Dünyanın en zengin insanları ne yapıyor biliyor musunuz?
Kimisi okyanusun ortasında ada satın alıyor. Kimisi milyonlarca dolarlık yer altı sığınakları yaptırıyor. Kimisi özel güvenlik orduları kuruyor. Kimisi ise gözünü Mars'a dikmiş durumda.
Peki neden?
Çünkü onlar da bizim gördüğümüz dünyaya bakıyorlar. Belki bizden biraz daha yakından, biraz daha içeriden bakıyorlar. Ve gördükleri manzara pek iç açıcı değil.
Bir tarafta savaşlar büyüyor. Diğer tarafta iklim krizi her geçen yıl daha sert yüzünü gösteriyor. Yapay zekâ kontrolden çıkabilir mi tartışmaları sürerken, siber saldırılar ülkelerin elektrik şebekelerini bile tehdit edecek noktaya geliyor. Küresel ekonomik sistem ise en ufak sarsıntıda milyonlarca insanı yoksulluğun eşiğine sürüklüyor.
İşte tam da bu yüzden şu soru önem kazanıyor:
Teknoloji milyarderleri gerçekten kıyamete mi hazırlanıyor?
Belki de daha rahatsız edici soru şu:
Onlar geleceğe güvenmiyorsa, biz neden güvenelim?
Yıllarca insanlığa teknoloji sattılar. Daha iyi bir gelecek vaat ettiler. Dijital devrim dediler. Yapay zekâ dediler. Akıllı şehirler dediler. İnsanlığın sorunlarını çözeceklerini söylediler.
Ama şimdi aynı isimlerin bir kısmı kaçış planları yapıyor.
Bu durum insana ister istemez şunu düşündürüyor: Acaba inşa ettikleri sistemin kırılganlığını en iyi onlar mı biliyor?
Bir milyarderin Yeni Zelanda'da yer altına sığınak yaptırması sıradan bir haber değildir. Bir teknoloji patronunun Mars'ta koloni kurmayı savunması da yalnızca bilimsel merakla açıklanamaz. Bunlar aynı zamanda mevcut dünyaya duyulan güvensizliğin işaretleridir.
Asıl çelişki ise burada başlıyor.
Dünyanın kaynaklarının önemli bir kısmını kontrol eden insanlar, insanlığın ortak geleceğine yatırım yapmak yerine kendi kaçış senaryolarına yatırım yapıyor. İklim krizini durdurmak için gereken kaynakların çok küçük bir bölümüyle bile milyonlarca insanın hayatı değişebilirken, milyarlarca dolar yer altındaki lüks yaşam alanlarına harcanıyor.
Bu tabloyu gördüğünüzde insanın aklına şu geliyor:
Demek ki mesele dünyayı kurtarmak değil, felaket geldiğinde ayrıcalıkları koruyabilmek.
Tarih boyunca zenginler ve güçlüler kriz dönemlerinde hep kendilerine çıkış yolu aradı. Salgınlarda, savaşlarda, ekonomik çöküşlerde ilk korunanlar onlar oldu. Bugün değişen tek şey, teknolojinin onlara daha gelişmiş kaçış yöntemleri sunması.
Ancak burada unutulan bir gerçek var.
Dünya büyük bir felaketle karşılaşırsa hiçbir sığınak sonsuza kadar koruma sağlayamaz. Hiçbir özel güvenlik ordusu çöken bir medeniyetin ortasında kalıcı güvenlik yaratamaz. İnsanlığın ortak sorunlarından kaçış yoktur.
Çünkü iklim krizinin pasaportu yoktur.
Ekonomik çöküşün sınıf ayrımı yoktur.
Toplumsal kaos, servet listelerine bakarak kapı çalmaz.
Belki birkaç yıl daha rahat yaşarsınız. Belki birkaç duvar daha örersiniz. Belki birkaç metre daha derine inersiniz. Ama sonuçta yaşadığınız dünya yanıyorsa, sizin bahçeniz de güvende değildir.
Beni asıl düşündüren şey, milyarderlerin hazırlıkları değil.
Beni düşündüren şey, onların hazırlık yapma ihtiyacı hissetmesi.
Çünkü geleceğe dair en fazla veriye sahip insanlar, en gelişmiş teknolojilere erişen insanlar ve dünyanın en güçlü isimleri bile kendilerini güvenceye alma telaşındaysa ortada ciddi bir sorun var demektir.
Belki de kıyamet dediğimiz şey bir gün ansızın gökten düşmeyecek.
Belki kıyamet; insanların birbirine güvenini kaybetmesiyle, eşitsizliğin büyümesiyle, birkaç kişinin kurtuluş planı yaparken milyarlarca insanın kaderiyle baş başa bırakılmasıyla yavaş yavaş geliyor.
Ve belki de asıl korkmamız gereken şey, milyarderlerin kıyamete hazırlanması değil...
Kıyametin çoktan başlamış olmasıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUZAFFER EROL
Teknoloji milyarderleri kıyamete mi hazırlanıyor?
