Öncelikle birkaç cümleyi kendim için yazmama izin verin. Yeniden köşe yazmaya başladığımda doğrusu bu kadar güçlü bir geri dönüş beklemiyordum.
Uzun yıllar medya yöneticiliği yaptığınızda ister istemez kaleminizi biraz geri plana bırakıyorsunuz. Siz yazmaktan çok yazdıran, konuşmaktan çok konuşturan tarafta oluyorsunuz. Genç meslektaşlarınıza alan açıyor, haberin peşinde koşuyor, gazetenin yükünü omuzluyorsunuz. Gün geliyor idari sorumluluklar, yazarlığınızın önüne geçiyor.
Sonra bir bakıyorsunuz, insanlar sessizliğinizi “Söyleyecek sözü yok…” diye yorumlamaya başlamış.
Oysa bazen susmak, söyleyecek söz bulamamaktan değil; üstlendiğiniz sorumluluğun ağırlığındandır.
Geçtiğimiz haftalarda yeniden kaleme sarıldım.
“Daha Dünya Kupası’na Gelemedik” ve “Dünya Kupası’na Gelemeden Gidiyoruz” başlıklı ilk iki köşe yazımdan sonra aldığım geridönüşler hemşerilerimin samimi değerlendirmeleri beni hem mutlu etti hem de duygulandırdı.
Demek ki özlemişiz…
Ben yazmayı…
Siz de birlikte düşünmeyi…
Bu vesileyle yazılarıma gösterdiğiniz ilgi, eleştirileriniz, önerileriniz ve güzel dilekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
***
Gelelim Dünya Kupası’na…
İlk yazımızda “Daha Dünya Kupası’na Gelemedik” demiştik. Çünkü sahada fiziksel olarak bulunan ama zihnen ve ruhen henüz turnuvaya girememiş bir Milli Takım görüntüsü vardı. İkinci yazımızın başlığı ise “Dünya Kupası’na Gelemeden Gidiyoruz” oldu. Ne yazık ki yaşananlar, bu tespitin hiç de haksız olmadığını gösterdi. Avustralya karşısında oyuna giremedik. Paraguay karşısında ise turnuvaya tutunamadık. Daha ilk dakikada yediğimiz gol, aslında sadece bir savunma hatası değildi. Turnuvaya ne kadar hazırlıklı olduğumuzun da acı bir göstergesiydi. Sonra Amerika Birleşik Devletleri karşısına çıktık. Bu kez mücadele vardı. İstek vardı. Pes etmeyen bir takım vardı. İki kez geriye düştük. İki kez ayağa kalktık. Son düdüğe kadar mücadeleyi bırakmadık ve turnuvaya galibiyetle veda ettik. Bu yönüyle futbolcularımızı kutlamak gerekir.
Ancak Dünya Kupası’nı yalnızca son maç üzerinden değerlendiremeyiz. Karşımızdaki takım, gruptan çıkmayı daha önce garantilemiş ev sahibi Amerika Birleşik Devletleri’ydi. Doğal olarak ilk iki maçın baskısını taşıyan, her puanı ölüm kalım meselesi olarak gören bir takım psikolojisinde değildi. Bizim ise kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir takım olarak bütün gücümüzü ortaya koyduk ve maçı son bölümde çevirmeyi başardık.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Aynı mücadeleyi… Aynı konsantrasyonu… Aynı kazanma arzusunu… Neden Avustralya ve Paraguay karşısında göremedik? Çünkü Dünya Kupası’nda sizi son maç değil, ilk iki maç taşır. Amerika galibiyeti elbette sevindiricidir. Ama gruptan çıkma biletini geri getirmemiştir. Ne yazık ki o tren çoktan kalkmıştı. Biz son vagona yetişmeye çalışırken, turnuva bizim için bitmişti.
İşte tam da bu yüzden bu galibiyet, turnuvanın genel fotoğrafını değiştiren tarihi bir zafer değil; erken yapılan hataların ardından gelen bir züğürt tesellisi olarak hafızalarda kalacaktır. Bunu söylerken kimseyi kırmak, emeği küçümsemek niyetinde değilim.
Tam tersine…
Bu ülkenin formasını giyen herkesin alın terine saygım sonsuz. Ama saygı duymak ile gerçekleri görmezden gelmek aynı şey değildir. Eğer gerçekten dünya futbolunda kalıcı olmak istiyorsak, başarısızlıklarımızı hakemlere, şanssızlığa ya da son maçın moraline sığınarak açıklayamayız. Önce kendimize karşı dürüst olacağız. Çünkü gelişmenin ilk şartı budur. Bu Dünya Kupası bize bir kupa kazandırmadı. Belki de daha değerlisini bıraktı.
Bir ders…
Yeter ki bu dersi doğru okuyalım. Yoksa dört yıl sonra yine aynı umutlarla ekran başına geçer… İlk hayal kırıklığında aynı bahaneleri konuşur…Son maçta alınan bir galibiyetle teselli bulmaya çalışırız. Oysa Dünya Kupası’nda moral değil, puan biriktirmek gerekir. Biz morali son maçta bulduk. Puanları ise ilk iki maçta kaybettik. İşte züğürt tesellisi tam da budur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUSTAFA EFE
Züğürt tesellisi
Öncelikle birkaç cümleyi kendim için yazmama izin verin. Yeniden köşe yazmaya başladığımda doğrusu bu kadar güçlü bir geri dönüş beklemiyordum.
