Her yaz aynı soruyu soruyoruz: "Bu yıl turist gelecek mi?" Ardından otellerin doluluk oranları, havaalanı istatistikleri ve turizm gelirleri konuşuluyor.
Ama asıl soruyu sormaktan hep kaçıyoruz: İnsanlar neden başka ülkeleri tercih ederken Türkiye konusunda iki kez düşünmek zorunda kalıyor?
Bana göre bunun en büyük sebebi, sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmememiz. Dünyanın birçok ülkesi bizim kadar tarihî mirasa, doğal güzelliğe ve kültürel zenginliğe sahip değil.
Buna rağmen o ülkeler, ellerindeki imkânı planlı bir şekilde pazarlıyor; biz ise çoğu zaman elimizdeki cevheri hoyratça tüketiyoruz.
Turist sadece denize girmek için gelmez.
Güvende hissetmek, rahat dolaşmak, temiz sokaklar görmek, dürüst esnafla karşılaşmak ve ödediği paranın karşılığını almak ister.
Eğer bir turist, bir restoranda yerli müşteriye uygulanan fiyatın birkaç katını ödüyorsa, taksiye binerken kazıklanmaktan çekiniyorsa ya da gittiği her yerde "Nasıl daha fazla para alabiliriz?" anlayışıyla karşılaşıyorsa, bir daha neden gelsin?
Daha da önemlisi, döndüğünde çevresine Türkiye'yi neden tavsiye etsin?
Bir başka sorun da plansızlıktır.
Bir şehirde yıllarca ayakta kalan tarihî yapılar, yanlış restorasyonlarla özgünlüğünü kaybediyor.
Sahiller betonlaşıyor, yeşil alanlar azalıyor, doğal güzellikler kısa vadeli kazanç uğruna zarar görüyor.
Oysa turizmin en büyük sermayesi doğa ve kültürel mirastır. Bunları kaybettiğimizde, yerine koyabileceğimiz hiçbir şey yok.
Uluslararası basında çıkan olumsuz haberler de etkili oluyor. Haklı ya da haksız, dışarıdan bakan bir insan kararını çoğu zaman gördüğü manşetlere göre veriyor.
Güvenlik, siyasi gerginlikler veya kriz haberleri, insanlar için tatil planını değiştirmeye yetebiliyor.
Tatil, kimsenin risk almak istediği bir alan değildir.
Üstelik dünyada rekabet artık çok daha sert. Yunanistan, İspanya, Hırvatistan, Portekiz ve daha birçok ülke turist çekebilmek için sürekli kendini geliştiriyor.
Hizmet kalitesini artırıyor, çevresini koruyor, ulaşımı kolaylaştırıyor ve turisti sadece bir müşteri değil, yeniden gelmesini istedikleri bir misafir olarak görüyor.
Biz ise bazen kısa vadeli kazancı uzun vadeli itibardan daha önemli görebiliyoruz.
Beni en çok düşündüren ise şu: Turizm sadece döviz kazandıran bir sektör olarak görülüyor. Oysa turizm, bir ülkenin dünyaya açılan vitrini.
Ülkeye gelen bir turist, sadece otelde kalmıyor; ülkenin insanını, kültürünü, şehirlerini ve yaşam biçimini tanıyor.
Buradan mutlu ayrılan bir kişi, aslında en güçlü tanıtım elçimiz oluyor. Memnun ayrılmayan biri ise onlarca kişiye olumsuz deneyimini anlatıyor. Günümüzde sosyal medyada yapılan tek bir paylaşım bile binlerce insanın fikrini etkileyebiliyor.
Türkiye'nin eksiği ne denizidir ne tarihi ne de doğası. Eksiğimiz, bunları koruma ve doğru yönetme konusundaki kararlılıktır. Daha temiz şehirler, daha şeffaf fiyat politikaları, daha kaliteli hizmet ve sürdürülebilir turizm anlayışı olmadan kalıcı başarı beklemek zor.
Belki de artık "Turist neden gelmiyor?" diye sormayı bırakıp "Biz turistin yeniden gelmesini sağlayacak ne yapıyoruz?" diye sormanın zamanı geldi.
Çünkü gerçek değişim, mazeret üretmekle değil, eksiklerimizi dürüstçe kabul edip onları gidermekle başlar.
