarımsal kalkınma modeli.
Hepimizin bildiği bir söz var: Bir insana balık verirseniz bir gün karnını doyurursunuz, balık tutmayı öğretirseniz hayatı boyunca kendi geçimini sağlayabilir.
Bugün çiftçiye verilen fide, fidan, mazot ve tohum destekleri son derece değerli. Hatta mevcut ekonomik şartlarda çoğu üretici için zorunlu. Ancak bu destekleri üreticinin kendi ayakları üzerinde durabileceği bir sistemle tamamlayamazsak her yıl aynı ihtiyaçları yeniden karşılamak zorunda kalırız.
Çiftçiye fide verdik, güzel. Peki ürün yetiştiğinde kim satın alacak? Hangi fiyattan satılacak? Üretici depolama, işleme ve pazarlama imkânlarına sahip mi? Bir sonraki yıl aynı desteğe ihtiyaç duymadan üretimini sürdürebilecek mi?
İşte burada üretici örgütlerinin sorumluluğu başlıyor.
Üreticiyi en iyi tanıyan, hangi köyde ne yetiştiğini, hangi ürünün para kazandırdığını, çiftçinin nerede zorlandığını bilen kuruluşların yalnızca desteklerin dağıtımında değil, projelerin hazırlanmasında da öncü olması gerekiyor.
Ziraat odalarımız, kooperatiflerimiz ve üretici birliklerimiz belediyelerin kapısını yalnızca destek talebiyle çalmamalı. Üretim planlaması yapmalı, maliyetleri hesaplamalı, ortak makine kullanımı, soğuk hava depoları, ürün işleme tesisleri ve pazarlama modelleri geliştirmeli. Gerektiğinde yapılan çalışmalara eleştiri ve öneriler getirerek daha verimli sonuçlar alınmasına katkı sunmalı.
Bursa’nın Yenişehir’den Karacabey’e, Mustafakemalpaşa’dan İnegöl’e uzanan güçlü bir tarımsal üretim havzası var. Belediyelerimizin ekonomik imkânları, üniversitelerimizin bilimsel birikimi, ticaret borsalarımızın piyasa tecrübesi ve üretici örgütlerimizin saha bilgisi aynı hedefte buluştuğunda çok daha büyük sonuçlar elde edilebilir.
Örneğin belediyenin verdiği fideyle üretime başlayan çiftçi, kooperatifinin kurduğu pazarlama ağıyla ürününü değerinde satabilmeli. Ticaret borsası pazar bağlantılarına katkı sunmalı, üniversite verimliliği artıracak bilimsel desteği sağlamalı, ilgili kamu kurumları da üretim planlamasıyla bu süreci tamamlamalı.
Böylece belediyenin yaptığı destek, yalnızca bir sezonluk katkı olmaktan çıkar, kalıcı bir ekonomik kazanıma dönüşür.
Ben belediyelerimizin tarıma verdiği desteklerin artarak devam etmesinden yanayım. Çünkü doğru işler yapılıyor. Ancak doğru yapılan işleri daha büyük bir kalkınma modeline dönüştürmek de hepimizin sorumluluğu.
Artık yalnızca kaç fide dağıtıldığını değil, kaç üreticinin gelirinin arttığını, kaç kooperatifin güçlendiğini ve kaç ürünün daha iyi şartlarda pazara ulaştığını konuşmalıyız.
Belediyelerimiz bir kanadı oluşturuyor. Diğer kanatta üretici örgütleri, meslek kuruluşları, üniversiteler ve ilgili kamu kurumları bulunmalı.
Çünkü tarımsal kalkınma tek kanatla uçmaz.
Balık vermek de kıymetlidir, balık tutmayı öğretmek de. Ama asıl başarı, üreticinin kendi ayakları üzerinde durabileceği sistemi hep birlikte kurabilmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
MUSTAFA EFE
Tarımsal destekler tek kanatla uçmaz!
Son günlerde Bursa’nın farklı ilçelerinden tarımsal destek haberleri geliyor. Bir belediyemiz 75 bin çilek fidesi dağıtıyor, bir başkası binlerce zeytin fidanını toprakla buluşturuyor. Büyükşehir Belediyemizin mazot ve tohum destekleri, diğer belediyelerimizin fide, fidan, gübre ve ekipman yardımları da üreticinin yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.
Öncelikle hakkını teslim edelim. Bunların hepsi doğru, kıymetli ve desteklenmesi gereken çalışmalar. Üretim maliyetlerinin arttığı, çiftçinin finansmana erişmekte zorlandığı bir dönemde yerel yönetimlerin tarıma kaynak ayırması son derece önemli. Emeği geçenleri kutlamak gerekiyor.