Uzun yıllar medya yöneticiliği yaptığınızda ister istemez kaleminizi biraz geri plana bırakıyorsunuz. Siz yazmaktan çok yazdıran, konuşmaktan çok konuşturan tarafta oluyorsunuz. Genç meslektaşlarınıza alan açıyor, haberin peşinde koşuyor, gazetenin yükünü omuzluyorsunuz. Gün geliyor idari sorumluluklar, yazarlığınızın önüne geçiyor.
Sonra bir bakıyorsunuz, insanlar sessizliğinizi “Söyleyecek sözü yok…” diye yorumlamaya başlamış.
Oysa bazen susmak, söyleyecek söz bulamamaktan değil; üstlendiğiniz sorumluluğun ağırlığındandır.
Geçtiğimiz haftalarda yeniden kaleme sarıldım.
“Daha Dünya Kupası’na Gelemedik” ve “Dünya Kupası’na Gelemeden Gidiyoruz” başlıklı ilk iki köşe yazımdan sonra aldığım geridönüşler hemşerilerimin samimi değerlendirmeleri beni hem mutlu etti hem de duygulandırdı.
Demek ki özlemişiz…
Ben yazmayı…
Siz de birlikte düşünmeyi…
Bu vesileyle yazılarıma gösterdiğiniz ilgi, eleştirileriniz, önerileriniz ve güzel dilekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
***
Gelelim Dünya Kupası’na…
İlk yazımızda “Daha Dünya Kupası’na Gelemedik” demiştik. Çünkü sahada fiziksel olarak bulunan ama zihnen ve ruhen henüz turnuvaya girememiş bir Milli Takım görüntüsü vardı. İkinci yazımızın başlığı ise “Dünya Kupası’na Gelemeden Gidiyoruz” oldu. Ne yazık ki yaşananlar, bu tespitin hiç de haksız olmadığını gösterdi. Avustralya karşısında oyuna giremedik. Paraguay karşısında ise turnuvaya tutunamadık. Daha ilk dakikada yediğimiz gol, aslında sadece bir savunma hatası değildi. Turnuvaya ne kadar hazırlıklı olduğumuzun da acı bir göstergesiydi. Sonra Amerika Birleşik Devletleri karşısına çıktık. Bu kez mücadele vardı. İstek vardı. Pes etmeyen bir takım vardı. İki kez geriye düştük. İki kez ayağa kalktık. Son düdüğe kadar mücadeleyi bırakmadık ve turnuvaya galibiyetle veda ettik. Bu yönüyle futbolcularımızı kutlamak gerekir.
Ancak Dünya Kupası’nı yalnızca son maç üzerinden değerlendiremeyiz. Karşımızdaki takım, gruptan çıkmayı daha önce garantilemiş ev sahibi Amerika Birleşik Devletleri’ydi. Doğal olarak ilk iki maçın baskısını taşıyan, her puanı ölüm kalım meselesi olarak gören bir takım psikolojisinde değildi. Bizim ise kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir takım olarak bütün gücümüzü ortaya koyduk ve maçı son bölümde çevirmeyi başardık.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Aynı mücadeleyi… Aynı konsantrasyonu… Aynı kazanma arzusunu… Neden Avustralya ve Paraguay karşısında göremedik? Çünkü Dünya Kupası’nda sizi son maç değil, ilk iki maç taşır. Amerika galibiyeti elbette sevindiricidir. Ama gruptan çıkma biletini geri getirmemiştir. Ne yazık ki o tren çoktan kalkmıştı. Biz son vagona yetişmeye çalışırken, turnuva bizim için bitmişti.
İşte tam da bu yüzden bu galibiyet, turnuvanın genel fotoğrafını değiştiren tarihi bir zafer değil; erken yapılan hataların ardından gelen bir züğürt tesellisi olarak hafızalarda kalacaktır. Bunu söylerken kimseyi kırmak, emeği küçümsemek niyetinde değilim.
Tam tersine…
Bu ülkenin formasını giyen herkesin alın terine saygım sonsuz. Ama saygı duymak ile gerçekleri görmezden gelmek aynı şey değildir. Eğer gerçekten dünya futbolunda kalıcı olmak istiyorsak, başarısızlıklarımızı hakemlere, şanssızlığa ya da son maçın moraline sığınarak açıklayamayız. Önce kendimize karşı dürüst olacağız. Çünkü gelişmenin ilk şartı budur. Bu Dünya Kupası bize bir kupa kazandırmadı. Belki de daha değerlisini bıraktı.
Bir ders…
Yeter ki bu dersi doğru okuyalım. Yoksa dört yıl sonra yine aynı umutlarla ekran başına geçer… İlk hayal kırıklığında aynı bahaneleri konuşur…Son maçta alınan bir galibiyetle teselli bulmaya çalışırız. Oysa Dünya Kupası’nda moral değil, puan biriktirmek gerekir. Biz morali son maçta bulduk. Puanları ise ilk iki maçta kaybettik. İşte züğürt tesellisi tam da budur.