Türkiye'nin potansiyeli tartışılmaz. Tartışılması gereken, bu potansiyeli neden her zaman en iyi şekilde değerlendiremediğimizdir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUZAFFER EROL
Turist neden gelmiyor? Aynaya bakmanın zamanı
Her yaz aynı soruyu soruyoruz: "Bu yıl turist gelecek mi?" Ardından otellerin doluluk oranları, havaalanı istatistikleri ve turizm gelirleri konuşuluyor.
Ama asıl soruyu sormaktan hep kaçıyoruz: İnsanlar neden başka ülkeleri tercih ederken Türkiye konusunda iki kez düşünmek zorunda kalıyor?
Bana göre bunun en büyük sebebi, sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmememiz. Dünyanın birçok ülkesi bizim kadar tarihî mirasa, doğal güzelliğe ve kültürel zenginliğe sahip değil.
Buna rağmen o ülkeler, ellerindeki imkânı planlı bir şekilde pazarlıyor; biz ise çoğu zaman elimizdeki cevheri hoyratça tüketiyoruz.
Turist sadece denize girmek için gelmez.
Güvende hissetmek, rahat dolaşmak, temiz sokaklar görmek, dürüst esnafla karşılaşmak ve ödediği paranın karşılığını almak ister.
Eğer bir turist, bir restoranda yerli müşteriye uygulanan fiyatın birkaç katını ödüyorsa, taksiye binerken kazıklanmaktan çekiniyorsa ya da gittiği her yerde "Nasıl daha fazla para alabiliriz?" anlayışıyla karşılaşıyorsa, bir daha neden gelsin?
Daha da önemlisi, döndüğünde çevresine Türkiye'yi neden tavsiye etsin?
Bir başka sorun da plansızlıktır.
Bir şehirde yıllarca ayakta kalan tarihî yapılar, yanlış restorasyonlarla özgünlüğünü kaybediyor.
Sahiller betonlaşıyor, yeşil alanlar azalıyor, doğal güzellikler kısa vadeli kazanç uğruna zarar görüyor.
Oysa turizmin en büyük sermayesi doğa ve kültürel mirastır. Bunları kaybettiğimizde, yerine koyabileceğimiz hiçbir şey yok.
Uluslararası basında çıkan olumsuz haberler de etkili oluyor. Haklı ya da haksız, dışarıdan bakan bir insan kararını çoğu zaman gördüğü manşetlere göre veriyor.
Güvenlik, siyasi gerginlikler veya kriz haberleri, insanlar için tatil planını değiştirmeye yetebiliyor.
Tatil, kimsenin risk almak istediği bir alan değildir.
Üstelik dünyada rekabet artık çok daha sert. Yunanistan, İspanya, Hırvatistan, Portekiz ve daha birçok ülke turist çekebilmek için sürekli kendini geliştiriyor.
Hizmet kalitesini artırıyor, çevresini koruyor, ulaşımı kolaylaştırıyor ve turisti sadece bir müşteri değil, yeniden gelmesini istedikleri bir misafir olarak görüyor.
Biz ise bazen kısa vadeli kazancı uzun vadeli itibardan daha önemli görebiliyoruz.
Beni en çok düşündüren ise şu: Turizm sadece döviz kazandıran bir sektör olarak görülüyor. Oysa turizm, bir ülkenin dünyaya açılan vitrini.
Ülkeye gelen bir turist, sadece otelde kalmıyor; ülkenin insanını, kültürünü, şehirlerini ve yaşam biçimini tanıyor.
Buradan mutlu ayrılan bir kişi, aslında en güçlü tanıtım elçimiz oluyor. Memnun ayrılmayan biri ise onlarca kişiye olumsuz deneyimini anlatıyor. Günümüzde sosyal medyada yapılan tek bir paylaşım bile binlerce insanın fikrini etkileyebiliyor.
Türkiye'nin eksiği ne denizidir ne tarihi ne de doğası. Eksiğimiz, bunları koruma ve doğru yönetme konusundaki kararlılıktır. Daha temiz şehirler, daha şeffaf fiyat politikaları, daha kaliteli hizmet ve sürdürülebilir turizm anlayışı olmadan kalıcı başarı beklemek zor.
Belki de artık "Turist neden gelmiyor?" diye sormayı bırakıp "Biz turistin yeniden gelmesini sağlayacak ne yapıyoruz?" diye sormanın zamanı geldi.
Çünkü gerçek değişim, mazeret üretmekle değil, eksiklerimizi dürüstçe kabul edip onları gidermekle başlar.
Türkiye'nin potansiyeli tartışılmaz. Tartışılması gereken, bu potansiyeli neden her zaman en iyi şekilde değerlendiremediğimizdir.