Hava Durumu

Üç Nokta Koyup Geçebilmeli İnsan…

Yazının Giriş Tarihi: 11.07.2026 17:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.07.2026 17:40

Srebrenitsa…
Marş Mira…
Ve “Sıra Bende”…

Bosna Savaşı'nın bittiği günden bugüne, her yıl 10 Temmuz'da anıyoruz.

Sivil toplum kuruluşlarında, bağımsız aktivistler olarak, belediyelerin düzenlediği programlarda… Türkiye'de… Bosna'da… Ve dünyanın dört bir yanında…

Ama Türkiye'de Bosna'yı anmak biraz daha farklıdır. Hele Bursa'da… Bosna'ya “Küçük Bursa” dediğimizi düşünürsek, tüm zamanların payitahtı Bursa'da Srebrenitsa'yı anmak insanın yüreğine başka türlü dokunuyor.

Bu yıl Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin Tayyare Kültür Merkezi'nde düzenlediği programa katıldım.

Biraz geç kaldığımı düşündüm. Trafik… Otopark problemi… Arabayı bırakıp hızlı hızlı yürüdüm. Sonra neredeyse koşmaya başladım.

Tayyare Kültür Merkezi'ne soluk soluğa vardığımda güvenlik görevlisi bana baktı ve gayet sakin bir şekilde: “Etkinlik henüz başlamadı. Geç kalmadınız. Çok koşmuşsunuz, kendinizi yormanıza gerek yoktu.” dedi.

Gülümsedim. Ama içimden başka bir şey geçti.

Ben bu anmalara bir basın mensubu olduğum için katılmıyorum. Bir aktivist olduğum için de değil. Bizim için bu, bir etkinlik meselesi hiç değil. Bu bir insanlık meselesi. Ve benim için aynı zamanda bir iman meselesi.

Bazı yazıları yazmak gerçekten çok zor oluyor. Bu, kelimelerimizin nazlı oluşundan değil. Yaşananları anlatmanın kolay olmayışından… Belki de kelimelerin yetmeyişinden.

İnsan bazen cümle kuramıyor. Kurmak da istemiyor. Sadece bir kelime yazıp arkasına üç nokta koymak istiyor.

Bosna…
Srebrenitsa…
Kosova…
Hocalı…
Doğu Türkistan…
Filistin…
Çeçenistan…
Kırım…

Üç nokta.

Çünkü bazı acıların sonuna nokta konulmaz. Bazı cümleler tamamlanmaz. Bazı hikâyeler “bitti” denilerek bitmez.

Ve bazı anlar vardır ki insan, insan olmaktan utanır.

Srebrenitsa, işte o anlardan biridir.

Avrupa'nın ortasında… Dünyanın gözünün önünde… “Güvenli bölge” denilen bir yerde… İnsanlar katledildi. Dünya seyretti.

Sonra raporlar yazıldı. Toplantılar yapıldı. Açıklamalar yayımlandı. Taziyeler sunuldu. İnsan haklarından bahsedildi.

Ne kadar tanıdık değil mi?

Bugün hâlâ aynı kavramları konuşuyoruz. Temel insan hakları… Savaş suçları… İnsanlığa karşı suçlar… Uluslararası hukuk…

Sonra yüzümüzü kaldırıp Batı'ya bakıyoruz. Birilerinin adalet dağıtmasını bekliyoruz.

İşte benim itirazım tam burada başlıyor.

Yüzyıllardır dünyanın dört bir yanını sömürenlerin, yağmalayanların, kendi menfaatleri uğruna sınırlar çizenlerin bize insanlık öğretmesini beklemek nasıl bir ezikliktir?

Haramilerin bize mülkiyet dersi vermesini… Hırsızların ahlak anlatmasını… Yağmacıların insan hakları öğretmesini bekliyoruz.

Sonra da neden kimsenin gelmediğine şaşırıyoruz.

Srebrenitsa'da da bekledik. Hocalı'da da… Doğu Türkistan'da da bekliyoruz. Filistin'de hâlâ bekliyoruz.

Belki artık şu gerçekle yüzleşmenin zamanı geldi:

Mazlumun çığlığı, güçlülerin çıkarlarına dokunmuyorsa dünya çoğu zaman sağırdır.

İşte bu yüzden anmak zorundayız. Hatırlamak zorundayız. Anlatmak zorundayız. Çocuklarımıza öğretmek zorundayız.

Çünkü unutmak, yalnızca geçmişe ihanet değildir. Unutmak, bir sonraki zulmün yolunu açmaktır.

Tayyare Kültür Merkezi'nin kapısında güvenlik görevlisi bana: “Kendinizi yormanıza gerek yoktu.” dedi.

Haklıydı belki. Etkinlik henüz başlamamıştı.

Ama bazı yerlere geç kalmaktan korkar insan. Bazı acılara… Bazı davalara… Bazı çığlıklara…

Çünkü insanlık, Srebrenitsa'ya bir kere geç kaldı.

Bir daha geç kalmaya hakkımız yok.

Srebrenitsa…

Üç nokta.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.