Dünyanın en zengin insanları ne yapıyor biliyor musunuz?
Kimisi okyanusun ortasında ada satın alıyor. Kimisi milyonlarca dolarlık yer altı sığınakları yaptırıyor. Kimisi özel güvenlik orduları kuruyor. Kimisi ise gözünü Mars'a dikmiş durumda.
Peki neden?
Çünkü onlar da bizim gördüğümüz dünyaya bakıyorlar. Belki bizden biraz daha yakından, biraz daha içeriden bakıyorlar. Ve gördükleri manzara pek iç açıcı değil.
Bir tarafta savaşlar büyüyor. Diğer tarafta iklim krizi her geçen yıl daha sert yüzünü gösteriyor. Yapay zekâ kontrolden çıkabilir mi tartışmaları sürerken, siber saldırılar ülkelerin elektrik şebekelerini bile tehdit edecek noktaya geliyor. Küresel ekonomik sistem ise en ufak sarsıntıda milyonlarca insanı yoksulluğun eşiğine sürüklüyor.
İşte tam da bu yüzden şu soru önem kazanıyor:
Teknoloji milyarderleri gerçekten kıyamete mi hazırlanıyor?
Belki de daha rahatsız edici soru şu:
Onlar geleceğe güvenmiyorsa, biz neden güvenelim?
Yıllarca insanlığa teknoloji sattılar. Daha iyi bir gelecek vaat ettiler. Dijital devrim dediler. Yapay zekâ dediler. Akıllı şehirler dediler. İnsanlığın sorunlarını çözeceklerini söylediler.
Ama şimdi aynı isimlerin bir kısmı kaçış planları yapıyor.
Bu durum insana ister istemez şunu düşündürüyor: Acaba inşa ettikleri sistemin kırılganlığını en iyi onlar mı biliyor?
Bir milyarderin Yeni Zelanda'da yer altına sığınak yaptırması sıradan bir haber değildir. Bir teknoloji patronunun Mars'ta koloni kurmayı savunması da yalnızca bilimsel merakla açıklanamaz. Bunlar aynı zamanda mevcut dünyaya duyulan güvensizliğin işaretleridir.
Asıl çelişki ise burada başlıyor.
Dünyanın kaynaklarının önemli bir kısmını kontrol eden insanlar, insanlığın ortak geleceğine yatırım yapmak yerine kendi kaçış senaryolarına yatırım yapıyor. İklim krizini durdurmak için gereken kaynakların çok küçük bir bölümüyle bile milyonlarca insanın hayatı değişebilirken, milyarlarca dolar yer altındaki lüks yaşam alanlarına harcanıyor.
Bu tabloyu gördüğünüzde insanın aklına şu geliyor:
Demek ki mesele dünyayı kurtarmak değil, felaket geldiğinde ayrıcalıkları koruyabilmek.
Tarih boyunca zenginler ve güçlüler kriz dönemlerinde hep kendilerine çıkış yolu aradı. Salgınlarda, savaşlarda, ekonomik çöküşlerde ilk korunanlar onlar oldu. Bugün değişen tek şey, teknolojinin onlara daha gelişmiş kaçış yöntemleri sunması.
Ancak burada unutulan bir gerçek var.
Dünya büyük bir felaketle karşılaşırsa hiçbir sığınak sonsuza kadar koruma sağlayamaz. Hiçbir özel güvenlik ordusu çöken bir medeniyetin ortasında kalıcı güvenlik yaratamaz. İnsanlığın ortak sorunlarından kaçış yoktur.
Çünkü iklim krizinin pasaportu yoktur.
Ekonomik çöküşün sınıf ayrımı yoktur.
Toplumsal kaos, servet listelerine bakarak kapı çalmaz.
Belki birkaç yıl daha rahat yaşarsınız. Belki birkaç duvar daha örersiniz. Belki birkaç metre daha derine inersiniz. Ama sonuçta yaşadığınız dünya yanıyorsa, sizin bahçeniz de güvende değildir.
Beni asıl düşündüren şey, milyarderlerin hazırlıkları değil.
Beni düşündüren şey, onların hazırlık yapma ihtiyacı hissetmesi.
Çünkü geleceğe dair en fazla veriye sahip insanlar, en gelişmiş teknolojilere erişen insanlar ve dünyanın en güçlü isimleri bile kendilerini güvenceye alma telaşındaysa ortada ciddi bir sorun var demektir.
Belki de kıyamet dediğimiz şey bir gün ansızın gökten düşmeyecek.
Belki kıyamet; insanların birbirine güvenini kaybetmesiyle, eşitsizliğin büyümesiyle, birkaç kişinin kurtuluş planı yaparken milyarlarca insanın kaderiyle baş başa bırakılmasıyla yavaş yavaş geliyor.
Ve belki de asıl korkmamız gereken şey, milyarderlerin kıyamete hazırlanması değil...
Kıyametin çoktan başlamış olmasıdır.