Geçen yazımızda Safiye Ayla Hanımın: “Yayıncıyım diyorsun Bestekar Ahmet Rasim’in yazmış olduğu Osmanlı Tarihi vardır biliyor musun?” dedi. Hayır dedim. İşte onu Latin harflerine çevir bu millete okut. O Osmanlıya hakaret etmeden onun kitabını yazan o devirlerde ender rastlanan kimselerdendi” demişti.

Fakir, bendeniz bu tavsiyeyi aldığında kırk yaşına merdiven dayamıştı. Kur’an okumayı bilmekle beraber, Osmanlıca yazıyı okumayı bilmiyordum. İlk işim Osmanlıcayı okumayı öğrenmeye çalıştım. O esnada iki oğlum da: “Baba yabancı lisan mı öğreniyorsun?” diye latife ediyorlardı.”

Osmanlıca okumayı söktüm, birkaç tane küçük hacimli yazılar kaleme
alarak alıştırmalara giriştim. Safiye hanımın tavsiyesindeki, şu ifade: “Latin harflerine çevirt bu millete okut.” ifadatı, bir görev tevdiatı gibi geldiydi. 1977’de belediye otobüsünde aldığımız vazifeyi 2002 yılında yani çeyrek asır sonra EMRE Yayınları tarafından ‘Osmanlı Tarihi Ahmet Rasim’ namı ile büyük boy altı cilt, 2697 sahife olarak neşir hayatımıza hazırlayan Metin Hasırcı ifadatı ile neşr olunmuş
oldu. Ahmet Rasim Bey’in tarihini esas alarak tamamen onun tarz ve
metoduna sadık kalarak eseri tamamladım.

Gördüm ki, Ahmet Rasim Bey, Osmanlı devletine, milletine ve padişahına
asla edebe aykırılığı görülecek tek bir satır karalamamış. Eserini Sultan Abdülaziz Han'ın vefatıyla tamamlamış. 5. Murad ve aslında pek şikayetçi olduğu 2. Abdülhamit devrine, 2. Meşrutiyetin dönek kalemlerine itibar etmemiş. Onlar gibi nimetlendikleri padişahlarına ihanet etmemiştir. Biz Abdülaziz devrinden sonraki bölüme yine Ahmet
Rasim merhumun ‘İstibdattan Milli Hakimiyete adlı eserini de, onun usul ve uslubu'na riayetle Latinize ederek tarihinin sonuna ilave ettik. Böylece bu eseri yazılmış olduğu 1925 sonrasındaki senelerden bu tarafa ilk defa, harf devrimi yüzünden okumaktan mahrum kalanların bu şansa ermeleri için, kendi hayatından ve anlayışından, maceralarından, musikide de, Ahmet Rasim Bey tarihini seçtik. Bana kalırsa bunda da, isabet ettik. Bu sebeple bize Ahmet Rasim Beyi tavsiye eden Safiye Ayla Targan hanımefendiye ve eşi Peygamberimiz (S.A.V)'in torunlarından olan, Şerif Muhiddin Targan merhum ile Zincirlikuyu kabristanındaki medfeninde, yan yana yatarlarken Rahmeti ilahiye ulaşmalarını niyaz ederim.

FALAKA

Ahmet Rasim Bey, ‘Falaka’ adlı eserinde kendi çocukluğunu şöyle anlatıyor: “Daha küçüktüm henüz sekiz dokuz yaşında vardım. Ana yavrusu ah! Anamı pek severim benim hem anam, hem de, Veliyi nimetimdir. Onun el dikişi dikerek beni beslediğini bilirim ben afacan. Zavallı kadın maişetini istila eden mihneti zaruret arasında
komşulardan azar işitir idi. Benim için onu azarlarlar, Ya birinin çocuğunu döverim, ya top oynarken camını kırarım. Mektepten kaçtım mı artık haftalarca gitmem. Gitsem dayak var!”

Şimdi okurlarımın dikkatini çekmek isterim o da, şu: Ahmet Rasim Bey 1864’ doğumlu olduğuna göre, bahsettiği yaramazlıkları on yaşında yapmış olsa ki, pek uygundur, çünkü 1876 senesinde Darüşşafakaya girdiğine göre demek ki, 1876’an önce ülkemiz de top biliniyor ve Ahmet Rasim Bey oynamaktay'mış! Ahmet Rasim Bey 1876 senesinde 12 Haziran’da başladığı Darüşşafaka’yı 20 Haziran 1883 yılında
birincilikle bitirir. Fiemanillah

Kaynak : Osmanlı Tarihi/ Ahmet Rasim / Hazırlıyan Metin Hasırcı