Ancak bütün bu güzel çalışmaların ardından aklıma bir soru geliyor: Tarımsal kalkınmayı yalnızca belediyelerin gayretiyle ne kadar ileriye taşıyabiliriz?
Bir kuşun tek kanatla uçamayacağı gibi tarımsal kalkınmanın da yalnızca bir kurumun çabasıyla gerçekleşmesini bekleyemeyiz.
Belediyelerimiz destek veriyor, projeler hazırlıyor, üreticiye ulaşmaya çalışıyor. Peki bu işin gerçek muhatapları olan ziraat odalarımız, üretici birliklerimiz, tarımsal kalkınma kooperatiflerimiz, ticaret borsalarımız ve ilgili meslek kuruluşlarımız kolektif olarak nerede?
Elbette bu kuruluşların çalışmalarını ve belediyelerle gerçekleştirdikleri iş birliklerini yok saymıyorum. Ancak ihtiyaç duyduğumuz şey, dönemsel destek programlarının ötesine geçen, bütün paydaşların aynı masada buluştuğu kalıcı bir tarımsal kalkınma modeli.
Hepimizin bildiği bir söz var: Bir insana balık verirseniz bir gün karnını doyurursunuz, balık tutmayı öğretirseniz hayatı boyunca kendi geçimini sağlayabilir.
Bugün çiftçiye verilen fide, fidan, mazot ve tohum destekleri son derece değerli. Hatta mevcut ekonomik şartlarda çoğu üretici için zorunlu. Ancak bu destekleri üreticinin kendi ayakları üzerinde durabileceği bir sistemle tamamlayamazsak her yıl aynı ihtiyaçları yeniden karşılamak zorunda kalırız.
Çiftçiye fide verdik, güzel. Peki ürün yetiştiğinde kim satın alacak? Hangi fiyattan satılacak? Üretici depolama, işleme ve pazarlama imkânlarına sahip mi? Bir sonraki yıl aynı desteğe ihtiyaç duymadan üretimini sürdürebilecek mi?
İşte burada üretici örgütlerinin sorumluluğu başlıyor.
Üreticiyi en iyi tanıyan, hangi köyde ne yetiştiğini, hangi ürünün para kazandırdığını, çiftçinin nerede zorlandığını bilen kuruluşların yalnızca desteklerin dağıtımında değil, projelerin hazırlanmasında da öncü olması gerekiyor.
Ziraat odalarımız, kooperatiflerimiz ve üretici birliklerimiz belediyelerin kapısını yalnızca destek talebiyle çalmamalı. Üretim planlaması yapmalı, maliyetleri hesaplamalı, ortak makine kullanımı, soğuk hava depoları, ürün işleme tesisleri ve pazarlama modelleri geliştirmeli. Gerektiğinde yapılan çalışmalara eleştiri ve öneriler getirerek daha verimli sonuçlar alınmasına katkı sunmalı.
Bursa’nın Yenişehir’den Karacabey’e, Mustafakemalpaşa’dan İnegöl’e uzanan güçlü bir tarımsal üretim havzası var. Belediyelerimizin ekonomik imkânları, üniversitelerimizin bilimsel birikimi, ticaret borsalarımızın piyasa tecrübesi ve üretici örgütlerimizin saha bilgisi aynı hedefte buluştuğunda çok daha büyük sonuçlar elde edilebilir.
Örneğin belediyenin verdiği fideyle üretime başlayan çiftçi, kooperatifinin kurduğu pazarlama ağıyla ürününü değerinde satabilmeli. Ticaret borsası pazar bağlantılarına katkı sunmalı, üniversite verimliliği artıracak bilimsel desteği sağlamalı, ilgili kamu kurumları da üretim planlamasıyla bu süreci tamamlamalı.
Böylece belediyenin yaptığı destek, yalnızca bir sezonluk katkı olmaktan çıkar, kalıcı bir ekonomik kazanıma dönüşür.
Ben belediyelerimizin tarıma verdiği desteklerin artarak devam etmesinden yanayım. Çünkü doğru işler yapılıyor. Ancak doğru yapılan işleri daha büyük bir kalkınma modeline dönüştürmek de hepimizin sorumluluğu.
Artık yalnızca kaç fide dağıtıldığını değil, kaç üreticinin gelirinin arttığını, kaç kooperatifin güçlendiğini ve kaç ürünün daha iyi şartlarda pazara ulaştığını konuşmalıyız.
Belediyelerimiz bir kanadı oluşturuyor. Diğer kanatta üretici örgütleri, meslek kuruluşları, üniversiteler ve ilgili kamu kurumları bulunmalı.
Çünkü tarımsal kalkınma tek kanatla uçmaz.
Balık vermek de kıymetlidir, balık tutmayı öğretmek de. Ama asıl başarı, üreticinin kendi ayakları üzerinde durabileceği sistemi hep birlikte kurabilmektir.