Eskiden insanlar bir iş kurarken hayal kurardı. Emeğinin karşılığını almak, ailesini geçindirmek, işini büyütmek ve birkaç insana ekmek kapısı olmak isterdi.
Bugün ise iş dünyasına baktığımızda sanki bütün bunların yerini başka bir anlayış almış durumda: Daha fazla kazanmak, daha fazla büyümek ve ne pahasına olursa olsun daha fazlasına sahip olmak...
Elbette para kazanmak kötü bir şey değil. Herkes emeğinin karşılığını almak ve daha iyi şartlarda yaşamak ister. Ancak sorun, insanın kazandıkça doymamasıyla başlıyor. Bir ev yetmiyor, bir araba yetmiyor, bir şirket yetmiyor. Kazanç arttıkça beklentiler de büyüyor. Bir noktadan sonra para ihtiyaç olmaktan çıkıp insanın hayatındaki tek amaç hâline geliyor.
Bugün bazı şirketlerde milyonlarca liralık kazançlar konuşulurken çalışanların maaşına yapılacak küçük bir zam bile sorun hâline geliyor. İşçinin emeğinden tasarruf ediliyor ama patronun lüksünden edilmiyor. Çalışandan daha fazla üretmesi bekleniyor, fakat kazançtan daha fazla pay alması istendiğinde türlü bahaneler sıralanıyor.
İnsan ister istemez soruyor: Bir şirketi büyüten çalışanların emeğiyse, neden o büyümenin nimetlerinden herkes eşit şekilde faydalanamıyor?
Bence iş dünyasının en büyük sorunlarından biri, başarının sadece para üzerinden değerlendirilmesi. Oysa bir iş insanının gerçek başarısı yalnızca banka hesabındaki rakamlarla ölçülmemeli. Çalışanına nasıl davrandığına, ticaret yaptığı insanlara ne kadar dürüst olduğuna ve kazanırken kaç kişinin hakkını gözettiğine de bakılmalı.
Ne yazık ki bazı insanlar zenginleştikçe daha cömert değil, daha doyumsuz oluyor. Kazandıkları arttıkça paylaşmak yerine daha fazlasını istiyorlar. Bir insanın cebini doldururken başka bir insanın sofrasını küçültmenin adı başarı olmamalı.
Elbette bütün iş insanlarını aynı kefeye koymak doğru değil. Çalışanının hakkını veren, dürüst ticaret yapan, kazancını paylaşmayı bilen insanlar da var. Asıl saygıyı hak edenler de onlar. Çünkü ticaretin temelinde sadece para değil, güven ve vicdan da olmalı.
Unutulmamalı ki hiçbir şirket sadece patronun parasıyla ayakta durmaz. O şirketin arkasında sabah erkenden işe giden, ailesinden zaman ayıran, alın teri döken insanlar vardır. Çalışanını görmezden gelen bir işveren, aslında kendi başarısının temelini de görmezden geliyordur.
Benim itirazım para kazananlara değil, kazandıkça insanlığını unutanlara. İşini büyütenlere değil, büyürken başkalarının hakkını küçültenlere...
Çünkü hayat dediğimiz şey sadece kazanmak ve sahip olmak üzerine kurulu değil. Bugün milyonları olan da yarın bu dünyadan gidecek, geçim derdiyle yaşayan da. Kimse servetini yanında götüremeyecek. Geriye nasıl bir insan olduğumuz ve arkamızda nasıl bir iz bıraktığımız kalacak.
Sonuç olarak; bir insanın cebini doldurup vicdanını boş bırakması başarı değildir. Bir şirketin kasasını büyütüp çalışanının umudunu küçültmesi de büyümek değildir.
Belki de artık iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu şey daha fazla sermaye değil, biraz vicdan, biraz adalet ve biraz da doymayı bilmektir.
Çünkü paranın satın alamadığı çok şey var. Bunların başında da insanlık, itibar ve temiz bir vicdan geliyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
MUZAFFER EROL
İş dünyasında açgözlülük: Kazandıkça doymayanlar
Eskiden insanlar bir iş kurarken hayal kurardı. Emeğinin karşılığını almak, ailesini geçindirmek, işini büyütmek ve birkaç insana ekmek kapısı olmak isterdi.
Bugün ise iş dünyasına baktığımızda sanki bütün bunların yerini başka bir anlayış almış durumda: Daha fazla kazanmak, daha fazla büyümek ve ne pahasına olursa olsun daha fazlasına sahip olmak...
Elbette para kazanmak kötü bir şey değil. Herkes emeğinin karşılığını almak ve daha iyi şartlarda yaşamak ister. Ancak sorun, insanın kazandıkça doymamasıyla başlıyor. Bir ev yetmiyor, bir araba yetmiyor, bir şirket yetmiyor. Kazanç arttıkça beklentiler de büyüyor. Bir noktadan sonra para ihtiyaç olmaktan çıkıp insanın hayatındaki tek amaç hâline geliyor.
Bugün bazı şirketlerde milyonlarca liralık kazançlar konuşulurken çalışanların maaşına yapılacak küçük bir zam bile sorun hâline geliyor. İşçinin emeğinden tasarruf ediliyor ama patronun lüksünden edilmiyor. Çalışandan daha fazla üretmesi bekleniyor, fakat kazançtan daha fazla pay alması istendiğinde türlü bahaneler sıralanıyor.
İnsan ister istemez soruyor: Bir şirketi büyüten çalışanların emeğiyse, neden o büyümenin nimetlerinden herkes eşit şekilde faydalanamıyor?
Bence iş dünyasının en büyük sorunlarından biri, başarının sadece para üzerinden değerlendirilmesi. Oysa bir iş insanının gerçek başarısı yalnızca banka hesabındaki rakamlarla ölçülmemeli. Çalışanına nasıl davrandığına, ticaret yaptığı insanlara ne kadar dürüst olduğuna ve kazanırken kaç kişinin hakkını gözettiğine de bakılmalı.
Ne yazık ki bazı insanlar zenginleştikçe daha cömert değil, daha doyumsuz oluyor. Kazandıkları arttıkça paylaşmak yerine daha fazlasını istiyorlar. Bir insanın cebini doldururken başka bir insanın sofrasını küçültmenin adı başarı olmamalı.
Elbette bütün iş insanlarını aynı kefeye koymak doğru değil. Çalışanının hakkını veren, dürüst ticaret yapan, kazancını paylaşmayı bilen insanlar da var. Asıl saygıyı hak edenler de onlar. Çünkü ticaretin temelinde sadece para değil, güven ve vicdan da olmalı.
Unutulmamalı ki hiçbir şirket sadece patronun parasıyla ayakta durmaz. O şirketin arkasında sabah erkenden işe giden, ailesinden zaman ayıran, alın teri döken insanlar vardır. Çalışanını görmezden gelen bir işveren, aslında kendi başarısının temelini de görmezden geliyordur.
Benim itirazım para kazananlara değil, kazandıkça insanlığını unutanlara. İşini büyütenlere değil, büyürken başkalarının hakkını küçültenlere...
Çünkü hayat dediğimiz şey sadece kazanmak ve sahip olmak üzerine kurulu değil. Bugün milyonları olan da yarın bu dünyadan gidecek, geçim derdiyle yaşayan da. Kimse servetini yanında götüremeyecek. Geriye nasıl bir insan olduğumuz ve arkamızda nasıl bir iz bıraktığımız kalacak.
Sonuç olarak; bir insanın cebini doldurup vicdanını boş bırakması başarı değildir. Bir şirketin kasasını büyütüp çalışanının umudunu küçültmesi de büyümek değildir.
Belki de artık iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu şey daha fazla sermaye değil, biraz vicdan, biraz adalet ve biraz da doymayı bilmektir.
Çünkü paranın satın alamadığı çok şey var. Bunların başında da insanlık, itibar ve temiz bir vicdan geliyor.